Vahdettin Yiğitcan

SOSYAL ve KÜLTÜREL İKTİDARSIZLIK!...

Vahdettin Yiğitcan

Zaman zaman sosyal ve kültürel iktidar olamamanın eksikliği en yetkili ağızlardan dile getirilir oldu...

El hak doğru...

İktidarınız yönettiğiniz kurumlar, yaptığınız yol, köprü ve güvenlik mücadeleleriyle sınırlı...

Temsil ettiğinizi iddia ettiğiniz değerler adına herhangi bir varlık, teessüfle gözlemliyoruz ki gösterilemiyor...

Çok önemli bir kaç vakıf eserine gösterilen ihtimam ise "restorasyon"dan ibaret...

İşlevsellik kazandırmaktan uzak!...

Çevre bilinci, mimari estetik, temsilde adalet, görevlendirmelerde liyakat ve kültürel mirasa saygı maalesef yok...

Siyasi iktidara hükmeden irade ne yazık ki kültürel ve sosyal sahada hiç bir cesamet gösteremiyor...

Aradan yüz yıl geçmesine rağmen ve hatta binlerce eseri hunharca yok edilmesine karşılık bugün halâ Osmanlı Medeniyeti diyebiliyorsak, Osmanlı'nın yüzyıllar içerisinde tesis ettiği sosyal ve kültürel iktidarı sayesindedir...

Osmanlı, yüzyılın başında siyasi iktidarını kaybetti; ancak genç Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı'nın altı yüzyıl boyunca oluşturduğu sosyal ve kültürel mirası üzerinde kuruldu...

Osmanlı mirasını onurla sahiplenen AK Parti iktidarının sosyal ve kültürel faaliyet olarak yaptığı pek bir şey yok...

Varsa yoksa "İstanbul'un Fethi", "Necip Fazıl Ödülleri", "TRT'nin tarihi dizileri" gerisi mi, hak getire!...

Yaklaşık 16 yıldır kesintisiz siyasi iktidar olmak dile kolay... Dünyada eşine az rastlanacak büyük başarı...

Üstelik artan bir teveccühle...

Aynı başarıyı maalesef sosyal ve kültürel alanda gösteremedi...

Sosyal doku bariz ayırımcılıklar nedeniyle hiç olmadığı kadar çözülmüş, lime lime...

Halâ eksilmeyen teveccühün ardında yatan sırrı, içeride seçeneksizlik, dışarıda ise gözü dönmüş düşmanlıkta aramalı...

Böylesine sıkıştırılmış bir dehlizden geçmekte insanımız...

Oysa siyasi iktidarın en muhkem istinad kaynakları. sosyal ve kültürel alanlardaki hizmetleriyle sivil inisiyatifi kazanmak olmalıdır...

Bunun yolu ise gönülleri inşa etmekten geçer...

Gönülleri inşa etmenin yolu da yine gönülden yani yürekten geçer...

Makarna, salça, kömür zaruri ihtiyaçlar... Olmazsa olmazlar...

Elbette anlamlı, bilhassa çocuklar çaresizler söz konusuysa...

Ancak, karın doyana kadardır açlığın işkencesi...

Yüreğin açlığı, manevi tatminsizlik, rüzgârın önünde kuru yaprağa çevirir insanı...

İnsanda daimi değerler inşa etmenin esrarı ise kendisine öz güven kazandıracak kültürel zenginliklerde gizli...

İnsanı altıncı boyuta taşıyacak. His dünyasını besleyecek gerçek sanatçıları baş tacı ederseniz sosyal ve kültürel iktidara sahip olmanın ilk adımını atmış olursunuz demekle iktifa edelim...

SELMAN CAHİT VEFAT ETTİ

Dün Asanatlar Sitesinin Kurucu Sahibi kadim arkadaşım, Şair Sıtkı Caney aradı bir hayli sohbet ettik...Sohbetin ardından siteye şöyle bir göz atayım dedim.

Demez olaydım. Ana sayfa açılır açılmaz "Şair, yazar Selman Cahit geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybetti." yazısıyla karşılaştım...  

Yeni Şafak'ta birlikte çalıştığım, Kayıtlar Dergisi'nde şiirlerini okuduğum değerli arkadaşım Selman Cahit'i kaybetmenin derin üzüntüsü içerisindeyim... Rabbim mekânını cennet eylesin...

Selman Cahit; 1962 yılında Konya'da doğdu.

Kaymakam, şair yazar Önal Vasıf Öztaş'ın oğlu olan Selman Cahit tahsilini Anadolu'nun çeşitli yerlerinde yaptı.

Ankara Üniversitesi, Kimya, Hukuk ve Edebiyat Fakültelerine devam etti. Ankara'da Erguvan, İstanbul'da Genç Dost dergilerini çıkaran ekiplerde bulundu.

Şiir ve hikâyelerini Türk Edebiyatı, Doğuş, Töre, İnanç, Kayıtlar, Erguvan, Genç Dost, Kafdağı dergilerinde yayınladı.

Bir süre yayıncılıkla uğraştıktan sonda Yeni Şafak gazetesinde çalışmaya başladı.

Evli ve üç çocuk babası olan Seilman Cahit’in Kelebek Düğünleri ve Ayışığına Mektuplar isimli iki kitabı bulunuyor. Kaynak: http://www.asanatlar.com/selman-cahit-vefat-etti/

ŞEKER FABRİKALARININ ÖZELLEŞTİRİLME KARARI AĞZIMIZIN TADINI KAÇIRDI

ABD'nin küresel gıda şirketi Cargill, Bakanlara 'Şeker Piyasası Mevcut Durum ve Değerlendirme Raporu' sundu. Raporda mısır ön plana çıkarılırken, şeker pancarı aleyhindeki ifadeler ise ülkemiz çiftçilerinin haklı olarak tepkisine yol açtı...

İşte o Cargill'in buyurgan bir eda ile ilgili bakanlarımıza sunduğu rapordan itiraf niteliğinde cüretkar kısa bir bölüm:

Cargill üretim yapısı itibarıyla gıda sektörünün pek çok alanına tedarikçi olarak ayrıcalıklı ürünler sunmaktadır. Mısırda bulunan doğal nişasta, Cargill'in modern donanımlı mısır işleme Tesisinde yüksek teknoloji kullanılarak ayrıştırılmakta ve başta nişasta olmak üzere nişasta bazlı şekerler olan glikoz ve fruktoz şuruplarının üretimi yapılmaktadır. Doğal nişastalar birçok gıda uygulamasında kıvam verme, jel oluşturma, su tutma veya viskozite ayarlamalarında; glikoz şurupları şekerleme, bisküvi, unlu mamuller, işlenmiş hazır gıdalar, reçel, helva, dondurma ve birçok Türk tatlısında kullanılmaktadır. Fruktoz şurupları ise, meşrubat endüstrisinde şekerin ikamesinde kullanılmaktadır. (...)

Cargill olarak bizler etkin, rekabetçi bir şeker piyasasının oluşturulması, konusunda kamu kesimi ile paydaşlık perspektifinde tam bir işbirliğine hazırız. Bu bağlamda, orta vadede Türkiye şeker piyasası düzenleyici rejiminin bir bütün olarak yeniden ele alınması, gerektiğine inanmaktayız.

Aynı raporda mevcut şeker fabrikalarının özelleştirmesi halinde, halen yüzde 10’la sınırlanan Nişasta Bazlı Şeker üretiminin yüzde 50’lere yaklaşacağı da itiraf edildi.

DOSTLUK ÜZERİNE - 5

Ölüme de dost olmak mecbûriyyetindeyiz

Hâl ehli, mütefekkir, merhum üstad Fethi Gemuhluoğlu'nun 1975 yılında yaptığı ünlü konuşmasının yayınına devam ediyoruz.

