Vahdettin Yiğitcan

İKİ İNKITA BİR DE TEHİR ÖZÜRÜ...

Vahdettin Yiğitcan

Mart ayı içerisinde biri İstanbul'a diğeri de Adana üzerinden Antalya'ya olmak üzere, iki seyahatim oldu...

Her iki ziyaretim de, haftalık yazılarımın "İnkıta"ya uğramasına yol açtı...

"Tehir" özürünü ise, her hafta yayınlanması mutad olan yazımın gecikmesi sebebiyle diliyorum...

Bu arada yaşadıklarım ve şahit olduklarıma gelince...

Önce en tazesinden başlayayım anlatmaya...

ORDA BİR KÖY VAR YAKINDA: BAKIMLI

Geçtiğimiz hafta değerli arkadaşım Çetin Yalçın'la Pötürge ilçesinin en güzel köyü Bakımlı'ya gittik..

Coğrafi konumu itibariyle manzara anlamında Pötürge'nin bütün köyleri çok güzel...

Yaşam şartları ise alabildiğine ağır...

Tarım alanları yok denecek kadar sınırlı...

O çetin şartlara rağmen çalışkan insanlarımız yamaçları teras teras işlenebilir hale getirip, tarım alanlarına dönüştürmüşler...

Yerleştikleri alanları ağaçlandırmışlar...

Diğer köylerle mukayese edildiğinde Bakımlı Köyü, çok şanslı bir alana kurulmuş ve mümbit bir toprak zenginliğine sahip...

Mevsimin kurak geçmesi sebebiyle Karakaya Barajı'nın Bakımlı'ya kadar uzanan koyunda sular çekilmiş...

Ben, kayısı ağaçlarının çiçeklenme sonrası ilaçlanmasını görmek istediğim için gittim...

İyi ki de gitmişim; unutulmaz bir gün yaşadık...

Malatya'nın kahir ekseriyetinde kayısı yegâne ürün...

Kayısı üretimi yapılıyor yapılmasına ama, gelin görün ki öyle dışarıdan görüldüğü gibi hiç de kolay değil...

Tıpkı bir çocuk yetiştirir gibi ihtimam istiyor...

Bu ihtimamın her aşaması para harcamayla gerçekleşebiliyor...

İlaç, mazot, su, elektrik, gübre, işçilik giderleri hepsi parayla sağlanabilen girdiler...

Üstelik bu işleri tüm aile fertleri müşterek, büyük emekler sarf ederek yapıyorlar...

Diğer yandan, uzun yıllardır genel anlamda Malatyalı kayısı üreticilerinin yüzü gülmüyor...

Kıt kanaat şartlar altında yaşam mücadelesi veriyorlar...

Malatya'nın için için sızlayan bu yarasına umarız ilimiz milletvekilleri bir çözüm üretirler (mi?).

Tekrar köyümüze dönelim:

Bakımlı'da insanlar seyrek dağılımlı bir yerleşim düzenini tercih etmişler...

Herkes evini, tarlasının kenarına yapmış...

Bu sebeple de köyü, tıpkı Karadeniz köylerinde olduğu gibi toplu halde göremiyorsunuz...

İlkbahar, mutluluk veren serinliği ve tarifi, tanımı imkânsız, rengârenk ışıl ışıl kıyafetleriyle Bakımlı köyüne tam tekmil gelmişti...

Baş döndürücü muhteşem güzellikteki Bakımlı Köyü, çevre köylerin çekim merkezi konumunda...

Sosyal ihtiyaçlar açısından çevre köylere göre birkaç adım önde...

Yakın çevresindeki köylerden gelen çocukların da öğrenim gördüğü İlk Öğretim Okulu Bakımlı'da bulunuyor...

Taziye, Düğün dernek ve Mevlit gibi sosyal dayanışma gerektiren hallerde, insanların bir araya gelip dertleşeceği, sohbet edip eğlenebileceği güzel bir bina inşa ediliyor...

Ufuk çizgisini irili ufaklı dağların oluşturduğu ve avuç içini andıran coğrafi yapısı, çok nefis manzarasıyla Bakımlı, insanın yaşama sevincini arttıran şirinlikte bir köy...

