Şehir Hatları Vapurunda Vatandaş Katmanları


Şimdi bu "Şehir Hatları Vapuru" da nereden çıktı diyebilirsiniz. Efendim biraz sabrederseniz anlatıyorum, anlayacaksınız.

Ömrünün 43 yılını İstanbul'da ikmal etmiş bu fakirin her İstanbullunun olduğu gibi hafızası ve hatıraları arasında silinmez izler bırakmıştır güzelim Şehir hatları vapurları. Şehir hatları vapurlarıyla yıllarca Kadıköy - Karaköy ve bir dönem de Üsküdar - Eminönü arasında muntazam yolculuğum, ara sıra Adalar ve zaman zaman da Boğaz'a ziyaretlerim vakidir.

Marmara'nın kıyısı, Haliç'in iki yakası ve Boğaz'ın masmavi sularında nazlı nazlı salınarak o iskele senin bu iskele benim diyerek, Kadıköy, Beşiktaş, Eminönü, Üsküdar, Burgaz Ada, Heybeli, Kuzguncuk, Beylerbeyi, Sarıyer ve Beykoz demeden, insanları taşıyan o vapurlar, martıların peşi sıra eşlik ettiği İstanbul'la özdeşleşmiş bembeyaz köpükler çıkararak yüzen, ev sıcaklığında ulaşım araçlarıdır. 

İstanbul'un tenha zamanlarında Boğaz'da sefer yapan Şirket-i Hayriye gemi kaptanlarının yolcuları ve yolcuların da birbirlerini tanıdıkları rivayet edilir.

Ben İstanbul'la çocuk yaşta tanıştım. Haliç'in şirin mi şirin kadim semti Küçükmustafapaşa ilk mahallemiz oldu. Helvacı Ahmet sokağını unutmam mümkün değil, ilk kokoreç, galeta, kandil simiti ve güllaç ile orada tanıştım. Bu değerler 1964 Malatya'sında henüz yoktu.

Daha sonra Eyüp ve ardından Bostancı yılları...

Başlıkta ne demiştik, "Şehir Hatları Vapurunda Vatandaş Katmanları"

İnsan genç yaşlarda çoğu şeyin farkına varamıyor. Boşuna dememişler, gençler bilebilse, yaşlılar yapabilse diye.

1973-74 yıllarında Şehir Hatları Vapurlarında yolcular üç sınıfa ayrılarak taşınırlardı. 1. Mevki 2.Mevki ve Lüks Mevki.

1. Mevki vapurun arka kısmı zemin kat, ikinci kat ve güverte bölümü koltuklar ve kanapeler deri kaplama. 

2. Mevki vapurun ön kısmı giriş üçgen biçiminde ve daracık bir alan tahta kanapeler. Bir de merdivenle inilen deniz seviyesinin altındaki bodrum bölümü. Ağır bir koku hakimdi ortama, anlayacağınız bakımsız ve ince temizlikten yoksundu.

Lüks Mevki ise 1.mevkinin yolcularının isterlerse kullanabilecekleri özen gösterilen ayrıcalıklı bölüm demekti. Gişede lüks mevki diye bir bilet satılmazdı. Lüks mevkiye geçen yolculara gemi görevlisi gelerek hem ilave ücretini alır hem de biletini keserdi.

Lüks mevkinin farkı, yolcular kişiye özel koltuklarda otururlar ve kapalı alanda sigara içmek onlara serbestti.. Çayı ya da kahvesi masasına servis edilirdi. Bir anlamda aynı gemide seyahat ettikleri insanlara fiyaka farkı satarlardı.

Esasen, Şehir Hatları İşletmesinin yolcuları arasında uyguladığı bu iç katmanlı sınıfsal farklılığın bariz çelişkisi hukuk devleti ve adalet ilkesine bağlılık iddiasındaki devletimizin ayıbıdır.

Ben delişmen bir gençlik dönemi yaşadım. Kâh başkaldıran bir dirençle 2. Mevkide giden gariban insanlarla yolculuk ettim. 

Ne var ki,2.Mevki ortamında soluduğum o mayhoş pis koku aradan uzunca yıllar geçmesine rağmen bugün aklıma geldikçe hala genzim sızlıyor. Bakımsızlığın ve özensizliğin bu kadarı da insana pes dedirtiyor doğrusu.