 “Her zerrede şevk-i sermediyyet görünür. Mahz-ı ezelliyet ebediyyet görünür. Dikkatle bakınca âlem-i hilkatte, Mahbûbiyyet Muhammediyyet görünür.” Rıfkı Melûl Meriç “Dikkatle bakınca âlem-i hilkatte, Mahbûbiyyet Muhammediyyet görünür”… Beyefendiler,şevki seçiniz. Aşkı seçiniz. Ben aşksız insanlar görüyorum; huzur içinde uyuyorlar, gidiyorlar, gülüyorlar, vitrinlere bakıyorlar; hâlâ büyük büyük pazarlıklar peşindeler, hâlâ büyük büyük ihâlelere giriyorlar.

Türkiye’nin içinde bulunduğu felâketi idrâk etmiyorlar, huzur içindeler. Onun için onlara küsüm, onun için onlara kırgınım. Onun için, kırgınlıkta bir feyz buluyorum. Çünkü, -vâ’d-i ilâhîde hulf yok, Allah vâ’dinde sâdıkü’l-emîn olduğu için-, Allah diyor ki, “Gönlü kırık olanlarla beraberim”. Onun için gönlüm kırık. Onun için gönlümdeki kırıklığı hiçbir şey, hiçbir şevk, hiçbir neş’e bir mânâda tashîh etmiyor.

Bir felâketin eşiğindesiniz. Felâket mukadderdir, lâyetegayyer gibidir. Ola ki, kurbiyyeti olan bir zât-ı akdes ilticâ ede. Yoksa muhakkakdır. İnsan kendi kendisiyle dost olsa, insan kendi kendisine karşı saygılı olsa, sâcid ile mescûd secdede bir olur, hâl-i tevhîdde olur. İnsanın, biraz önce ubûdiyyet ve rubûbiyyet dengesi olarak söylediğimiz insanın, kendi kendisini gözden geçirmesinin, kendi içine bakmasının, kendi karanlığını kendi aydınlığı ile aydınlatmasının tek mihengi, tek ölçüsü, secdede sâcid ile mescûdun ayniyeti, tevhîdî hâlidir.

Onun için Şâh-ı Velâyet, vücûdlarına saplanan okun secdede iken çıkarılmasını istediler. Ben konuşmayı bilmediğim için, içimden geleni söylemeye çalışıyorum. Akıl kutsaldır beyler. Dîn-i mübîn, akıl sâhiplerine teklîf edilir. Dîn-i mübîn, şerîat-ı garâ, akıl sâhiblerinedir teklîf. Fakat akıl akılsızlara gereklidir. Aklı olanlar, aşkı seçsinler ve aklı terketsinler. Akla mâlik oldukları halde… Asıl saltanat, asıl saltanat-ı ilâhiyye mâlik olduğu şeyi terketmektedir. Allah, hiç şüphesiz, her verdiği nimeti, hamde vesîle olsun diye, nimetini üzerimizde görmek ister. Size diyorum ki, tarihe dost… ama bir yerde diyeceğim ki, ölüme dost olunuz. Âhiret dünyada başladığına göre, dünya ve âhiret tefrîki bizim izâfî değerlerimiz olduğuna göre, biz dünya ve âhireti kendimiz tefrîk ettiğimize göre, hadd-i zâtında kendisi bir olduğuna göre, Bir’de bir olduğuna göre, ölüm ve yaşam diye iki ayrı şey olmadığına göre; o zaman, nasıl kendimize dost olmak mecbûriyyetinde isek, ölüme de dost olmak mecbûriyyetindeyiz. Çünkü ölüm, insana gözünün akının siyahına yakınlığından daha da yakındır. Peygamber-i Ekber, “Ölüm, insana, gözünün akının siyahına olan yakınlığından daha yakındır.” buyuruyorlar ve asıl daha güzeli, yine Peygamber-i Ekber buyuruyorlar ki, “Ölüm, mü’minin tuhfe-i cânıdır”. Sâhib’ine, Rabb’ına canını hediye etmesidir, tuhfedir.

Yaşama sevincini yitirmemek, amma hiçbir şeye yerinmemek ve sevinmemek mesleki İslâm’ındır.

Bunalım, Batı insanınındır. Batı insanı zann ile melûftur. Batı insanı hayâlperesttir. Batı insanı tecessüs ile ma’lûldür.

Ve Batı insanı vehimlidir.

Doğu insanı yerinmez ve sevinmez, tekrar söylüyorum. Mecelle’de ne güzel, ne güzel bunlar anlatılmıştır, vehme itibâr yoktur. Mecelle, bunu fevkâlade güzel, kendi izzeti içinde, kendi Kelâmullah’a nisbeti içinde, Kur’ân-ı Mecîd’e nisbeti içinde vehme itibar olmadığını ve asıl tam ta’rîfiyle tevehhüme itibar olmadığını bildirmiştir. Yine, zaten hatâsı zâhir olan zanna da itibâr yoktur. Şimdi bazı hukukî meseleler söylemek istemiyorum. Hangi Marksist diyebilir ki, toprakta mâlikiyyet yoktur? Ben size, yine Kelâm-ı Kadîm’e göre diyorum ki, toprakta mâlikiyyet olmaz. Toprağın, ancak topraktan müteneffi olanlar –ve müteneffi olmak için de ona hizmet edenler, hâdim olanlar, ancak ondan müteneffi olurlar. Ve buradaki sistem de çok âşikârdır. Bunların bir disiplin içinde îzâhı artık gerekmektedir. Vakit gelmiştir. Burada vakit için de bir şey söyleyeyim. Vakte de dost olmak gerekir. Çünkü, beyefendiler, vakit de mahlûktur. Vakit de halkedilmiştir. Vaktin de bir eceli vardır.İnsanın eceli gibi, vaktin de bir eceli vardır. Ve vakit de mahlûktur. Şair doğru söylüyor, “vakit dar olsa gerek” diyor. Vakit dardır.(Devam ediyor)

Konuşmanın son bölümünü önümüzdeki yazı gününde yayınlayacağız.

İSTİKLÂL MARŞIMIZ 92 YAŞINDA HALÂ DELİKANLI...

Merhum Mütefekkir Şair Mehmet Akif Ersoy'un yarışma ödülünü reddettiği "İstiklâl Marşı"ının Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabulünün ardından 92 yıl geçti...

Şair İsmet Özel'in kurucu başkanı olduğu İstiklâl Marşı Derneği'nin marşımızı anlamaya yönelik izahatı pek dikkat çekici...

İşte, İstiklâl Marşımızın içerdiği derin anlamlar:

"Türk milleti tarihe damgasını İstiklâl Harbi ile vurdu.

İstiklâl Harbi İstiklâl Marşı’nın temin ettiği mantık ve iradeyle kazanıldı.

Millet hayatının sukut etmesi bu mantığın terk edilmesi, bu iradeye yabancı kalınmasından başka bir şey değildir.

Kim millet hayatının yükselmesini istiyorsa, o kişi üzerine, şimdiye kadar ihmal edilmiş bir görev almış olur.

Görevimiz şudur: İstiklâl Marşı ile kazandığımız mantığın işlenmiş hale getirilmesi ve İstiklâl Marşı’nda beyan edilen iradenin ileri götürülmesi.

Bu görev, millet hayatının kokuşmasından ve milletin sefalete düşmesinden menfaat umanlarla savaşmayı da içine alır." Kaynak:http://www.istiklalmarsidernegi.org.tr/Sayfa.aspx?SID=13

ÇARESİZ KALINCA ARAYIŞ SINIRSIZ

ÇAMAŞIR SUYUNDAN AYDINLATMA

Filipinler'de içine sadece su ve çamaşır suyu konulan plastik şişelerle evlerin aydınlatılması sağlanıyor. Önce plastik şişeler tavanlara yerleştiriliyor, ardından içlerine su ve çamaşır suyu karışımı dolduruluyor. Bir girişimci tarafından insanlığın yararına sunulan buluşta güneş ışığı açılan delikten dikey olarak içeriye giriyor ve 360 derece yansıyarak bulunduğu ortamı aydınlatıyor.

HOŞ SADA

"Zihin fukara oIunca, akıI ukaIa oIurmuş."

TADIMLIK

”Gelecek bir mübârek vakte hazır olunuz.

Gözü olana sabah ışımıştır.

Hâl-i yakazadayız.

O sabahın alacasındayız” 

Yazarın Diğer Yazıları