Sığınmacı Misafir Politikası Neden Oluşturulmadı? - Vahdettin Yiğitcan

Sığınmacı Misafir Politikası Neden Oluşturulmadı?


Suriye'de devlet eliyle kendi vatandaşına karşı reva görülen katliam günlerinin kaos ortamında harala gürele kitlesel bir Suriyeli sığınmacı akınına uğradı ülkemiz.

Ve yıllarca devam etti bu sığınmacı misafir akını.

Resmi kayıtlara göre 4 milyon civarında olan sığınmacı sayısı, kayıt dışı sığınmacılarla birlikte 6.5 milyonu aşan rakamlara ulaşıyor...

Olayların yaşandığı günlerde sığınmacıları karşılarken, yerleşimleri, barınmaları, yeme içme ve sosyal ihtiyaçlarını karşılama açısından yetersizliğimize, hazırlıksız yakalandığımızı mazeret olarak ileri sürmemiz anlaşılabilir.

Sığınmacı Meselesi ve Toplumsal İnsicam

Evet değerli okurlar, biricik dünyamızı azgın ihtirasları nedeniyle cehenneme çeviren başta Amerika olmak üzere Avrupa Birliği ve tuzu kuru egemen devletler sebep oldukları insani felaketlere de aynı ihtirasları oranında duyarsızlar... 

Unutmayalım, daha dün denilecek 90'lı yıllarda Avrupa’nın orta yerinde ve sözde "İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi"ni imzalamış ABD ve Avrupa Devletlerinin gözleri önünde Sırplar eliyle Bosnalı Müslümanlara tüyler ürpertici soykırım yapılmadı mı?

Dünyanın birçok yerinde yaşanılan ve yaşatılan bu vahşet ortamında insani değerleri koruma adına, mazluma el uzatma adına devletimiz, yani vatandaşı olduğumuz Türkiye Cumhuriyeti şu an yeryüzünde bir başka benzeri olmayan biçimde yegâne merhamet devleti... 

Son iki yıldır dünya ölçeğinde ve ülkemizde daha önce hiç yaşamadığımız doğal afet ve felaketlere maruz kalıyoruz. 

Küresel ısınmanın bir sonucu olarak açıklanan afetler, yeryüzünde ihtirasları dizginlenemeyen "beyinsiz" idrak yoksunu  kapitalistler yüzünden gerçekleşiyor... 

Adeta "Eşkiyanın Dünyaya Hükümdar" olması nedeniyle yeryüzünün her yerinde insani acılar ve mazlumların gözyaşı mütemadiyen dinmek nedir bilmeden devam ediyor... 

Bin kilometrelik sınır komşumuz olan Suriye'de on yıldır devlet eliyle işlenen katliam halen devam etmekte... 

Korkunç bir çaresizlikle karşı karşıya kalan insanlar Türkiye'ye akın akın geldiler.

Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin sığınmacı sorununun çözümü için Suriye toprakları içerisinde uçuşa yasak bölge ilan edilmesi çağrısı uluslararası güçler tarafından hep reddedildi. 

Burada uluslararası gücü oluşturan batılı ülkelerin nihai hedefi, Suriye'nin parçalanmasının yanı sıra Türkiye'nin de bölgedeki güçlü duruşu ve yapısını zaafa uğratmaktı... Çok şükür Türkiye kendisine karşı geliştirilen tüm tuzakları önceden sezdi ve karşı duruşunu sahada yaptığı operasyonlarla tersyüz etti... 

Türkiye'ye karşı dur durak bilmeksizin kurgulanan oyunlar halen devam etmekte...

Şimdi de Afgan sığınmacılarla başımız dertte. 

Sözde İslam Cumhuriyeti olduğunu söyleyen İran devleti, her fırsatta "Kardeşlik Hukukunu" hiçe sayarak Türkiye'nin aleyhine tutum sergilemekte hiçbir beis görmüyor. 

Sığınmacı Misafir Politikası Neden Oluşturulmadı?

Suriye'de devlet eliyle kendi vatandaşına karşı reva görülen katliam günlerinin kaos ortamında harala gürele kitlesel bir Suriyeli sığınmacı akınına uğradı ülkemiz.

Ve yıllarca devam etti bu sığınmacı misafir akını.

Resmi kayıtlara göre 4 milyon civarında olan sığınmacı sayısı, kayıt dışı sığınmacılarla birlikte 6.5 milyonu aşan rakamlara ulaşıyor...

Olayların yaşandığı günlerde sığınmacıları karşılarken, yerleşimleri, barınmaları, yeme içme ve sosyal ihtiyaçlarını karşılama açısından yetersizliğimize, hazırlıksız yakalandığımızı mazeret olarak ileri sürmemiz anlaşılabilir. 

Ancak aradan geçen yıllar içerisinde ilk günkü gibi savruk bir halde sığınmacıların yerleşik vatandaşlarımızla iç içe yaşamalarını nasıl izah edebiliriz...

Ülkemiz, kendi yağıyla kavrulmaya çalışan, doğal kaynakları olmayan ve vatandaşlarının her alanda ödediği yüksek vergilerle ayakta durmaya çalışan ve gelişmekte olan orta halli bir ülke...

İşsizlik oranımız akılalmaz bir biçimde yüksek.

Asgari ücretle kiracı bir ailenin geçinmesi neredeyse imkânsız. 

Ev kiraları her geçen gün artıyor...

Ev sahibi olma ihtimali asgari ücretlinin hayal dahi edemeyeceği meblağlara ulaşmış vaziyette...

Temel gıda maddelerinin fiyat artışları durdurulamıyor...

