Zaman iklimi


 İnsan, hayat denen yolda sürüklenirken kimi vakitler sabahı nasıl kucakladığının farkında değildir. Değişen mevsimlerin, güneşin, gecenin… 

Durmak bilmeyen bir akıntı misali hızlıca geçiyor, zaman. Geçenin geçmişliğine sızlanırken geçen dakikalar da garip bir hüzünle ayrılıyor bizden. Saniyeler onları kucaklıyor sessiz sedasız.

Bu sessiz zaman ikliminde ömür denen yol, tükenip gidiyor. Fakat bunu ne görmek ne de duymak istiyoruz. Çünkü tadımız kaçıyor. Dünya denilen rüyadan uyanmak istemiyoruz. Her şey gibi ömrün de fazlası cazip geliyor insana.

Daha fazlasına odaklı yaşayan zihin, kalbin sesini bastırıyor. Kalbinin sesini duymaz hale gelen insan mekanik bir alete dönüşmeye başlıyor. Bu dönüşüm ile duygularını yitiriyor. Hayatı çekilmez bir hal alıyor. 

Her şeyi ve herkesi madde olarak görmeye başlandığı için insanlarla olan ilişkileri soğumuş bir çorba misali lezzet vermiyor ona. Karşılıksız atılmayan adımlar nereye gittiğini unutuyor. Zamanla tekrarlayan bu kısırdöngü sabahı aydınlatan güneşi dahi görmeyi engelliyor. Zaman ikliminden habersiz atıyor yürekler. O nedenle kir, kin ve nefretle sıvanıyor, kalbin duvarları.

Daha fazlası, daha iyisi, daha yenisi deyip uykuları bölen sayıklamalar artıkça hayat karanlık bir mahzene dönüşüyor. Her yeri ışıl ışıl aydınlatan çeşitli lüks lambalar, yüreğin karanlık sokaklarını aydınlatmaya yetmiyor ne yazık ki…

Evin tıka basa dolu olan çekmeceleri ve dolapları varken kalbin çekmeleri vurgun yemişçesine bomboş bir şekilde duruyor. Bu boşluk insanı huzursuzluğa sürüklüyor. Dışarıdan baksanız dört dörtlük bir hayat yaşıyor. Fakat içerdeki yokluk almış başını gidiyor. Üstelik insan bu yokluğun farkında bile değil. Veya farkında ama içini dolduracak güçlü bir iradeye sahip değil. 

Karanlıktan sürekli şikâyet eden bizler, insan başta olmak üzere tüm mahlûkatı meta olmanın dışında tutmayı başarabilirsek hayatımızın rengi değişir. İrademiz güçlenir ve yüreğimiz genişler. İyiliği sürekli karşımızdaki insandan beklemek yerine “kendimizi yapacağımız o iyiliğe layık görebilirsek” neler değişir hayatımızda. Zaman iklimine dâhil oluruz. Dakikaları kucaklar ve yürek ritmimizi değiştirebiliriz.

Fakat menfaat denilen illet zihnimizi o denli kuşatmış ki iyiliği bize "geri kalmışlık ve saflık" olarak gösteriyor. Oysa yürek sesi insana sürekli güzel nağmeler fısıldar. Merhamet etmenin insan olmanın en güzel hasletlerinden biri olduğunu, düşene el uzatmanın en büyük erdem olduğunu, iyiliğin karşılığını kimin rızasını kazanmak için yaptıysan O'ndan beklemen gerektiğini...

Ah bu boşluklar değil mi azizim bizi bizden eden? Hâlbuki yürek sesine kulak versen nasıl da dolar çekmecen, dolabın. Dolar da taşar başka gönüllere. Belki bir filiz daha büyür, insanlığı yeşerten. Kapalı kapılar aralanır feraha ve refaha. Güneşi hisseder, sabahı görürsün. Zaman iklimde yaşar, ölmeden önce kalbinin sesini duyarsın. Gecenin karanlığını aydınlatır o ses, umutları doğurur her zerre ışığında. Ve nağmeler akar insanlığın kucağına. Dakikalarla kucaklaşmanın verdiği esenliğe kavuşursun. Ve asıl hikâye o zaman başlar… 

Selametle…

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
14Nis

Rahmet Ayı

31Mar

Hüzün durağı

24Mar
17Mar

Zaman iklimi

10Mar