Öyle zannediyorum ki, Bakımlı'nın her mevsimi bir başka güzeldir...

Eğer eski tadı kaldıysa...

Kış gecelerinin sohbet ortamını köylülerle yaşamak isterdim...

Bakımlı'yı görüp sevdikten sonra kendi kendimi "Fahri Bakımlı'lı" ilan ettim...

Bakımlı sevgisini anlatacak başka bir söze hacet var mı?

Not: Antalya ve İstanbul izlenimlerimi önümüzdeki yazıda ele alacağım...

DOĞA DOSTU TATLI UĞRAŞ: ARICILIK

HİÇ DE ZOR DEĞİL...

Bitki ve çiçek çeşitliliği açısından çok zengin bir coğrafyaya sahip olmamıza rağmen maalesef arıcılık ülkemizde tatminkâr miktarda yapılmıyor...

Diğer yanda dünyanın birçok köşesinde bizim bitki ve çiçek çeşitliliğimize gıpta ile bakan ülkelerdeki arıcılık faaliyetleri yoğun yapılmakla birlikte çok zengin bir çeşitlilik arz ediyor...

Konunun uzmanları amatörce arıcılığa başlamak için en uygun bir dönemde olduğumuzu söylüyorlar..

Bilindiği üzere arılar bahar aylarında hızla çoğalmaya ve oğul vermeye başlarlar.

Arıcılığa gönül verenler bu aylarda kovanlarını satın alıp çevredeki tecrübeli arıcılardan bilgi edinmeye çalışmalıdırlar. Arıcılığa yeni başlayacaklar, arılı kovanlarınızı güvendiğiniz uzman bir arıcıdan satın almalısınız. Alacağınız koloninin ise en az 5 arılı çerçeve olmasına dikkat edin ve kovan hesabı ile değil çerçeve hesabıyla alınması uygun olacaktır.

Kendi sağlığınızı da düşünerek ve arıcılığı emniyet içinde yapabilmeniz için özellikle arıları kızdıran davranışların neler olduğunu bilmek ve önlemlerini almanız gerekir.

Arıcılıkta açık arazide çalışacağınızı göz önünde bulundurun.

Arıcılık belli bir beden gücü gerektirir ve arıcılarda bel ağrısı ne yazık ki sık görülmektedir.

Arı sokmasına karşı alerjisi olanların bu işe başlamaları pek uygun değildir.

Arıların kat ettikleri mesafe 5 km kuş uçuşu daire şeklinde düşünülerek, gidebilecekleri mesafede çiçeklerin açma zamanlarını gözlemleyebilirsiniz.

Arıları koyacağınız arılığın rüzgar durumu da kontrol edilmeli, bulunduğunuz bölgenin diğer iklim şartları, yani, yağış ve nem durumu iyi araştırılmalıdır.

Arıların nektar ve polen dışındaki bir başka ihtiyacı da tıpkı insanların olduğu gibi temiz sudur. Bu ihtiyaçlarını karşılayacakları su kaynaklarının uzaklığı ve temizlik durumunun ne olduğunu araştırmayı unutmayın.

Eğer arılarınız mutlu ve sağlıklı olursa, sizi de mutlu edeceklerdir, onların da birer canlı olduğunu unutmayın.

CUMHURBAŞKANIMIZA ÇOK ÖNEMLİ BİR HATIRLATMA

Sayın Cumhurbaşkanım,

Siz, görev yaptığınız tüm makamlarda "Cumhuriyet Tarihimiz" boyunca milletimize en yakın ve en sevecen bir lider oldunuz...

Devrim niteliğinde sayısız hizmetleri bir çırpıda gerçekleştirdiniz...

Ve bu hizmetleriniz dosta düşmana karşı hız kesmeden devam ediyor...

"70 Sente Muhtaç" bırakılan mazlum ülkemizin itibarını yükselttiniz...

Kimsenin aklından geçiremediği "Türk Lirası"ndan altı sıfırı atıp dünyayı şaşkına çevirdiniz...

İçeride altı sıfırın atılması halinde "anırma" sözü verenleri mosmor ettiniz...

