‘Başınız sağ olsun’


Böyle başlıyor hikâye... 

Bu cümleyle ortak olmaya çalışıyorlar acımıza…

Biz kalabalıklar içerisinde yalnızlığı tadıyoruz daha ilk günden. Herkes yavaş yavaş çekilirken etrafımızdan işte o zaman anlıyoruz eksildiğimizi. Birlikte yaptığımız şeyleri artık tek başımıza yapmaya kalktığımızda anlıyoruz yalnızlığımızı. Söylemek isteyip de söyleyemediklerimizi / söylemememiz gerekenleri söylediklerimizi. Pişmanlıklarımı, siluetini her hatırladığımda gülen yüzünü, özlemlerimi, hasretlerimi… Son bir kez sarılabilseydim sana. Son defa gülseydin yüzüme şeklinde imkânsızlıklarımızı. Yapmak isteyip te yapamadıklarımızı. Ruhumuzu dinlendiremediğimizi. Kalabalıklar içerisinde yalnızlığımızı. Anlaşılamadığımızı / anlaşılmak istenmediğimi.

Bir birlikteliğin sonlandığını. Paylaştığımız acılarımızı / sevinçlerimizi. Aynı gözle bakmaya çalıştığımız hayatımızı. İnsanların mutluluğuna adanmış ömrümüzü. Yaşadığımız kente faydalarımızı. Kent hafızasına katkılarımızı. Sonra yalnızlığımızı… Geriye dönüp baktığımızda yapamadıklarımızı / yaşayamadıklarımızı. İçimizi kaplayan bir hüzün, gözlerimiz nemli. Anlatamadıklarımız / söyleyemediklerimiz… 

Sonra anlıyoruz aczi yetimizi. Biz ölüme yenik düşerken geride bıraktıklarımızı. Paylaşılmamış duygularımızı, yüzleşmekten korktuğumuz gerçekleri. Bir veda havasına büründüğümüzde, bütün sırlarımızı bir ağacın dallarına asıyoruz. Sonra geriye dahi bakamıyoruz / bakmıyoruz… Geride bir tek sen, ben ve yalnızlık. Hazır değildik ayrılığa, bir vedanın sığ sularında kaybolduk. Tıpkı ölüm gibi. Dönüşü olmayan bir yolculuğa çıkıyorsun ve ben veda edemiyorum sana. İkimizde vedalaşmayı sevmedik… Kalbine sıkılan son kurşun koparıyordu seni benden. Bir el dahi sallayamamıştım bu gidişe. “ Dur “ diyemedim. Öylece bakakaldım ardından. Gözyaşlarımı içime akıtarak, acılarımı tarif edemeden yaşıyorum şehrin sessiz sokaklarında… 

Her şeyi yarım bırakıyoruz, tıpkı hayatımız gibi. Yaşanmışlıkları / yaşayamadıklarımızı. Sadece hatıralarda kalan birlikteliğimiz. Ağlamalarımız / gülmelerimiz. Bir rüzgâr savururken bizi makûs talihimize, her birimiz ayrı bir yerde yaşamaya mahkûm kalıyoruz… 

Herkes kendine pay çıkarıyor “en çok beni seviyordu”  ya da “en çok bana yakındı” cümleleriyle. İçimde gün geçtikçe çentik çentik açılan ve giderek acıtan bir sızı duyuyorum. Sözcüklerin dahi yetim kaldığı noktadayım. Şu sıralar geçiriyorum tırnaklarımı bedenime, söküp alıyorum yüreğimi avucuma, siz ortaklık etmek isterken ben yahut bize, hani diyorsunuz ya “Başınız sağ olsun” diye. İşte o anda içimde kopan fırtına ile demek istiyorum ki; “Demeyin öyle. Çünkü benim abim öldü.” 

(Bu yazımı 26 Ekim 2019’da vefat eden Memiş Doğan abime ithaf ediyorum)
 

ahmetkeskin

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
05Kas

‘Başınız sağ olsun’

08Nis

NASIL HOCA OLUNUR?