Bazan da, yeni bir şiir kitabı almış ya da gazetemi keyifle okumak istiyorsam o vakit lüks mevkiye gider koltuğuma kurulup sigaramı içerek çay eşliğinde okumama koyulurdum. 

Şimdi hatırlamıyorum tarihini, ihtimalen 1976 olabilir şehir hatlarındaki insanları rencide eden mevki uygulamasına son verildi.

Sigara üzerine: Tam kırk yıl sigara bağımlısı oldum, sigara çok ilkel ve cahilane bir bağımlılıkmış, ancak bugün anlıyorum.

Şu Ölümlü Dünyada

Bugünden geriye dönüp baktığımda öncelikle benim için sorumluluktan uzak, öğrencilik ve bekarlık dönemi bir başka güzelmiş diyebiliyorum.

Evet, evlilik kutsal ve kurulması gerekli bir yuva demek. Yeryüzünü şenlendirme ve hayatı sürdürebilmenin ilk halkasıdır aile.

Aile, bence, çift atla çekilen bir araba misali birliktelik olmalı. Atlar, anne ve baba. Paralel ve uygun adımlarla yürümeleri halinde sorunsuz ilerleyiş doğal nihayete varıncaya kadar bir yastıkta devam eder gider. Aksi halde paralellik yoksa yandı gülüm keten helva!... Olan çocuklara olur vesselam!.. Atlar da yılkı ata dönüşür!..

Şu ölümlü dünyada ömrümüz farkına iş işten geçtikten sonra vardığımız sıcak kaygı ve meşgalelerle ufalanıp eriyor.

Kendimizi dinlemeye, sükunetle hayatımızı sürdürmeye ne yazık ki fırsat bulamıyoruz.

Nedense tıpkı ülkemizin yedi düvele karşı yüzyıllardır verdiği mücadeleyi biz vatandaşlar da kendi küçücük dünyamızda gündelik hayatımızda yaşamaktayız.

Geçtiğimiz hafta, İstanbul'da Yeni Şafak gazetesinde çalıştığım dönem içerisinde tanışma bahtiyarlığına eriştiğim kalender meşrep, hatırşinas ve muhterem insan Osman Akkuşak ağabeyimin ölüm haberi lie hayli sarsıldım.

Önceki gün Net Haber'in idare binasında otururken Yazı İşleri Müdürümüz Hanifi Evren'le sohbet sırasında birden aklıma, bir ara Yeni Şafak'ın Genel Yayın Yönetmenliğni yapan Yusuf Ziya Cömert'i aramak geldi ve aradım.

Yusuf benim gençlik yılları arkadaşım. Osman ağabeyin ölümü üzerine konuştuk. Ölümün hayatı tazelediğini söyledim Yusuf'a.

Ancak, tanıdık bildik dostların kaybı ise insanı derin acılara iser istemez sokuyor. ,

Yusuf'la geçmişi yadettik, karşılıklı hasretten söz ettik ve pandemi sonrasına İstanbul'da Suriçinde 3.Sınıf bir semt Kıraathanesinde sohbet etme kavlinde bulunduk.

Yeni Şafak'ta adeta yaprak dökümü yaşanıyor...    

Yaprak dökümü dedim ya, sayayım, değerli arkadaşım, Düşünce Dergisinden tanıdığım Hamit Can, celalli ve bir o kadar da munis Nusret Özcan, şair ve Yeni Şafak'ın Bilgi İşlem Yönetmeni Selman Cahit, yakınlarda kaybettiğimiz dergilerin hamisi Asım Gültekin ve son olarak da Osman Akkuşak ağabeyim. Sonsuz aleme göç ettiler. Mekanları Cennet olsun.

Rahmetli, Cennet mekan canım Annem derdi ki, "Onlar gitti hak dünyaya, biz kaldık nahak dünyada..."

vyigitcan@gmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

Yazıyı Yorumla

Yorumlar / 1

  • Osman Baharçiçek | 23 Eylül 2020 09:25

    Eyvallah üstat. Selam ve Dua ile...