Aynaya Bakmak Kimi Ürkütür?


Ayna, zengin çağrışımlı ve sonsuz içerikli bir kavram...

Kendini beğenmişler sık sık aynanın karşısına geçerek "Ayna ayna söyle bana, benden âlâsı var mı ola!" derlermiş...

Bir kavram olmanın ötesinde gündelik hayatımızın içerisinde kullandığımız bir eşya olarak ayna, yüzeyine yansıyan ışığı simetrik yani birebir yansıtan gümüş metal sırlı, cam nesnenin adıdır...

Gençler aynasız edemezler, yaşlılar da aynayla tatlı sert bir mesafeyi uygun görürler.

Biz erkekler ister berberde isterse de kendi kendimize her tıraş olduğumuzda aynanın karşısına geçeriz.

Bayanlarınsa çantalarının mütemmim cüzü gibidir ayna.

Yaşlılar yıpranmışlıklarıyla karşılaşma endişesi taşıdıklarından aynayla yüz yüze gelmekten imtina ederler...

Oysa her yaşın insana bir önceki halinden daha farklı ve derin, görme, algılama, düşünme ve değerlendirme melekesi kazandırdığı da bir gerçek, boşuna dememişler: "Gençler bilebilse, yaşlılar yapabilse..."

Gençlerse gençliğin verdiği enerjiyle sık sık saç şekillerine ve simalarına bakmak için yanlarından aynayı ayırmazlarmış...

Bizim gençliğimizde cep aynası satılırdı hırdavatçılarda, sanırım şimdiki gençler cep aynalarından habersizler...

Günümüzde gençlerin bütün ilgisi, internet bağlantılı cep telefonları ile girdikleri sosyal medya dünyasına hasredilmiş halde.

Dilerim gençliğimizin bu ilgisi iş işten geçmeden en kısa zamanda makul bir düzeye iner, aksi halde gidişat hiç iyi görünmüyor.

Dönelim biz kendi konumuza, ayna üzerine sayısız ilginç sözler söylenmiş, işte o sözlerden birkaçı:

-Aynalar türü türlüdür, yüzünü görmek isteyen cam'a, özünü görmek isteyen can'a bakar...

-Sanat, gerçekliğe tutulan ayna değil, onu şekillendirmek için kullanılan çekiçtir.

-Dost dostun aynasıdır.

-Kendini görmek istiyorsan, iç aynana bak.

-İlgi ayna gibidir, gösterirsen yansır.

-Kırılmak istemiyorsan, kimseye ayna olma.

-Hayat bir ayna gibidir, gülümserseniz o da size gülümser.

Bire bir yansıtan düz aynaların özelliğinden ilham alınarak söylenen bu sözlerin her biri farklı bir gerçekliği anlatıyor...

Hayat, öyle yada böyle hepimize bir rol vermiş yaşayıp gidiyoruz.

Hiç kavgası eksik olmayan, haksızlıkların hükümran olduğu biricik dünyamızı da yaşanmaz kılıyoruz...

Ne uğruna bu kavga dersek, her şeyin en iyisini kendisine layık görenlerin açgözlülük kavgası.

Gerek içimizde gerekse de dışımızda yaşanan kavga ve saldırıların altında yatan yegane sebep insan denilen yaratığın fıtratından sapmış ve saptırılmış olması yatıyor...

Bu bakış açısıyla yeryüzünün her neresinde olursa olsun çocukların kirlenmemiş, doğal masumiyetleri tezimizi doğruluyor.

Çocukların doğal masumiyetleri muhafaza edilebilse yeryüzü salih insanlarla yeniden yaşanılabilir bir güzelliğe bürünür.

Bu önerimin hayata geçmesi hiç de zor değil, biliyor musunuz? 

Bir, bilemedin iki kuşaklık yetiştirme dilimi süresi içerisinde sütliman bir dünya kurulabilir.

Bazıları söylediklerime hayal diyebilir, desinler ne gam, ben de onlara sütliman bir dünyanın hayali de güzel derim.

Nedamet duygusuyla yeter ki insan, iç aynasına samimiyetle baksın, o zaman nasıl biri olduğunu görecektir.

İnsan öyle bir yaratık ki, en kirlenmiş ve korkunç haliyle bile iç aynasına (vicdanına) baktığında kirlenmişliğini idrak edecek yetenekle mücehhezdir.

Bu nedenle sık sık iç aynamızın (vicdanımızın) karşısına geçip ne kırâtta bir olduğumuzu görmekten ürkmeyelim. 

Kim bilir, belki nedamet nimeti nasip olabilir.
 

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI