Atanmışlar mı Seçilmişler mi?


Sorusunun cevabı bir çırpıda verilebilecek cevaplardan değil. Sapla saman birbirine karışmış durumda.

Üzerinde, düne göre bugün bir hayli düşünmeyi gerektirecek deneyimleri ve icraatları yakinen görmekteyiz.

Yakın geçmişte askeri vesayetin tahakkümü altında gıkını çıkaramayan sivil kesim haklı olarak yakınıyordu...

Sivil iradenin o gün için durduğu yer, hizmeti hakkıyla yerine getirmek noktasıydı...

Milletin gerçek iradesinin gerçekleştirilmesi yönünde muktedir olmaktı...

Vesayet hem buna fırsat vermiyordu hem de ülkenin genel gidişatına baskıcı yöntemlerle kimseyi karıştırmıyordu.

AK Parti Hükumetlerinin iş başına geldikleri günden beri vesayet odaklarıyla yıllarca mücadele ede ede yol aldıkları bir dönemi iyi değerlendiren FETÖ fırsat bu fırsat diyerek harekete geçti... 

Ne oldu peki, FETÖ diye adlandırılan dinci yapılanma 50 yıllık sinsi çalışması sonucu devletin en kılcal damarlarına kadar sızmasıyla adeta işleyen bir mekanizmayı felç etmişti...

Evvela Ergenekon adlı darbe örgütlenmesi iddiası ile 12 Haziran 2007 tarihinde İstanbul Ümraniye'de bir gecekonduda 27 el bombasının ele geçirilmesiyle askeri sindirme operasyonlarına başladı...

FETÖ'nün kolaylıkla yolunun açılmasının altında, dinci dalkavuk Fetullah Gülen'in nabza göre şerbet verme mahareti yatıyordu... 

Yeri gelmişken söyleyeyim ben Fetullah Gülen'in dinciliğinde de samimi olmadığını düşünenlerdenim.

Gücünün doruğuna çıkan FETÖ, AKP iktidarının üstesinden gelemediği alanlardan işe başladı.

Çeşitli davalarla hayal dahi edilemeyecek askeri vesayetin heyulası AKP'nin de destek vermesiyle FETÖ'cüler eliyle yerle bir oldu...

Bu yerle bir oluş sırasında darbeci askerler kadar FETÖ'cülere alan açılsın diye vatansever askerler de tasfiyeye uğradı.

Lafı fazla uzatarak kafanızı şişirmiyeyim.

FETÖ'cü yapılanma artık zamanı geldi diyerek 15 Temmuz'da gemi azıya alınca, o günden beri FETÖ'cülere karşı ve halen mücadelesini kararlılıkla sürdüren Başkan Recep Tayyip Erdoğan bunların kökünü kazıma operasyonlarını devam ettiriyor.

Şimdi gelelim başlıktaki kritik sorumuza, ne demiştik: Atanmışlar mı, Seçilmişler mi?

El cevap: Vesayet döneminin atanmışları haliyle muktedirlerin değirmenine su taşımakla mükellef idiler... Aralarında vicdanının sesini dinleyenlerde elbette vardı ancak azınlıkta idiler...

Seçilmişlere gelince zaten sınırlandırılmış dar alanda hareket kabiliyetleri nedeniyle pek etkili değillerdi...

Seçilmişliğin atanmışlık karşısında tabandan gelen irade olması sebebiyle öncelikli olmasının destansı kavgasını, Sayın Başkan Recep Tayyip Erdoğan verdi. 

Bu kavgayı verirken sonuna kadar da haklıydı Başkan.

AKP'nin bu mücadelesinin sahaya yansıması maalesef istenildiği başarıya yol açmadı.

Sebebine gelince, seçilmişler hangi mihenge göre, hangi seçilme ölçülerine göre tesbit edildiler? 

Burada biz kamuoyunu, daha doğrusu milli iradeyi, tatmin ve mutmain edecek bir cevap yok!

Kimleri niçin, hangi alamet-i farikaları için, ne gibi müseccel vasıfları gereği seçtiğimizi bilmiyoruz!

Bize seçin diyorlar, biz de "Ya Allah Bismillah" diyerek seçiyoruz... 

Kavun olsalar belki anlarız, ne yazık ki, değiller!

Öteden beri seslendirilir, "Siyasi Partiler Yasası düzenlensin" diye, ama hep temenni makamında kızakta bekler bu talep.

Siyasi partilerde adaylar, siyasi partilerin kulis koridorlarında şekillenir, genel başkanın iki dudağı arasında da belirlenir...

Seçim günü geldiğinde de önümüze konulan hiç tanımadığımız en seçkin muhteşem adayları seçmek zorunda bırakılırız. 

Seçmek zorunda bırakılmamız şöyle: seçim sandığına gitmemenin cezası var, muhterem milletim.

Seçmen olarak sandık başına gittiğimizde seçeceğimiz adayların en fazla uğraştıkları işleri biliriz. Diğer becerilerini ise seçildikleri görevleri sırasında öğreneceğiz...

Örnek mi istersiniz, bizim Malatya deyimiyle, "Ohoo sürüsüne bereket," meslekleri değiştirerek söylüyorum ki, kimse kalkıp da beni yazmışsın demesin,

Atıyorum, mesela diyelim: adam dondurmacı veya sıradan bir memur, belediye başkanlığına aday, adam gıda dışı ve zirai alet - edevat toptancısı, milletvekilliğine aday, adam çiftçi, belediye meclis üyeliğine aday...