Ancaaak, aradan tam tamına 13 yıl 3 ay geçmesine rağmen siz halâ kimi yatırımların parasal karşılığını altı sıfırlı telaffuz ediyorsunuz...

Bilmem kaç katrilyon gibi gibi...

Biz eskiler için anlaşılabilir bir sürçme diyelim...

Ya yeni nesil, kesinlikle algı felci yaşar!...

Saygılarımla hatırlatırım...

ŞARK KURNAZLIĞININ SONU

Keşke, başlıktaki "Şark Kurnazlığı"nın "Sonu"nu haber veriyor olsaydım...

Boşu boşuna bu terim üretilmemiş... Kifayetsiz muhterislerin ruhsal halleri...

Doğu toplumlarına özgü fetbazlık numaraları, "Şark Kurnazlığı" adı altında deyim halinde ifade edilir olmuş...

Hiç şüpheniz olmasın.

Şark, cehline devam ettiği sürece bu kurnazlık ve duvara toslama hikâyeleri devam edecek...

İki veçhesi var bu kurnazlığın...

Bir tarafı alıcı diğer tarafı satıcı...

Maşallah bu topraklar her iki zümreyi de bol bol yetiştiriyor...

Ve bu kurnazlığın tek tetikleyicisi var o da, hak hukuk tanımaz açgözlülük,,,

Eskilerin çok güzel bir deyimi var; "Yük Dengini Bulmazsa Kalkmaz" diye.

Ne güzel söylemişler...

Şark Kurnazlığı'nın en modern şekle bürünmüş taze örneğini, ÇİFTLİK BANK'ın mucidi bir çay bahçesi çırağı verdi...

Şimdi, ÇİFTLİK BANK çirkefine batan 80 bin şark kurnazı "Devletimiz Nerede" diye feryat ederlerse şaşırmayın!...

DOSTLUK ÜZERİNE - 6

HİÇBİR TÜNEL EBEDİ DEĞİLDİR...

Yaşadığı dönem içerisinde "Vakıf İnsan" olarak tavsif edilen merhum Fethi Gemuhluoğlu'nun 1975 yılında bir gurup gönül dostu arkadaşlarına yaptığı şiir tadındaki "Dostluk Üzerine" konulu irticali konuşmanın son kısmını yayınlıyoruz...

Yazının sonunda konuşmayı alıntıladığımız internet adresinden konuşmanın tam metnine ulaşabilirsiniz...

 İnsan ömrü kısadır. Bu Osmanlı’dan kalan halk, kendisini gözden geçirsin. Biz İ’lâ-yi Kelimetullah üzere Allah’ın vazifelendirdiği halkın devamı mıyız? Yine kendimizi gözden geçirelim, biz Hakk’ın ayâli olan halk mıyız? Biz Hakk’ın ayâli olan halk mıyız, kendimizi gözden geçirelim. Yine kendimizi gözden geçirelim, Ensâr’dan mıyız, Muhâcirîn’den miyiz? Hangi ahlâk ile, Allah’ın ahlâkı ile tahalluk etmiş miyiz? Kim karşımızda Muhâcirîn’dendir, kim Ashâb ahlâkı ile ahlâklanmıştır, kim Ensâr’dandır?

Öyleyse oturup kendi kendimizi de… Başımızı ellerimizin arasına alarak, her türlü silâhı terk ederek, “Ben nefsimi katlettim, hem şehîdim hem gâzî” diyerek, cihâdın küçüğünden büyüğüne dönerek; “Ben nefsimi katlettim, hem şehîdim hem gâzî”yim diyebilerek, bunu demenin iffetini yaşayarak, bunu diyebilmenin temrînini icrâ ederek; kendimize karşı saygılı olarak; kendimize karşı çok halîm, selîm ve kerîm olmadan gayrıya karşı çok halîm, selîm ve kerîm olarak; gayrıya karşı rıfk ile, hilm ile; gayrıya asıl dost olarak, ama önce kendimize dost olarak; tarihimize, coğrafyamıza, ağacımıza, komşumuza, uzuvlarımıza, dişimize… Peygamber-i Ekber buyuruyorlar ki fem-i saâdetlerinden, “Diş fırçalamak farz olacaktı.” Eğer Peygamber-i Ekber’in Ümmet’inden ağzında dişi olmayanlar varsa, bir tanesi bile delikse, ağzı bomboşsa, onların Kelime-i Şehâdet getirmekten adeta utanmaları gerekir. Hayâ sâhibi olmaları gerekir. Dişimize bile saygıyı emrediyor, bütün uzuvlarımıza, sonra gönlümüze, sonra insanımıza, sonra vakte… Yani dostluk. Sözümüzün başına dönüyorum, yani aşk. “Aşk gelicek cümle eksikler biter” dendiği doğrudur.

