Sisli bir yolculuk


Semâyı günlerdir saran sisli hava kimileyin görüş mesafesini olumsuz etkiliyor kimileyin insan ruhunu karanlıklara sürüklüyor. 

Öyle ya da böyle bu belirsiz hava içinde yaşamak çoğumuzun istemediği bir durum. Sonra her şeyi gözüyle gördüğünü sanan insan, havadaki sisten yakınıp durur. Çünkü hayatını kuşatan sisten habersizdir. 

Bu kuşatmayla  kalbi başta olmak üzere nûrani aklı, bedeni, gözü, kulağı ve dili görüş mesafesinde oldukça sıkıntı yaşamaktadır. 

Yüreği, hayatını çepeçevre sarmalayan sisin etkisinden işlevini yitirmiştir. 

Nefsinin esaretinde hayatını idame etmektedir. Bu nedenle etrafında olup bitenlere karşı "umursamaz" bir tavıra bürünür. Bu tavır onu sürükleyip karanlık içine çeker. O öyle zifiri bir karanlık ki kardeşlik duygusunun ışıl ışıl parlayan kandillerini yok eder. Benlik duygusunu yüceltir. Sözde gelişmiş "kişiselliği" karanlıkların efendisi yapar. Sonra bir umut ışığı arar bunca yoğun sise rağmen. 

Fakat yürek bir türlü  vazgeçemez kıymetli benliğinden. Sayar yerinde. Çıkamaz bir hayli zorlanır sisli havanın içinden. Düşemez  yollara, gidemez diyarlara...

Sonra bedeniyle yol alacağını umut eder. Fakat ayaklarında koca prangalar vardır. İster fakat bir adım dahi atamaz. Çünkü o prangalar nefs-i emmâreye sıkıca bağlanmıştır.

Bu defa eline, koluna umut bağlar. Belki onlar beni bu sisli hayattan çeker kurtarır der. Fakat onlar çoktan bağlanmıştır kişinin kendisine. Sıkıca sarılmıştır benlik kisvesine. İki elini başının arasına alıp düşünmeye bile fırsat vermeyen bu uzuvlar kelepçeleriyle sislerin içinde yaşayıp giderler.

Gözüm, kulağım der bir anda sevinir. Fakat onların da işlevini yitirdiğini unutur. 

Göz sisten değil "hırstan" görmez olmuştur. Kulak da duyma duygusunu yitirdiğinden değil "kibirden" duymaz olmuştur.

Ah bu belli belirsiz havalar der yakınırız gaflet içinde... Sis, havayı sarar dert ederiz de hayatımızı kuşatır dur demeyiz... Belli olan bu belirsizliğe boyun eğeriz. Havada olan sise müdahale edemeyeceğimizi bile bile onu şikâyet etmeye devam ederiz. Hayatımızı saran sisten kurtulma imkânını görmekten "âciz" olduğumuzu unuturuz.

Unutmak bize mahsus ise hatırlamak ve hatırlatmak da bize has kılınmıştır kıymetli dostlar. O'ndan ve O'nun emirlerinden her gün biraz daha uzaklaştıkça etrafımızı saran sisin daha da kolaylaştığını unutmayalım. Mevlâm, unutur ya da yanılırsak bizleri sorumlu tutmasın ve bizi bağışlasın.

Âmin...

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
04Ağs

Yangına Körükle Gidenler

21Tem

Kurban Olmak

30Haz

Kırılan dallar, kuruyan ağaçlar

23Haz

Hayatın İçinden

09Haz

Dostlar Bizi Okulda Görsün