Her geçen gün yoksul daha yoksul, zengin daha zengin olmak gibi, gelir dağılımının adaletsiz şekilde yürürlükte olduğu bir düzen hakim ülkemizde. 

Bu şartlar altında kendi vatandaşının içine karıştırdığın çaresiz sığınmacılar hangi dengelerini alt üst edecek hiç araştırdın mı ey hükümet? 

Çaresiz sığınmacı için aç kalmaktansa ne verirlerse razı olacağı bir durum söz konusu.

Nitekim İzmir'de ayakkabı işçileri Suriyeli ucuz iş gücüne karşı bir yürüyüş düzenleyerek tepkilerini ortaya koymuşlardı...

Daha ne çelişik haller var hepsini burada sıralamamız mümkün değil.

İlk aklımıza gelenler, temel gıda maddelerinin fahiş fiyat artışları, ev kiralarının olağanüstü yükselmesi, üstelik kiralık ev bulunamaması...

Hayatı bu denli çekilmez kılan, bütün bu olumsuzlukların altında yatan en belirgin sebep vatandaşın gündelik hayatının içerisine karıştırılan ve nüfusumuzun onda birine denk gelen sığınmacı nüfusudur. Mevcut durumu fırsat bilenleri de unutmayalım...

Sığınmacı derken sadece Suriyeliler gelmemeli akla, Ermenistan, Gürcistan, Afganistan ve Afrika'nın çeşitli ülkelerinden gelenlerin tamamı ülkemizi politikasızlığımız nedeniyle han gibi kullanıyorlar!...

Evet, merhamet duygusu bizleri insan kılan yüce duygu... 

Ne mutlu ki, devletimiz de merhametli... 

Ne var ki, devletimiz, ülkemize kabul ettiği sığınmacıları, vatandaşının gündelik hayatına karıştırmadan kendi imkânlarıyla nasıl bakabiliyorsa öyle misafir etmelidir... Devletimiz yapabileceği fedakârlığın en cömertcesini hesaplayıp gerçekleştirmelidir... 

Aksi halde devletimiz, kendi vatandaşlarının sırtına yük ettiği sığınmacılara merhamet edeyim derken, asli vatandaşlarına zulmetmiş olmaz mı? 

 Doğu Sınırlarından Türkiye’ye Yaya Mülteci Akını ve Ortaya Çıkan Sorunlar 

Aşağıda okuyacağınız değerlendirme bir bilim adamının günümüzden dört yıl önce yaptığı yalın tespitlerini içermektedir... Bugün bu sorun daha da boyutlanmış ve ülkemizi her yönden tehdit eden devasa sorunlar yumağına dönüşmüştür...

Prof. Dr. Kenan ARINÇ'ın kaleme aldığı makale, Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisinin Eylül 2018 ( 22-3: 1467-1485 ) sayısında yayınlandı. Değerli bilim adamı Kenan ARINÇ, sorunu 2018'de şöyle özetlemiş:

Türkiye, doğu komşuları üzerinden gerçekleşen mülteci akınına uğramaktadır. Göçmenler Afganistan, Keşmir ve Bangladeş gibi can ve mal emniyeti sağlanamayan ülke ve bölgelerden kaçarak önce İran ve Pakistan’a sığınmakta sonra da Türkiye üzerinden Avrupa’ya geçmeye çalışmaktadırlar. Afganistan’ın işgali sonrasında İran ve Pakistan’ın sığınmacılara yönelik tutumlarının sertleşmesi nedeniyle Türkiye’ye ve Avrupa’ya yönelik mülteci akını hızlanmıştır. Afganistan, Tacikistan, Kırgızistan, Türkmenistan, Pakistan, Bangladeş ve İran vatandaşlarından oluşan düzensiz göçmenlerin büyük bir kısmı, insan kaçakçıları tarafından yürütülmek suretiyle Türkiye sınırlarından geçirilerek Erzurum ve Van kentlerine ulaştırılmaktadır. Göçmenler bazı konumlarda araçlara alınmakta ve denetimin sıkılaştığı bölgelerde yaya olarak yürütülmektedir. Bugüne kadar yasa dışı yollarla doğu sınırlarından Türkiye’ye giriş yapan mülteci sayısı 170000’i bulmuş durumdadır. Çeşitli konumlarda kurulan polis kontrol noktalarında yakalanan mülteci sayısı, 2017 yılında 5000 ve 2018 yılının ilk üç ayında 13000 olmuştur. Göçmenler Türkiye’yi hem transit geçiş ülkesi hem de hedef ülke olarak görmektedir. Türkiye’nin ekonomik açıdan sağladığı gelişme ve uyguladığı açık kapı politikası, mültecileri ümitlendirmiştir. Dolayısıyla Türkiye’nin doğusundaki ülkelerde bekleyen milyonlarca mültecinin Türkiye’ye akma ihtimali söz konusudur. Halen Dünyada en fazla mülteci barındıran ülke Türkiye’dir. Avrupa Birliği’nin sınırlarını büyük ölçüde mültecilere kapatması nedeniyle, mültecilerin sayısı artmakta ve Türkiye’ye olan maliyetleri yükselmektedir. Dolayısıyla alınacak daha fazla göçmenin Türkiye’de toplumsal, ekonomik ve siyasal iç karışıklıklara neden olma ihtimali artmaktadır. Bu sorunun, zaman geçirilmeden devletlerarası görüşmelerle çözümlenmesi yerinde olacaktır.   

Prof. Dr. Kenan Arınç, Atatürk Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü (email: karinc@atauni.edu.tr).

vyigitcan@gmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
17Eyl
26Ağs
12Ağs

Selahattin Gürkan'ın Farkı

05Ağs
29Tem

Hastane Yemeği!...