Yaşanabilir bir kent için halk katılımının sağlanması


(Geçen yazdan devam -3)

Demokratik batılı ülkelerde yerel yönetimler demokrasinin beşiği ve demokrasi okulu olarak görülmektedir. Bunun böyle kabul edilmesinin temelinde belediye yöneticilerinin kente ilişkin aldığı kararlarda yerel halkın etkili olması gelmektedir. Bir belde halkının bir hizmeti talep edip etmeyeceği, talep edecekse o hizmetin görülme şeklinin nasıl olması gerektiğinin sorulması o kentte yaşayan insanları daha huzurlu kılacaktır. Zira bireyler, daha fazla güvenlik, itibar, ekonomik güç, refah, adalet ve özgürlük gibi farklı güdülerle yerel siyasal süreci izler ve siyasal sürece ilgi gösterirler.
 
Kentte yaşayanlar kentsel yaşam kalitelerinin artması veya yerel yöneticilerin verimliliklerini, etkinliklerini artırmak amaçlı katılım gösterirler. Yönetime halkın katılımı ile kentte siyasal, yönetsel, toplumsal hatta ekonomik iyileştirmeler beklenmektedir. Yerel yönetimlerin kendi kendini yöneten, katılımcılığı benimseyen, temel kentsel sorunların olabildiğince toplumun tüm katmanlarının mutabakatı ile çözüleceğine inanan, şeffaf, hesap vermeye ve demokratik denetime açık, gücünü halktan alan yönetimler olmaları gerekmektedir. 

Kent yönetimine halkın katılması halk açısından hem bir "hak" hem de "görev" olmanın yanında kent halkının kendisini daha iyi hissetmesine yol açan önemli bir uygulamadır. Tekeli' ye göre (2011:203), kentler onurlu yaşam hakkının pratiğinin yaşandığı yerlerdir. Bu bağlamda biri bireye diğeri de topluma ilişkin iki gerekliliğin yerine getirilmesi önemlidir. Bireysel düzeyde kent, insanların yaşama ilişkin projelerini uygulamaya olanak vermeli ve kentler insanların potansiyellerini oluşturmasına ve geliştirmesine olanak veren kurumsal altyapılara sahip olmalı, buna yönelik yönetim politikaları oluşturulmalıdır.

Kent yönetimine katılım için çok sayıda yasada hükümler vardır. Örneğin 5491 sayılı "Çevre Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun" da, 5393 sayılı Belediye Yasa'sında hemşeri hukukunu düzenleyen 13. madde ve kent konseylerini düzenleyen 76. maddeler yurttaşların belediyelerin karar ve hizmetlerine katılmasına, belediyelerin faaliyetleri hakkında bilgi edinmelerine imkan sağlamaktadır (Mutlu, 2019: 23). Bunlar dışında, 5302 sayılı İl Özel idaresi Yasası ve 5216 sayılı Büyükşehir Belediye Yasası'nda da "ihtisas komisyonları" ile sivil toplum kuruluşlarının kenti ilgilendiren konularda toplantılara katılabilme olanağı verilmiştir. Fakat kent konseyleri ve benzeri yönetime katılımı mümkün kılacak mekanizmaların oluşturulmuş olmasına rağmen etkin kılınamamıştır.

Bu nedenle halkın kent yönetimine katılımının gerçekleştiği söylenemez. Kentlilerin karar alma süreçlerinde yer almaması, bu süreçlerin yerel yönetim veya merkezi yönetimin bir görevi gibi algılanması katılımcı yaklaşımı ortadan kaldırmaktadır. Ayrıca seçmenlerin oylarını kendi güncel çıkarları için sadece seçimden seçime kullanabileceği bir silah olarak görmesi ve bu yapının da siyasi erk tarafından teşvik edilmesi katılımcı yaklaşıma önemli zararlar vermektedir (Güven, 2017: 1056). 

Daha önce de ifade edildiği gibi Belediye Kanununun 13. ve 73. maddeleri ile belediye sınırları içerisinde yaşayan vatandaşlara kararlara katılım ve itiraz hakkı tanınmıştır. Ancak belediye başkanlarının katılım konusundaki olumsuz düşünceleri Türkiye de halkın kararlara katılımını olumsuz yönde etkilemektedir. Görmez tarafından gerçekleştirilen bir araştırmada (1997:184), araştırmaya katılan belediye başkanlarının %53'ü belediye organlarının seçimle işbaşına gelmesinden dolayı katılıma gerek olmadığını belirtmişlerdir. Oysa halka yerel yönetimin kendi yönetimi olduğu benimsetilmelidir. Ayrıca meclis kararları kentte yaşayanlara duyurulmalı, plan, proje, program, bütçe konularında halk sürekli olarak bilgilendirilmelidir.2015 yılında TÜİK tarafından yapılan "İllerde Yaşam Endeksi İl Sıralaması"nı "Sivil Katılım" boyutu ile değerlendirdiğimizde, Birinci sırayı konutta olduğu gibi Sakarya ili alırken bunu Kocaeli ve Sivas illeri izlemiştir. Sivil katılımda sondan üç il ise sırayla Muş, Ağrı ve Hakkari'dir.

