Başkanlar!


Bir hususu açıklamam lazım. Yazılarımda bazan "kantarın topuzunu kaçırdığım" yönünde ikazlar alıyorum.

Neymiş efendim, acımasızca eleştiriyormuşum... Kimlerden geldiğini tahmin etmekte zorlanmadığım malum serzenişler...

Oysa yazarken ne kadar dikkat ettiğimi bir ben bilirim bir de yüce yaradan... 

Bu fakir bu memleketin, güzelim Malatya’mızın en kadim evlatlarındandır. 

Aklı erdiğinden bu yana, şehrimizin geçmişini de bilir günümüzde ne hale geldiğini de...

Kimse kalkıp da hariçten, bilip bilmeden boşa atıp tutmasın...

Emek, alınteri, gayret ve zihni üretim kutsaldır. Her iyi niyetli çabanın takdir edilmesini savundum ve yanında oldum.

Siyasi yönetimin, müktesebat kıstası olmaksızın, müktesebatına bakmaksızın, yeterli bilgi ve donanımı var mı diye araştırmadığı, uluorta önümüze koyduğu meçhul bir adayı seçmemizin sancısıdır çektiğimiz.

Amcam başkandır, seçilmiştir ya, atış serbest... 

Şehrin karakterini de belirler, geçmiş ve gelecek bin yılların başkanı olduğunu da ilan eder...

İstediği ihaleyi dilediği şirkete vermekte serbesttir, velev ki kırk günlük olsun, velev ki yasaklı olsun!

Aklına geleni söylemekte de bir beis görmez. 

Eline mikrofonu aldığında veya mikrofonların karşısına geçtiğinde dilin kemiği yok kabilinden, işkembe-i kübradan sallar da sallar. Halbuki her söylediği saniyesi saniyesine kayıt altına alınmaktadır. Ve yarın karşısına çıkarılacaktır.

Siyaset bezirganlarının bilmediği çok önemli bir şey var, o da yeni yetişen genç neslin dili. 

Genç nesli bizler gibi kolay kolay kafesleyemeyecektir günümüzün klasik siyaset bezirganları. 

Yeni nesil, dünü, bugünü ve yarını ayna gibi monitörde görme imkanına sahiptir. 

Genç kuşaklar kimin ne dediğinin anlamını bizden çok daha iyi analiz yeteneğiyle donanımlıdır. 

Son günlerde her alanda göze çarpan yağmur gibi yeni proje açıklamaları genç neslin dikkatini çekme çabalarıdır.

Yapılan en son araştırmalar bir devrin sona erdiğini işaret ediyor.

Bütün gayret, mevcut iktidarlarının devamını korumaya matuf son çırpınışlardır...

Fasulye Yaprağı Köftesi

Kenarda bırakılmış, unutulmuş mahzun köfte!

Malatya'nın ev mutfağı eşsiz lezzetler resmi geçitidir adeta. Bilen bilir... 

Sayısız yemeklerimiz kadim hanımlar tarafından evlerimizde yapılır ve yenir. 

Ticari alana maalesef taşınamamıştır. Malatya erkeği, ticareti, ticaret disiplini ve zerafetiyle henüz tanımıyor, bilmiyor!...

Üzülerek görüyorum ki, genç kızlarımıza anneleri tarafından mutfak bilgi ve becerilerimiz de maalesef aktarılmıyor!

Son yıllarda sağlıklı ve doğal beslenme adına ev yemekleri yoğun ilgi görmeye başladı.

Malatya'da da ev yemekleri sunumu yapan dükkanlar her yerde açılıyor. Bu güzel bir gelişme.

Ancak bu dükkanlarda sunulan çeşitler devede kulak örneği Malatya ev mutfağının zekatı bile sayılmayacak kadar az örneklerdir.

Kiraz yaprağı köftemizin tesciline sevindim. Fakat unutulan bir köftemiz daha var: taze fasulyeli, fasulye yaprağı köftesi.

Kiraz yaprağının teyzesi kızı mesabesindeki fasulye yaprağı köftemizin tadı, tereyağında veya zeytinyağında kavrulmuş soğan ilavesiyle damaklara şenlik bir lezzet harikası...

Tıpkı kiraz yaprağı köftemizde olduğu gibi aynı yapım aşamalarından geçirilerek üstüne üstlük bir tabağa 5-6 adet taze fasulye parçacığı ile zenginleştirilen köftenin tadına doymanız imkansızdır. Sıcak yaz günlerinin mayhoş soğuk lezzetidir bu köftemiz,

Bugün Malatya’mızın hangi evinde pişmektedir merak ediyorum. 

Malatya mutfağını övmekle bitiremeyen başkanların evleri de dahil...

Oysa, çok değil kırk yıl önce bu yemeklerimizin pişirilmediği ev yoktu.

Günümüzde pıtpıtı, malhutayı, kuymağı, harleyi ve tavşanlı yufkayı hatırlayanınız bileniniz var mı?

Asalet

Toplum hayatımızın vazgeçilmez kavramlarının başında gelir ve sık kullandığımız bir kelimedir "asalet" tanımlaması...

Kelime itibariyle soyluluk anlamına gelir.

Olumlu tedaileri (çağrışımları) nedeniyle hemen hemen herkesin zihninde sevimli bir yere sahiptir asalet kavramı.

Genellikle asaletin genetik olduğuna dair bir kanı hakimdir toplumda,

Oysa bu yaklaşım ilahi adaletin insanlar arasında eşitlik ilkesiyle çelişmektedir.

Bir an için bu varsayımın doğru olduğuna inanacak olursak asaletten yoksun insanları nasıl değerlendireceğiz?

Bizzat rahmetli cennet mekan annemden duyduğum "iyi anneden iyi babadan, kötü evlat, kötü anneden kötü babadan iyi evlat"

Demek ki, iyilerden kötü ve kötülerden de iyi evlat çıkabiliyormuş.

Asil davranışlarıyla örnek olan ailelerde ki yegane durum, örnekliğin yakınlığından başka bir şey değil.

İnsanlar mükellefiyet sorumluluklarını yüklendikten sonra akıl nimetini kullanmakla yükümlüdürler.

O halde insanın kılavuzu akıl ve imandır. 

İnsan, etrafında gördüğü şeyleri ise aklın terazisinde değerlendirerek benimseyip ya da reddedecektir.

İncelikli davranan ve soyluluk gibi meziyetlerle donanımlı olan insanlar bu özelliklerini genetik kodlarından değil, akıl ve düşünce süzgecinden geçirdikleri kendi iç kabulleriyle kazanmışlardır.

Kısacası asalet için, kişinin sonradan edinebileceği akıl ve iman nimetinin bir sonucu olan kazanımdır diyebiliriz.

Kimse aileden gelen asilliğiyle övünmesin, kimse de şöhretli bir aile mensubu olmamakla yerinmesin, herşey insanın kendisinde bitiyor, kendisine nasıl davranmayı uygun görüyorsa öyle davransın...

vyigitcan@gmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!