Kaymaz Zemin


Edindiğimiz bilgilerle kendimizin ve başkalarının hayatına yön veririz çoğu zaman, bu bazen denk gelir iyi bir yön tutturulabilir, denk gelmediği daha çoktur. Daha yeni bilgileri arar insanoğlu, beyni işler, üşenmez, sistematize eder. Çeşitli ölçüler sunulur, gayret edilir, profesyonellik dediğimiz, işin pedagojisini, psikolojisini, sosyolojisini gözeten yönlendirmeler de olur, güzel sonuçlar beklenir, bu kadar gayretin karşılığı güzel bir istikamet verir bazen. Bütün bu gayret insanların doğru istikamet tutturup, istifadeli bir hayat yaşamaları için gösterilir kabul edelim biz. Gayret gösterenler, emek çektiği işten sonuç almak, faydalanmak isterler. Eğitim verenler-alanlar, bir şekilde yaşadıkları ortama uymuş, hiperaktif kişilikler dahi ehlileştirilmiştir çoğu zaman. Bazen de bakarsınız, bin bir emek ve gayretle işlenen bu insanlar falsolar yapmış ve sistemleri alaşağı olmuş. Normaldir, kul yapısı, illaki arıza verecek. 

İlahî olana bakarsak eğer, onda en çok verim alınan, insandaki tek köklü değişikliği yapan, kişiyi bir halden bir hale çeviren bir husus var ki işte onunla bütün işler hayra dönüşür. Onunla insanlar, en şedîd olanından en naif olanına, en öfkeli olanından en halîm olanına, aynı safta kenetlenmiş, sağlam bir binaya dönüşür (Saff/4). İmandır o hususiyyet, şimdilerde dürüstlük denen ‘emîn’lik ondan neşet eder. Mensuplarını kalplerinden tutar, sâlih amelleriyle bünyesine dahil eder. Öylesine dahil eder ki çıkaracak güç yoktur. Gönüllülük esasını ihlasla alır, şeytanın vesvesesine kapıları kapar (İsrâ/65). 

İnsanlar hangi eğitimden geçerse geçsin buraya kaydolabilir. Diploma, belge, referans istemez.  Bünyesine aldığını özgün ve hür haliyle kahraman eyler. Kayıtlara düştüğü anda liste başı eder, muhatap olunur artık şah damarından yakın olana. Bunu sağlayacak başka özellik tanımadım ben. Hayırsız sandığımız haller iman ile hayra dönüşür. İnsanlara pek sevimli gelmeyen, hatta ürkütücü olan celâl, Hz. Ömer iman ettiğinde adaletle tezahür etmemiş miydi? Onun öfkesine neden olan hususlarda vahiy gelerek öfkesini haklı kılmamış mıydı? Bir hatırlayalım da, ona göre mağribî hoşgörü dayatmalarını maşrıka sevdirmeyelim. Şimdilerin pasiflik olarak niteleyeceği hilm, Hz. Ebu Bekir’de sadakat olarak yer etmemiş miydi? Sözüm ona Ebu Zer sevdalılarının düşman olduğu zenginlik, Sıddık-ı Ekber ile Osman-ı Zinnureyn’in amelleri ile zekâtın, infakın ana unsuru olmamış mıydı? “Allah yolunda mallarını son kuruşuna kadar verdiler, bir gecede fakirleştiler” diyenleri duymasak mı acaba? 

Asıl olanın yani sadakanın, infakın, zekâtın ‘kaynağı’ kesilir mi hiç? Onların mal varlığı israfın, ihtirasın, iflasın malzemesi olmadı. Aksine, kıyamete kadar sâlih amelin asil misalleri oldular sonraki sadıklara. İflas eden birine, kimse Hz. Ebu Bekir gibi, Hz. Osman gibi demez arkadaşlar. Bilakis dini için cömertçe sarf eden müminler, onlardan ve nicelerinden öğrenmiş dua ediyorlar karz-ı hasenleri ile. Mümtaz halifeyi, bazı zaaflarla, mesela acizlik veya kayırmacılık ile ananları hiç duymasak mı? O kadar aciz biri Zinnureyn olma payesine layık olabilir miydi? Hilm sahibi olanların mirasçıları, “kesilir belki fakat çekmeye gelmez boynum” derlerdi. Hz. Ali, Hz. Hatice, Hz. Âişe, hangisini sayalım? Birilerinin aşağı gördüğü kişi, bakmışsınız peygamberin sahabelerinin kumandanı (Hz. Üsame b. Zeyd). Hepsi cehd edenlerin öncüleri, mücahit, hepsi kahraman. 