YAŞANABİLİR BİR KENT İÇİN SAĞLIKLI VE DENGELİ BİR ÇEVRE

Yaşanabilir bir kent için, sağlıklı ve dengeli bir çevrenin oluşturulması vazgeçilemez öneme sahiptir. Oysa, Türkiye'deki yerel yönetimler çevreye ilişkin görevlerini yeni yeni fark etmişlerdir. Yakın tarihe kadar gelir ve personel yetersizliği gibi gerekçelerle ötelenen çevreye ilişkin görevler nihayet hatırlanmıştır. 

Örneğin 1580 sayılı belediye kanununun 15. maddesi ve 19.maddesinde verilen görevler çevre ve insan sağlığına ilişkin alınması gereken tedbirleri saymıştır. 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu ile sağlığa zararlı uygulamaların engellenmesi, su ve su kaynaklarının muhafazası, mesken ve işyerlerinin genel sağlık açısından denetlenmesi gibi konularda yerel yönetimlere çeşitli görevler verilmiştir.

Kıyı kanununda çevre ile ilgili olarak kanunun kapsam alanındaki yerlerde de belediyeler görevli kılınmış " doğal ve yapay göl ve akarsu kıyıları ile bu yerlerin etkisinde olan ve davamı niteliğinde bulunan, sahil şeritlerinin doğal ve kültürel özelliklerinin korunması" ilkesi benimsenmiştir. 2872 sayılı Çevre Kanunu büyükşehir belediye sınırları içinde kalan sahil, boğaz, körfez, liman, akarsu ve göllerde su kirliliğine yol açan gemi ve diğer deniz araçlarına uygulanabilecek ceza uygulamalarını yerel yönetimlere bırakmıştır. Çevre sorunlarının kentlere olumsuz etkileri üzerine yapılan çalışmalar son on beş yılda arttığı söylenebilir. 

Bu araştırmaların ortaya koyduğu gerçeklerden birisi az gelişmiş ülke kentlerinin endüstrileşme-kentleşme olguları ve bunların getirdiği nüfus yoğunluğu, hava, su, toprak kirlilikleri ile uğraşmak durumunda kalmış olmalarıdır. İnsanların yoğun olarak yaşadıkları kentlerde çevre sorunları kent planlaması ile bir nebze olsa azaltılmıştır. Alt düzey kent planlarında kentsel işlevlerin dağılımı ve birbirleri ile olan ilişkileri, trafik düzeni, arazi kullanış biçimleri gösterilmekte fakat altyapı sistemleri, çöp dökme, imha etme alanları ele alınmamaktadır. 

Aynı şekilde çevre düzeni planında da mezarlık alanlarının yerleri ve düzenlemeleri, sanayi, küçük sanayi ve depolama alanlarının çevre sorunu yaratmayacak şekilde planlanmaları gerekmektedir. Fakat burada da zaman zaman kişisel çıkarlar uğruna yoğunlaşma körüklenmiş ve parçacı değişimlerle çevre hesaba katılmadan planlama yapılmıştır (Çetiner, 2016: 281). Kentlerde yaşanabilirliği olumsuz yönde etkileyen çevresel sorunlardan bir diğeri de iklim değişikliğidir. Kentler iklim değişikliği sorununun baş aktörü olarak da görülmektedir. Bu nedenle yerel yönetimlerin iklim değişikliğini önleyici tedbirler alması artık kaçınılmaz hale gelmiştir. Kentlerin iklim değişikliğinden etkilenmesi yoğun yağışlar, sel, sıcak hava dalgası, kentsel ısı adaları, kuraklık, nehir taşkınları, deniz seviyesinin yükselmesi, rüzgarlar ve fırtınalar şeklinde olabilmektedir. Bunların neticesinde ise biyoçeşitlilik kaybı, artan sağlık sorunları, su kalitesi, göç ve sosyal birtakım olumsuzluklar kentleri etki altına almaktadır (Akıllı, 2018: 61).Yerel yöneticilerin ortaya koyacağı çeşitli çevreci uygulamalar ulusal düzeydeki politikaları etkileme potansiyeline sahiptir. Örneğin çevreyle barışık ulaşım seçenekleri, temiz yakıt alternatifleri bunlardan yalnızca ikisidir.

