Türkiye'de yerel yönetimlerin yaşanabilir kent oluşturma politikaları


Kamu yönetiminde son dönemlerde gerçekleştirilen çeşitli yasal düzenlemeler yerel yönetimleri özellikle de belediyeleri kentlerin şekillenmesinde başat aktör haline getirmiştir. 2003-2004 yılarında başlayan Kamu yönetiminde “yeniden yapılanma” hamlesi idari anlamda yerel yönetimleri güçlendirmeye odaklanmış ayrıca "Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı"nın ortaya koyduğu ilkeler doğrultusunda belediye, büyükşehir belediyesi ve il özel idarelerinin merkezi idare karşısında yetkileri ve mali kaynakları artırılmıştır. Bu hamleler sayesinde kentlerde birtakım gelişmeler sağlanmış, yetkileri genişleyen büyükşehir belediyeleri diğer belediyeler üzerinde koordinasyon ve kısmi denetim yetkisini ele almıştır. Vesayet yetkisinin önemi ölçüde azaltılmış olması yani illerde mülki idare amirinin kullandığı vesayetin yerine, kararları yargıya götürmek şeklinde bir usulün kabul edilmesi de bu alanda yerel yönetimleri olumlu yönde etkilemiştir.

Yerel yönetimler lehine gerçekleştirilen bu düzenlemeler neticesinde başta belediyeler olmak üzere yerel yönetim aktörlerinin yaşanabilir kentsel alanlar oluşturmada, sağlıklı bir kentleşmeyi inşa etmede ve güvenlikli kent oluşturmada ne kadar başarılı olduğu tartışmalıdır. Zira yerel yönetimden beklenenler; yerel topluluğun barınma, ulaşım, dinlenme, kültür, sorunsuz çevre, yeşil alan, rahat ulaşım, otopark, içme ve kullanma suyu ihtiyaçlarının giderilmesi ve bunların planlı bir şekilde gerçekleştirilmesidir. Kent üzerinde çalışan araştırmacılar kentleri siyasi, fiziki ve fonksiyonel açılardan inceleme nesnesi olarak görmüş ve değerlendirmelerini bu tarzda gerçekleştirmişlerdir. Örneğin, kenti siyasi açıdan ele alan araştırmacılar yerel siyasetin odaklandığı ve belirlenmiş idari sınırlar içerisinde görev yapan yönetimlere sahip birimler olarak görürken kentleri fiziki açıdan ele alanlar değişik amaçlarla inşa edilen binalar ve ulaşımı sağlayan yollar üzerinde durmuşlardır. Kentleri fonksiyonel birimler olarak değerlendirenler ise kentleri ekonomik, sosyal ve kültürel faaliyetlerin yapıldığı yerleşme alanı olarak görmüşlerdir. Bütün bu yaklaşımlar doğru olmakla beraber, kentlerde bunların hiçbiri bir diğerinden bağımsız değildir. Yani kentin yerel siyasetçileri ve yerel yönetimlerinin aldığı bir karar kentin fiziki yapısında değişimler meydana getirirken aynı zamanda fonksiyon değişikliği de doğurabilmektedir. Bütün bunlar ifade edilirken yerel yöneticilerin kent için gereken fonksiyonları ortaya koyacak fiziki planlamalar yönünde kararlar alacağı varsayılmaktadır. Ayrıca, Avrupa Kentsel Şartı ve ekindeki deklarasyonu kentsel haklar bağlamında insan hakları olarak değerlendiren Avrupa Konseyi bu konuda yerel siyaseti ve yerel yönetimleri göreve çağırmaktadır. Avrupa kentsel şartında ve deklarasyonda belirtilen ilkeler ulaşım-dolaşım, kentlerde çevre ve doğa, kentlerin fiziki yapıları, tarihi kentsel yapı mirası, konut, kent güvenliğinin sağlanması, kentlerde sağlık, halk katılımı, kent yönetimi ve kent planlaması olarak sayılmıştır. OECD tarafında ortaya konulan ve TÜİK tarafından da benimsenen illerde yaşam kalitesinin ölçülmesine yönelik ortaya konulan 11 parametrede benzer ilkelerden oluşmaktadır. Bu parametrelerin çok önemli bir kısmı yerel yönetimlerin etki alanında bulunmaktadır. Bu nedenle yerel yönetimler, özellikle de belediyelerin illerde yaşam endeksinin sonucunu doğrudan etkiyen yönetimsel organ görünümünde olduğu yadsınamaz bir gerçektir. Bu nedenle bu çalışmanın temel varsayımı "Yerel idareler kentlerin yaşanılabilirliğini birinci derecede etkilemektedir." değerlendirmesidir. Gerçekten de kentin ihtiyaç duyduğu düzenlemeler yerel yönetimler tarafından tam ve zamanında gerçekleştirilebildiğinde yaşanabilir kentsel mekânlar oluşmaktadır. Aksi halde çeşitli sorunlar farklı ölçeklerde kent insanını mutsuz edebilmektedir. O halde yaşanabilirlilik kavramı ve kentlerdeki yaşanabilirlik durumuna etki eden unsurlar araştırmanın bir boyutunu oluştururken diğer boyutunu yerel yönetimlerin bu konuda yapması gerekenler oluşturacaktır. Ayrıca bir kentte yaşam kalitesine etki eden en önemli başlıklardan olan güvenlik konusu yine yerel yönetimler ekseninde değerlendirilecektir.

YAŞANABİLİRLİK KAVRAMI VE KENTLER

Bu kavram kentlere ilişkin kullanıldığında sadece kente ilişkin fiziksel özellikleri değil aynı zamanda bu fiziksel özelliklerin birbirleri arasındaki ağ ilişkilerini ve dinamiklerini de ifade eden bir anlayışla ele alınmaktadır. Kentsel yaşam kalitesi kavramını çözümleyebilmek için öncelikle kalite ve yaşam kalitesi kavramlarını tanımlamak gerekliliği üzerinde durulmaktadır. Kalite kavramı, en temelde bir ürünün mükemmelliğini ve çekiciliğini ifade etmektedir. Buna bağlı olarak, yaşam kalitesi kavramı ise son yıllarda özellikle literatürde kullanılmasına rağmen, Aristo’ya kadar geriye giden felsefi bir temele sahiptir. Aristo “iyi yaşam” kavramını oluşturmuş ve kamu politikaları hakkında temel anlatımlar yaptığı “iyi yaşam” kavramını nasıl besleyebileceği üzerine düşünce yazıları yazmıştır (Kuru ve Özkök, 2017: 45).Yaşanılabilirlik kavramı ise yaşanılan yerin standartlarının beklentileri karşılama durumu olarak tanımlanabilir. Yaşanabilirlik olgusunun beklentilerle olan bağlantısı ise konuyu yerel yönetimlerle ilişkilendirmektedir. Çünkü kentsel hizmetlerin çıkış noktası yerel yönetimlerdir. Belediyeler halka en yakın ve en ulaşılabilir kamu kurumu olma özelliği ile tanınmaktadır (Şolt,2018:11). Yaşanılabilirlik kavramı ile bağlantılı olarak son yarım yüzyıl içinde gelişmiş ülkelerde araştırmacıların ve kent yöneticilerinin gündemine giren bir diğer kavram “kentsel yaşam kalitesi” dir. Kentsel yaşam kalitesi, ilk olarak 1960’larda Sosyal Göstergeler Hareketi (Social Indicators Movement) içinde ortaya çıkmıştır. Burada söz konusu edilen yaşam kalitesi doğal ve yapılı çevre özellikleriyle ilgilidir. Ayrıca sürdürülebilirlik arayışına odaklanan kaliteden farklı olarak doğal kaynakların korunması, iklim, ekoloji vb. gibi değişmez öğelerle değil, kentsel donanım ve konfor öğeleri ile ilişkili olduğu, yer ve aidiyet duygusu, ortak bellek vb. gibi kolay ölçülemeyen öznel yanları da olan bir olgudur (Oktay, 2007). Sayılanlar dışında, kentsel ekonominin belirlediği yaşam standartlarının kentteki yaşam kalitesine yansıdığını da ifade etmek gerekir. Ekonomik Kalkınma ve İş birliği Örgütü (OECD), ülkelerdeki bireylerin yaşamlarını etkileyebilecek çeşitli faktörleri göz önüne alarak yaşanabilirlik sıralaması veya yaşam kalitesi endeksi adı altında bir sıralama ortaya koymuştur (OECD, 2017). Benzer yaklaşımı ve benzer sayısal değeri kullanan TÜİK 2016 yılından itibaren "İllerde yaşam endeksi" çalışması başlatmıştır. Kentlerde yaşamın 11 boyutunu kapsayan yaşam endeksinin ölçütleri; konut, çalışma hayatı, gelir ve servet, sağlık, eğitim, çevre, güvenlik, sivil katılım, altyapı hizmetlerine erişim, sosyal yaşam, yaşam memnuniyeti olarak tespit etmiştir. Bu başlıkların önemi bir kısmı yerel yönetimlerin etkisi altında şekillenen uygulamalardır.

(Devam Edecek)

muratsezik@hotmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!