Sırala sıralayabilirsen sayfalar dolusu bu örnekleri uzatabilirsin.

Eskilerin sözüyle : “Ak Koyun Kara Koyun Geçit Başında Belli Olur” belli olur olmasına da, yılların da bu arada heba olur...

Malatya'da ve ülkemizde geldiğimiz nokta bu gerçeği görmemizi zorunlu kılıyor!

Seçme sistemimizin çürümüşlüğü güneş kadar aşikar, ilgili makamlar ülkemizi bu uçurumdan derhal kurtarmalıdır. 

Seçme ve seçilme ölçütleri öylesine belirlenmeli ki, nitelikleriyle kendini sahada kanıtlamış insanların iş başına geldikleri tertemiz bir yönetime kavuşabilelim...

Bugün ülkemizde gördüğüm tablonun bende ihsas ettirdiği kanaat şöyle: 

Seçilmişlerimizin kahir ekseriyeti bulundukları makamdan itibar devşirmekteler! 

Makamın ciddiyetine halel getirmekteler!

Milletimizin defalarca verdiği mesajın yönü bu tespitimizle doğru orantılı...

Yazık, akıllarını derhal başlarına almalıdırlar... 

Sayın Başkan Recep Tayyip Erdoğan, Malatya'dan görülebilen bu tespitleri dilerim dikkate alır.

Atanmışlar mı, seçilmişler mi? Demiştik ya. 

Atanmışlar, hiç değilse getirildikleri makama bilgi ve deneyim anlamında dirsek çürüterek gelmişlerdir...

Benim atanmış yöneticilerimizde gördüğüm devlet adamlığı kumaşı, daha kadim bir kumaş...

Helal süt emmiş seçilmişleri ayrı tutarsak, diğerlerinin kumaşı el dokuması mesabesinde tel tel dökülüyor...

Her şeye rağmen geleceğimizden ümitliyim...

Tertemiz, yetimin hakkının yenilmediği, kamu kaynaklarının hoyratça harcanmadığı, tüm vatandaşlarımızın geleceğinden endişe etmediği, adalet ve liyakat esasının hüküm sürdüğü bir yönetimin ülkemizde gerçekleşeceğine inancım tamdır.  

SÖZ SIRASI MİLLETİN

Diyanet - Sen Başkanı Mehmet Engin'in Dikkatine

Ayakkabıcı Pazarından (Ortak İmzalı) Esnaflar Yazıyor:

Malatya Diyanet - Sen'nin değerli başkanı sayın Mehmet Engin, 

Bizler Söğütlü Cami etrafında muhtelif ticari faaliyette bulunan esnaflarız.

Geçmiş zaman, günümüzden yaklaşık 17-18 yıl önce mübarek Ramazan ayının gelmesi münasebetiyle Söğütlü Camimizin iki minaresi arasına mahya asıldı. Buna çok sevindik. Mahya sanatı ilk olarak Osmanlı İmparatorluğu döneminde İstanbul'da başladı. Zamanla yurdumuzun her tarafına yayıldı... Geleneksel sanatımızın yaşatılması adına Camimizin mahyasını çok sevdik, ne var ki, ancak üç yıl sürdü bu sevincimiz... Sonra arızalandı, ne bir bakım ne de tamir edildi... Benzetmemizi hoş görürseniz, adeta meşhur Vagon Fabrikamızın çürümeye terk edildiği gibi mahyamız da çürüdü... Bu kötü örnekler Malatya'mızın kaderi olmamalı... Şimdi ne zaman düşecek diye derin endişe içerisindeyiz. Allah korusun birden düşüp de can kaybına yol açarsa kim sorumlu olur bilemiyoruz... 

Sizin camilerimize karşı ne kadar hassas olduğunuzu biliyoruz... Camilerimizin içi gibi dışı da pırıl pırıl olmalı değil mi başkanım?

Söğütlü camimizin minaresine takılan mahyanın çürümesinin yanında o minarelerimiz adeta çanak anten çöplüğüne dönmüş durumda... Kim takar bu antenleri, anten takacak yer mi yok da minare seçiliyor? 

Bir felakete yol açmadan bu mahyanın ve ivedilikle görüntü kirliliği oluşturan antenlerin kaldırılmasını sizin bilginize arz ediyoruz... Sayın Başkan Mehmet Engin Bey, bizi her gün tedirgin eden bu kâbustan ancak siz kurtarabilirsiniz. Çünkü siz saygın bir sivil toplum kuruluşunun başkanısınız, sorunumuzla ilgili resmi daireleri ancak siz harekete geçirebilirsiniz...

Not: Camimize yeni yapılmasını istediğimiz mahyanın, gerçek mahya uzmanlarına yaptırılmasını istiyoruz. Üçüncü sınıf sertifikasız sokak elektrikçisinin yapacağı mahya altın oran denilen görsel estetikten uzak, komik bir örnek oluyor Söğütlü Camimizde olduğu gibi... Mahyalarla alakalı görsel çirkinliğe ancak siz dur diyebilirsiniz...  Saygılarımızla...
 

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI