Öze temas etmek


Bir meczup yolun ortasında koşuşturan insanları ansızın kolundan çekiverir ve şöyle dermiş: 

ALLAH VAR!

Demişler ki, ne bağırıyorsun be adam, biliyoruz zaten.

Meczup;

Yok yok bildiğiniz gibi degil.

Gerçekten ALLAH VAR...! 

“İnsanı bedenen ameliyat etmek için uyutmak, ruhen ameliyat etmek için uyandırmak gerekir” der sözün sahibi. 

Çoğu kere bilgi bombardımanı altında da uyuyabilir insan. 

Derrida’nın, Hz. İbrahim’den hareketle “konuşurken susmak” dediği hal, yaşanabilir sıklıkla. 

Çok şey söylenir, fakat işin özüne temas edilmez. Gözlerin ve dillerin okuyuşuna akıllar ve kalpler eşlik etmiyorsa değişen bir şey olmaz.

Yoksa Hz. Rasulullah'ın (sa), "İlmin insanlardan kaybolma zamanı" dediği bir dönemde miyiz? Hakikat nurları önümüzde durduğu halde nedir ki bu içine düştüğümüz karanlıklar.

Sanki çevresinde dolaşıyoruz da bir türlü bütünleşmeyen, merkeze alamayan bir mesafe içindeyiz.

Sanki gerçeklerden kaçanlarız da, aslında kaçtığımız yer gideceğimiz yerin ta kendisi, anlayan kim!

Değişik hem de çok değişik bir zamana eriştik. 

Aslında değişen bir şey yok. Dünya kurulduğundan beri aynı kanunlar işliyor. Allah Teala vaadinden dönmüş değil. Atamız Adem'den bu yana sorumluluklarımız hiç değişmedi. 

O halde değişen insandır. 

Düşünce bombardımanı altında ezilmiş, zihni toz duman olmuş insan!

Nereye döneceğini nereye yöneleceğini şaşırmış insan!

Dünün kölesi olan insan, bugünün makinalaşmış metali durumundadır.

Bir gürültü ve keşmekeş içinde bir o yana bir bu yana şaşırmış, yorulmuş, bitkin düşmüş bir halde günlerini ve yıllarını birbiri ardınca tüketiyor.

Beşeriyet, insana iki seçenek sunar. Ya köle olacaksın ya da tanrı. Bunun ortası yok. 

Hal böyle iken ilahi olandan uzak yürüyenlerin, kendilerinin en doğru yolda olduklarına dair inancı kalplerine fısıldayan şeytan değil de nedir? 

Batıl davalarında canhıraş mücadele eden kitlelerin koştukları yer, korktukları son olmasın. 

Bir de yeryüzünde bir avuç Allah'ın has kulları vardır. Tağutu reddederler ve Allah’ın ipine sımsıkı sarılmakla mükellefler..

Bugün insanlık puslu bir havada yolunu/rotasını kaybetmiştir. Gecenin karanlığında gökyüzündeki pusuladan da yararlanmayı bilmiyor. 

Sel gibi kalabalıklar içinde yapayalnız insanlar. İnsanlık yalnızlık girdabında deviniyor.

Parayı, maddeyi, makamı, gücü, iktidarı, kariyeri, otoriteyi, başarıyı hedef yapan çağın insanı, uçurumdan atlamak üzere. 

İnsanın en bedbaht hali ise ateş çukurunun kenarında iken bundan gafil olmaktır herhalde. 

Bir çağırıcı yok mudur ötelerden koşsun. İnsanlığı itiraz ve inkar bataklığından, hidayetin itaat ve itimadına çağırsın..

Hakikat sayılarla ölçülemez diye bir gerçeklik vardır. Dün her zaman bir avuç kadardık bugün de aynı kalabalıklar içinde bir avuç kadarız. 

Nuh'un gemisine binen bir avuç insandı. Oğlunu bile gemiye bindirememişti Nuh. Halbuki hakikat bu bir avuç insanın yelken açtığı rotadaydı. İnsanlık o gün büyük çoğunlukla yanıldı. 

İbrahim tek başına bir ümmetti. Dünya o gün İbrahim ve karşısındakiler olarak ikiye ayrılmıştı. Fakat hakikat tek başına yürüyen İbrahim'in gittiği yolun tam ortasındaydı. İnsanlık o gün de yanılmıştı. 

Lut'un kavmi sapıklığın ve sapkınlığın zirvesindeydi. Karısı bile Lut'un yanında durmadı. Bir avuç insanla Lut o gün azdı, azınlıktı. Sonra o lanetlenmiş şehirden işaretlenmiş olanlar hariç, az kişi çıkabilmişti. 

Musa, azınlıkta olan zulme uğramış kavmiyle zulüm düzeninden hicrete çıkmıştı. Firavun onları az ve zayıf bir topluluk olarak gördüğü için peşlerine düşmüştü de, ilahi adalet o gün tecelli etmişti. Oysaki Musa, o gün gerçekten az idi. Firavun ise maiyetiyle o gün bayağı görkemli bir saltanata ve güce sahipti. 

İsa, iffetli annesi ile beraber yalnız kalmıştı. Kavmi onların etrafına dört bir koldan üşüşmüşlerdi suçlamak için. O gün pak ve temiz olanlar yine azınlıktaydı. Kirli ve pis olanlar ise o gün yine çoğunluktaydı. 

İki Cihan serveri Hz. Rasulullah'da (sa) o gün az bir ayak takımı topluluğundan ibaret görülüyordu. Oysaki hakikatin mührünü yeryüzüne vurmak için gelen son peygamberdi. 

Selam hepsinin üzerine olsun.

Şimdiler de ise adına demokrasi dedikleri tartışılmaz ve eleştirilemez yeni bir şey önümüze koydular. 

Oysaki tartışılmayan ve eleştirilemeyen her şey aynı zamanda bir puttur.

Putların en kırılmaz olanı ise zihinlerde inşa edilendir. Bu yüzden insan hakikatin esrarına ulaşamıyor. Bu yüzden gözlerin önündeki perdeler ışığı, örtük kalpler ise hakikatleri idrak etmemize engel oluyorlar. 

Bu din hiçbir zaman çoğunluğun dini, iktidarların dini olmadı. Böyle bir şeye ihtiyaç da duymadı. 

Bu din, nefislerine zor gelse dahi Allah ve Resulünü seçen, şirkin ve tuğyanın her türlüsüne "LA" kalkanıyla duran bir avuç gerçek muhavvidin dini olmuştur. 

Selam olsun onlara.

nvztky44@gmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
08May

Kudüs'e Mektup

26Nis

Öze temas etmek

19Nis
25Mar

Ah Şu Z Kuşağı!

04Şub