Sevgi yalnız Allah için olmalıdır


Allah, kâinattaki bütün eşyayı bir hikmet ve nizam ile yaratmıştır. Bu nizam bir gayeyi hedeflemekte olup yaratıcının bilinmesinin en önemli delilidir. Varlıkların hikmeti ve nizamlı yaratılışı düşünen insanların ve İslâm düşünürlerinin dikkatini çekmiş bu özellik ve güzellikleri Allah'ın birliğine, kuvvet ve kudretine delil olarak kabullenmişlerdir, Yaratılışın en yüce gayesi, Allah'a tereddütsüz iman etmek ve onu tanımaktır. Bütün noksan sıfatlardan münezzeh, yüce ve muttasıf olan Allah'ı, tanımak ve ona kulluk borcunu ihlasla yerine getirmek, gönül huzurunun kaynağıdır: Yüce Rabbimiz, bu huzuru elde eden, o mutlu Mü’min kullarından övgü ile bahsetmiş ve onların kavuşacakları mükâfatları müjdelemiştir. “Onlar ki, iman etmişler ve salih ameller işlemişlerdir, ne mutlu onlara, varacakları yer de ne güzeldir”( Rad:13/29 “İslam dini gereğince müminler, hiç kimseye karşı iyi davranmaktan, adalet ve ihsandan men edilmiş olmadıkları gibi, bilâkis İslam dışındaki gayri Müslimlere karşı bile, insanlık Hukukuna riayet, ahitte sebat, ciddiyet, merhamet ve yardımseverlik gibi hususlarda hiçbir ayırım yapmadan, aslında imanın gereği olan bu güzel huy ve özellikleri yerine getirmesi zaten müminin şiarıdır.

 Müminler, her şeyden önce Allah’a iman konusunda samimidir. Kendi aralarında sevgiyi ve dostluğu da ön planda tutmaları yine dinin bir gereğidir. Allah'tan başkasına nefsini teslim etmeyecek olan mü’min dostlarını da yine sadece Allah dostları arasından seçer ve ancak onları sevebilir. Allah Resulü (s.a.v) Efendimiz, Ebû Hüreyre (r.a) den rivayet edilen meşhur Hadis-i Şeriflerinde şöyle buyurdu:  “Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selâmı yayınız. (Müslim, Îmân 93–94.)    

Mü’minler, ancak bir birlerini sevmeleri, böyle olunca da yardımlaşma, dayanışma,  maddi ve manevi güç birliği açısından büyük merhaleler kat edecekleri muhakkaktır. Ama kendi aralarındaki dostluğu hafife alır da, Kâfirlerin dostluğuna meyl’etmeleri halinde Rablerinin rızasını kaybetmelerinin yanı sıra, imanına ve ciddiyetine aykırı düşen bu davranış elbette Rabbi tarafından da hoş karşılanmayacaktır. Nitekim:  Rabbimiz şu ayet-i kerime ile böyle bir davranışı kesin bir dille yasaklamıştır. 

 “Müminler, müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmesin ve onu her kim yaparsa Allah'dan ilişiği kesilmiş olur, ancak onlardan bir korunma yapmanız başkadır. Bununla beraber Allah sizi kendisinden korunmanız hususunda uyarır. Nihâyet gidiş Allah'adır.” (Ali İmran: 3/28:)  Zira Her şeyi çok iyi bilen Rabbimiz mü’min kullarını bu tehlikelerden korumak için böyle bir  ikazda bulunmaktadır:  Bundan dolayı kesinlikle müminler İslam dışı yaşayanlarla ve kâfirlerle içli dışlı olmaktan ve onlarla yakın dostluktan sakınmalıdırlar.                                                                                                                              

 Mü’minlerin Allah yoluna tabi olarak, birbirleri ile sevgi ve dayanışma içinde, muntazam ve huzurlu yaşayışları,  ahiret mutluluğuna, hazırlanmakta sebat göstermeleri, kendilerini çekemeyen gayri Müslimler, münafıklar ve İslam düşmanları tarafından bu mutlu ve huzurlu yaşayış tarzından daima alıkonulmak istenmektedirler. Her dönemde bütün kanlı olaylara Müslümanların ve islam ülkelerinin muhatap seçilmesi ap açık bunun bir göstergesidir.

 Mü’minleri şer ve musibetlerden korumayı murad eden yüce Allah (c.c) gerçek kullarını, o bozguncu ve fesat insanlara karşı Kur’an-ı Kerimin birçok ayetlerinde uyarmaktadır. Nitekim: Arka arkaya nazil olmuş şu üç ayeti birlikte gözden geçirdiğimizde Rabbimizin bu uyarılarının vehameti bütün açıklığı ile daha da öne çıkmaktadır:

“Ey iman edenler! Kendi dışınızdakilerden sırdaş edinmeyin. Çünkü onlar size fenalık etmekten asla geri kalmazlar, hep sıkıntıya düşmenizi isterler. Kin ve düşmanlıkları ağızlarından taşmaktadır. Kalplerinde gizledikleri ise daha büyüktür…

“İşte siz öyle kimselersiniz ki, onları seversiniz, halbuki onlar sizi sevmezler, siz kitap (lar) ın hepsine inanırsınız, onlarsa sizinle buluştukları zaman "inandık" derler. Baş başa kaldıkları zaman da kinlerinden dolayı parmaklarının uçlarını ısırırlar. De ki: "kininizle geberin!, Şüphesiz ki Allah göğüslerin (Kalplerin) özünü bilir.”, “Size bir iyilik dokunsa fenalarına gider, başınıza bir kötülük gelse onunla sevinirler. Eğer sabreder ve Allah’tan gereğince korkarsanız, onların hileleri size hiçbir zarar vermez; çünkü Allah onları kendi amelleriyle kuşatmıştır.  (A’li İmran 3/118, 119, 120) Aşağıdaki Mücadele suresinde bu konu biraz daha derinleşerek ifade buyrulmaktadır:  “Allah'a ve Ahiret gününe inanan bir milletin, babaları, oğulları, kardeşleri yahut akrabaları da olsa Allah'a ve Resulüne düşman olanlarla dostluk ettiğini görmezsiniz.( Mücadele 58 / 22.) 

Bütün bu Ayet ve Hadisler bize gösteriyor ki: Allah'a iman eden, Allah'tan korkan, Allah'ı seven Müslüman, başta Peygamberini canından çok sever.” Böyle olunca :: “Peygamberin sevdiklerini de sever. Onun Ashab-ını (r.a), Tabiin'i sever. Evliyaullahı sever,. Müçtehitleri ve fukahayı, ulemayı sever,  Ehl-i Beyt ‘ni sever. İslam büyüklerini ve Müslüman Devlet adamlarını sever. Allah için canlarını vermiş gerçek şehidleri sever, İhlaslı mücahidleri sever Müslüman Sevdiklerini Allah için sever ve sevmediklerin de yine Allah için Buğz’eder.  “Selam ve Dua ile “

mabaltaci44@gmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!