İlmin kîl u kâl olduğu doğrudur.

Çünkü gerçek olan aşktır.

 Doğru söylüyor Eşrefoğlu, gayet tabiî Hakk kelâmı ediyor, şiir yazmak gayreti içinde değil. Diyor ki,

“Gökten belâ yağmur gibi yağsa / Başını ana tutmaktır adı aşk”.

Tabiî, Yunus doğru söylüyor, “Aşk gelicek cümle eksikler biter” diyerek.

Tabiî, bunlar doğru. Tabiî, biz meczubu yanlış anlıyoruz. Biz istiğrâkı yanlış anlıyoruz. Biz aşkta müstağrâk olmayı yanlış ,,kıymetlendiriyoruz. Ve Peygamber-i Ekber yine söylüyorlar… Bir zaman, bir küçük çalışma yapıyordum. Okuryazar olmamam buna mâni oldu. Bilemedim, emri bilemedim, kıymetini bilemedim, kendimi bilemedim, kendime saygısızlık ettim. Ama bu saygısızlık esnâsında Yunus’la meşgul oldum. Yunus’da kırka, elliye yakın beyit ve mısrâ yakaladım. İlm-i hadîsde ileride değilim, ama gördüm ki, Yunus’un çok sevilen mısrâları ve beyitleri hadîs tercümeleri.

Peygamber-i Ekber buyuruyorlar ki, “Sevdiklerinize sevginizi izhâr ediniz.” ,

Yunus diyor ki, “Sevdiğimi söylemezsem, sevmek derdi beni boğar.” Görüyorsunuz ki, hilkât muhabbet üzere ve aşk üzere halkedilmiş.

Benim size emânet sözüm yok.

Dost ol kişidir ki… Şimdi emânetimi geri alıyorum. Bu kadar emânet diye konuştuktan sonra, şimdi kendimi geri alıyorum. Ben de size emânetim. Söz kalsın ve devam etsin. İbtidâ’da kelâm vardı tabiî. Biz, kelâmı selâm ile itmâm ettik. Selâmdan başladık, kelâmı tüketiyorum.

Dost ol kişidir ki, öldürülmesi muhakkak ve mukarrer olan gecede Peygamber-i Ekber’in yatağında yatar, Şâh-ı Velâyet’tir.

Dost ol kişidir ki, mağara arkadaşıdır, Yâr-ı Gâr’dır, Ebû Bekr’dir. Ve bütün delikleri tıkadıktan sonra, yılanın gelmesi muhtemel son deliği tabanı ile tıkar ve oradan O’nu yılan ısırır. Bir vakittir… Bir vakittir diyerek size bu mânâda da bir şey söylemeyeyim. Yalnız yine dostluk için, hani “Susayınca çağıldak sesi” diyor, “Kara ekmeğimin akça mayası” diyor. Size bir dostluk şiiri okuyarak, bana hakkınızı helâl etmenizi taleb edeyim. Diyor ki: Dost, dost diye deli derviş gezdiğim, Bir ağladığım, bir güleyazdığım, Adını dağa taşa kazıdığım Benim bir tanem dost, gözümün nuru! Tutmaz elim, topal ayağım uğru, Amansız kara bahtımdan ötürü Kan ter dolandığım yollar gölgesi. Kara ekmeğimin akça mayası, Susayınca çağıldak sular sesi, Biraz sonra diyecek ki, “Gözyaşımı gözden gizli silenim”. “Susayınca çağıldak sular sesi”, “Kara ekmeğimin akça mayası.” Şiire dönüyorum: Ay aydınlığım, gün ışığım, canım, Bayramım, bolluğum, yemişim, yenim, Gözyaşımı gözden gizli silenim! Pek garipçe kaldım köyümde, ıssız, Otsuz, ocaksız, akılsız, ayvazsız. İki elin kanda olsa, durma, tez Dağ başını duman almadan beri, Eyüb sabrım, eyi düşlerim yoru, Yet bu yana! Avarayım, yet, yürü! Ahmet Muhip Dranas Eyi düşlerimin yorumu, kara ekmeğimin akça mayası, susayınca çağıldak sular sesi… Dost budur. Hakk dost! Şimdi, bir şey daha, bir emânet daha söyleyeyim. Hep cezbeden, aşktan bahsettim. Fakat size ehl-i aşk için de bir hadîs-i nebevî söyleyeceğim. Peygamber-i Ekber buyuruyorlar ki, “Ehl-i aşk ile meşveret eylemeyiniz.” Onlar ehl-i temkîn değillerdir. “Ehl-i aşk ile meşveret eylemeyiniz. Zira onların kalpleri muhterik, akılları maslûb olduğundan re’y-i tedbîrleri olmaz.” Ve kelâm, ölüme dostluğa kadar kelâm burada tükeniyor. Kelâmı tükettim. Yine selâma dönmüş oldum. Ve size diyorum ki, gözü ışımış olun. Çünkü sabah oluyor. Şeb-i yeldâdan geçtik, küfür bitti. Küfür bir zatta kemâlini bulmuştu, bitti. Şimdi onun önünde duruyorlar, şimdi putperestliği onun önünde icrâ ediyorlar. Nifâk bir zatta idi, o da bitti. Riyâ devrini geçiyoruz beyler. Hiçbir tünel ebedî değildir; ebedî olursa adına tünel denmez. Hiçbir tünel ebedî değildir. Ve Yahya Kemal Bey yanlış söylüyor, “İmân bir şevk olan zamanlar geçti” diyor. Geçmemiştir. İmân bir şevk olan zaman tekrar gelmiştir. Ebedîdir. Her zaman öyledir. Her zaman imân bir şevktir. O zaman geçmemiştir. Onun vakt-i eceli… Hani, onun vakti henüz ecelsizdir; sonunda mukadderdir o. Son sözüm: “Nefesler pâyende ola. Demler, safâlar müzdâd ola. Kulûb-ı âşıkan küşâde ola…” Bana hakkınızı helâl ediniz.

( Merhum Fethi Gemuhluoğlu'nu tazim ve rahmetle anıyoruz...V.Y)

KAYNAK:  http://www.kirmizilar.com/tr/index.php/bir-dostu-taniyalim/435-fetih-gemuhluoğlu

HASAN AYCIN'IN ÇİZGİLERİ KUDÜSTE

Kudüs Yunus Emre Türk Kültür Merkezi Müdürü Furkan Özdemir, Kudüs’ü görmedikleri halde burası için şiirler ve yazılar yazan Nuri Pakdil ve Sezai Karakoç'u hatırlatarak, “Aynı şekilde Hasan Aycın da yıllarca buradaki acıyı çizgileriyle gündeme getirdi. Biz de bugün Aycın’ın 40. sanat yılında bu coğrafya ile ilgili 40 çizgisini kardeş Filistin halkıyla buluşturuyoruz. Aslında biz bu vesile ile Naci El-Ali’nin çizgileriyle Aycın’ın çizgilerini buluşturuyoruz.” dedi.

Haberin detaylı metni bu adreste: http://www.asanatlar.com/hasan-aycinin-kudus-cizgileri-kuduste/

HOŞ SADA

"Gerçekler acıdır, derler de

Hakikatın tadını söylemezler..."

TADIMLIK

"Ne tasannu’ bilirim, çünkü, ne san’atkârım.

Şi’r için “gözyaşı” derler; onu bilmem, yalnız,

Aczimin giryesidir bence bütün âsârım!

Ağlarım, ağlatamam; hissederim, söyleyemem;" 

Yazarın Diğer Yazıları