Dünyanın başka bir yerinde, mensuplarını artan bir istikrarla bünyesine alan, ilk insanla başlayan sistemini hiç değiştirmeden sürdüren, kıyamete kadar bâkî başka bir sistem duydunuz mu?  İlahî olanla yarışılamaz ki. Bazı ihtilafları sürekli gözümüze sokanlara inat, dünyanın her yerinde aynı takvim işler. O zamandan bu zamana ilahi olanın mensupları dakiktir, inanmazsanız Ramazan ayında takip edin, siz hiç ikindi vakti iftar yapan bir Müslüman topluluk duydunuz mu? Ya da Ramazan Bayramı’nda kurban kesilmeli diyen bir cemaat veya sabah namazını kılmak için kuşlukta camiye çağıran bir imam? Örnekler çok, basit bir şey değil bu, dinin asılları söz konusu olunca mensuplarının yüreği ‘Hak’ diye atar, müdahil olurlar aykırılıklara. Hele bir de silkinsinler, görün siz o zaman.

sefikaleyla5@gmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

Yazıyı Yorumla

Yorumlar / 3

  • Hursit Peker | 02 Temmuz 2020 16:12

    Vahyi ölçü alarak "edindiğimiz bilgilerle kendimizin ve başkalarının hayatına yön ve güzel bir istikamet verir"iz. Bazen de vahiyden kopuk akılla falsolar yapar(ız). Illa ki kul yapısı arıza verir. " İlahi olana bakarak onunla bütün işler hayra dönüşür. Şah damarından daha yakın olandan her iki alemde insan izzet ve onur bulur" Hz. Ebubekir, Hz Ömer, Hz Osman ve sahabelerle örnekler vererek, mensuplarını bunyesinde mutlu kılan bir sistem duydunuz mu? sorusunu insanları muhatap kılan böyle güzel bir espriyi canlandırmanız tebrike şayandır. Tebrik ederiz. Ilerisi daha güzel olacak Allah'ın izniyle...

  • Azize | 02 Temmuz 2020 12:42

    Tam da postmodernizmi düşünüp üzerine bir mail yazacakken denk geldi. Zaman ve mekan değişse de hakkın özü değişmiyor, hak yolundakilerin yapması gerekenler de. Ellerine sağlık Leyla abla. Allah bire bin versin inşallah.

  • Nevin Güler | 02 Temmuz 2020 12:35

    MEAL-TEFSİR BUL SÛRELER MEALLER FİHRİST DERSLER KURAN ÖĞRENİYORUM TEFSİR DERSLERİ KIRAAT DERSLERİ HAKKIMIZDA İLETİŞİM KURAN OKU Kur'an-ı Kerim Konu Fihristi / A Harfi Allah ve Resûlüne itaat ile ilgili ayetler (15 kayıt) Nisâ / 13. Ayet تِلْكَ حُدُودُ اللّٰهِۜ وَمَنْ يُطِعِ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ يُدْخِلْهُ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۜ وَذٰلِكَ الْفَوْزُ الْعَظ۪يمُ İşte bunlar Allah’ın belirlediği sınırlardır. Kim Allah’a ve Pey­gam­beri’ne itaat ederse Allah onu, içinde ebedî kalmak üzere altlarından ırmaklar akan cennetlere yerleştirir. İşte en büyük başarı ve kurtuluş budur. insanlara fikir ve eylemleri ile bu prensip doğrultusunda hareket edilirse İşte o zaman değerli olacak ve faydası dokunacaktir.. yüreğine sağlık kalemine bereket... ablacığım

YAZARIN SON 5 YAZISI
06Tem

Hak Verilmezse

29Haz

Kaymaz Zemin

22Haz

Yolu baştan ‘veli’ Çizmeli

08Haz

Benzemeyenler

28May

Tohumu sulamak…