Uçan Balonun Uçup Giden Hikâyeleri


Sadece bakma eylemiyle görebilseydik görmediğimiz bir yığın tabloyu iç dünyamızın duvarlarına sığdıramazdık. Teknolojik ilerlemelerin getirdiği hız sayesinde hikâyesi dünyada yankılanan bir fotoğrafı, bir videoyu hemen hemen görmeyen, izlemeyen kalmıyor.

Elden ele, dilden dile, gönülden gönle dolaşan görsel medya ile yeri geliyor birlikte ağlıyoruz, yeri geliyor birlikte gülüyoruz.

Savaşın kan rengiyle hayalleri ve geleceği karalanmış çocuklar… Hangi mısralar anlatır hıçkırıklarla boğazda düğüm kalan hayatlarınızı? Savaşın savurduğu toprakları ne kadar yurt bilirsiniz? Hangi sıcak toprak ısıtır ki vatan kadar içini? 

Söyle çocuk, haykır dünyaya oyuncakların sınır ötesinde kana bulanmış haldeyken, evini, okulunu, sevdiklerini geride bırakmışken hangi ceket ısıtır ayaz yemiş yüreğini? 

Sen buruk bir hikâyesin şimdi dağınık, bulanık ve sarsılmış yüreklerimizde. Oysa sen hayatsın çocuk. Senin de evinin bahçesinde kurduğun koca bir dünyan vardı. Yaşam çiçekli bir bahçesiydi sana, kanlı eller o çiçekleri yolana kadar. Yordular yavrum minik bedenini, yoldular çiçeklerini, yıktılar hayallerini… 

Seni bir videoyla tanıdık Suriyeli Fuat Musa. Hep birlikte ağlattın bizi. Tanınmayan Musalar geldi aklıma. Sonra fotoğraflanmayan çocuklar. Görsel medya aracılığı ile seni tanıdık, seni gördük. Ya göremediğimiz Mülteci çocuklar, ya sesini duyamadığımız savaş sürgünü minik yüreklerin feryatları…

Baktığı yerden görebilecekleri sınırlıdır insanoğlunun. Kamera arkasında yaşanan dramı anlamak veya hissetmek için baktığımız yeri değiştirmekte fayda var diye düşünüyorum. 

TV başından kalmak gibi. Sosyal medyayı bir kenara bırakmak gibi. O videolara, o fotoğraflara gerçek anlamda dokunmak gibi. Elini taşın altına koymak gibi. Yaşanan acıyı paylaşmak gibi. Ekranın dışında kalan Musaları bu şekilde görebiliriz. Aksi halde unuturuz. 

Sokağı yüksek bir binanın terasından izleyince manzaranın verdiği görüntü içimizi açar veya kapar. Oradan bakış gözümüzde her nesneyi küçültür. Hatta insanlar kaybolur manzarada. Binalar, ağaçlar, dağlar, yollar görsel bir şölen sunar baktığımız yerden gözlerimize. Özün pek önemi kalmıyor baktığımız yer yükseldikçe. Sokakta çığlık çığlığa ağlayan çocuğun sesini duymaz kulaklarımız. Telaş içinde yürüyen insanların yüzünde beliren ifadeleri görmez gözlerimiz. Kaldırımlar ağlıyor hikâyelere fakat hissetmez yüreğimiz. 

Yerimiz yükseldikçe azizim, hislerimizin duyarlılığı alçalıyor. Bu ters orantının içinde bir sancıdır yüreğimizi saran. Televizyonun karşısında Musa için ağlıyoruz. Sosyal medya araçlığıyla paylaşımlar yapıyoruz sancımızı dindirmek adına. 

Birkaç gün geçmeye dursun Musa’yı da unutuyoruz. Yönümüzü tekrar ihtişamlı hayatlarımıza döndürüyoruz. Keza Musa’yı çeken kameraman onu ve onun hikâyesini uçan bir balonla karşımıza çıkardı. Yeni balonlarda yeni hikâyeler bekleyedururken baktığımız yeri değiştirmek gibi çabamız olmadığı sürece nice Musalar kenarda ceketsiz ağlıyor olacak. Uçan balonlara binme ihtimali olmayan binlerce hikâye ve kahramanlar okunmadan, tanınmadan geçip gidecek. 

 Vesselam…
 

YAZIYI PAYLAŞ!

Yazıyı Yorumla

Yorumlar / 1

  • Fahrettin | 19 Şubat 2020 11:56

    Mükemmel nice musa gibi muhammed var Malatya'da aile bakanibunu görmeli istanbul sözleşme sini iptal etmeli silahla yapamadığını içten yapıyor ak parti bunu acil gormeli

YAZARIN SON 5 YAZISI
25Mar
18Mar

Bir virüs bin muhasebe

11Mar

Tut insanlığın elinden

26Şub
19Şub