İllerde yaşam endeksi il sıralamasını çevre bağlamında değerlendirdiğimizde ilk sırada yer alan il Kastamonu olurken bunu Karabük ve Bilecik illeri izlemiştir. Son üç sırada ise Hakkâri, Muş ve Iğdır yer almaktadır. Bu kentlerin sanayileşmeden doğan çevresel sorunlar yaşamadığı fakat çevresel değerlerden olan sağlıklı ve dengeli bir çevreye sahip olmadığı da ifade edilmelidir.

(Geçen yazdan devam - son)

SONUÇ OLARAK 

Günümüzde insan, çevre, yerleşim, toplum arasındaki ilişkinin tanımlanmasında kullanılan yaşanılabilirlik kavramı bir anlamda yerel yönetimlerin ve yerel siyasetin karnesi durumundadır.

Yerel yönetimler, kentte yaşayan insanların daha iyi fiziksel mekânlarda yaşayabilmesi, hizmetlere daha rahat ve kısa bir süre içerisinde ulaşabilmesi için insan kaynakları başta olmak üzere, parasal kaynakları, donanımı, demirbaşları, hammaddeleri, yardımcı malzemeleri ve zamanı birbiriyle uyumlu, verimli ve etkin kullanacak kararlar almak durumundadır.

Bunlar yapıldığında kent, orada yaşayan insanlar için yaşanabilir bir mekâna dönüşmekte aksi halde mutluluğu daha farklı kentlerde arama arzusu belirmektedir. Yerel yönetimlerin katılımcılığı benimseyen, temel kentsel sorunların olabildiğince toplumun tüm katmanlarının mutabakatı ile çözüleceğine inanan, şeffaf, gücünü halktan alan yönetimler olmaları gerekmektedir. 

Bu çalışmada üzerinde durulan konulardan biri yerel yönetimlerin konut ve kentleşme politikalarıdır. Kentlerin yaşanılır olmasında kentlerin düzenli üst yapı ve alt yapıya sahip olması yerleşme kararlarını etkilemektedir. Çarpık kentleşmenin ve alt yapı sorunlarının yaşandığı kentlerde kentlilerin mutlu olması beklenemez. Kentsel üst yapı ve alt yapı sorunlarını çözemeyen bir yerel yönetim birimi kentsel konforu sağlayan sanat, kültür, rekreasyon gibi alanlara yönelemez. Nitekim yerel yönetimlerin büyük çoğunluğunun bu konuda yetersiz kaldığı görülmektedir.

Çalışmada üzerinde durulan başlıklardan biri yerel yönetime halk katılımının sağlanmasıdır. Bu konuda da belediye başkanları başta olmak üzere siyaseti belirleyenlerin isteksizliği görülmektedir. Oysa yerel yönetimler halk oylaması, halk toplantıları, meclis toplantılarına halkın katılımı, danışma kurullarında halka yer verilmesi gibi birtakım katılma yolları harekete geçirilebilir. 

Kentte sağlıklı ve dengeli bir çevrenin sağlanması için yerel yönetimlere çeşitli yasalarda görevler verilmiş olmasına rağmen çevrenin giderek artan boyutlarda tahrip edilmesi sağlıksız kentlere ve beraberinde yaşam memnuniyeti düşük kentlilere yol açmaktadır. Kentleri doğadan ve doğal ortamdan tamamen kopuk, beton yığınları olarak değil de ortak mekânları, açık alanları ve doğal ortamları artırılmış bir şekilde tasarlayarak çevresel değerlere kıymet vermek yerel yönetimleri yaşanabilir kentler oluşturmada daha etkin kılacaktır. 

Kent güvenliğinin sağlanması bu başlıklar içerisinde en öne çıkanıdır. Zira güvenlikli olmayan bir mekânda diğer tüm politikalar başarılı olsa dahi kentte yaşayanlar kendisini güvende hissetmediğinden yaşam memnuniyeti düşük kalacaktır. Bu konuda Türkiye'de yerel yönetimler iç işleri bakanlığının yürüttüğü kent güvenliği görevini almakta isteksiz bir görünüm vermektedir.

Son olarak, her başlık altında incelenen konularda yasal mevzuat açısından yerel yönetimleri kısıtlayan veya engelleyen hükümler bulunmadığı gibi yerel yönetimleri "yaşanabilir" kentler oluşturabilmeleri adına destekleyen düzenlemelerin varlığından söz edilebilir. Yerel yöneticilerin kentleri daha yaşanabilir kılma yolundaki en önemli engel yeterli personelin olmaması veya gelir yetersizliği olarak ifade edilmiştir. Fakat bir kentin daha yaşanabilir olmasında güçlü bir irade, halkın beklentilerinin kavranabilmesi adına katılımcı yönetim yaklaşımı sergilenmesi en az diğerleri kadar önem taşımaktadır. Yerel yönetimler yaptıkları her icraatı hizmet belediyeciliği yaklaşımıyla halk için yapmak durumundadır. Kâr amacı gütmemelidir.

KAYNAKÇA

Akıllı, Hüsniye, (2018), Yerel İklim Değişikliği Politikaları, Türkiye'de Kentsel Alan ve Çevre Politikaları, Ed: Akman ve Babaoğlu, Bursa: Ekin Yayınları.

Aydın, Ahmet Hamdi, (2008), Toplumsal Güvenlik ve Yerel Siyaset, Yerel Siyaset, İstanbul: Okutan Yayınları

Aydın, Ahmet Hamdi, (1996), Polis Meslek Hukuku, Ankara: Doğuş Yayınları 

Can, Aynur ve Doğan Mehmet, (2015), Bir şehir Kurmak, Turgut Cansever'le Konuşmalar, İstanbul: Klasik Yayınları

Çebi, Avni, A. (2016), Merhametli Şehirler, İstanbul: Akıl Fikir Yayınları

Çetiner, Ayten, (2016), Kent Bilimci Gözüyle Çevre, İnsan Çevre Toplum, Ed.

Ruşen Keleş, 3. Baskı, Ankara: İmge Yayınları

Erçetin, Cihan, (2015), "Konut Sorununa Geçmişten Bir Çözüm Arayışı", 1. Uluslararası Kent Araştırmaları Kongresi, 16-17 Nisan 2015, Eskişehir, C2, ss. 606-627.

Geray, Cevat. ve Doğan H. H. (2018), Yerel Yönetimler ve Konut, Kent, Yerel Yönetimler ve Toplu Konut Yazıları, Ankara: Palme Yayınları

Görmez ,Kemal. (1997), Yerel Demokrasi ve Türkiye, Konya: Vadi Yayınları

Güven, Ahmet, (2017), "Kentsel Sorunların Çözümünde Kent Yönetimi Ve Paydaşlarının Rolü", Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, S.10, (52), ss.1048-1062. 

Karayalçın, Murat, (2010), Konut Bunalımı, Kent Rantları ve Proje Muhafızları, Ankara: İmge Yayınları

Kaya, Erol, (2016), "Yerel Yönetimlerin Kent Güvenliğine Katkısı", ABMYO Dergisi S.42, ss.145-163

Kızılot, Şükrü, Hürriyet gazetesi, 09.07.2008.

Kurttaş, Erdal, (2006), "Türkiye'de İmar ve Belediyecilik Deneyimi Üzerine Bir Dönemselleştirme Denemesi", Planlama Dergisi S. 4, ss. 39-55

Kuru Azem, ve Özkök Mete Korhan, (2017), "Yaşanabilirlik Kavramı Bağlamında Kamusal /Açık Mekânların Değerlendirilmesi: Kırklareli Kent Merkezi Örneği". Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, S.28.

Mutlu, Ahmet. (2019), " Kent Hakkı", Yerel Siyaset, Ed. Reyhan H. ve Reyhan S., Ankara: Palme Yayınevi.

Oktay, Derya, (2007), "Sürdürülebilirlik, Yaşanılabilirlik ve Kentsel Yaşam Kalitesi", Mimarlık Dergisi S. 335 Mayıs- Haziran

Parlak, Bekir ve Öktem Mustafa,(2016), Türkiye'de ve Dünya'da Yerel Yönetimler, Bursa: Ekin Basım Dağıtım. 

Şolt,  Henden Burçin. (2018) "Kentsel Yaşanabilirlik Değerlendirmesi: Karasu Örneği", Balkan ve Yakın Doğu Sosyal Bilimler dergisi,4(2), s.9-20

OECD (2017). How’s Life in Turkey? The OECD Better Life Initiative Report, Erişim tarihi: 04.04.2019.

Tekeli, İlhan, (2011), Kent, Kentli Hakları ve Kentsel Dönüşüm Üzerine, Kentte Birlikte Yaşamak Üzerine Yazılar, İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yayınları.

muratsezik@hotmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!