Oyun mu kara iz mi?


 Yine tesettür, yine başörtüsü, yine olaylar… Din ve inanışlar üzerinden değiştirilmeye çalışılan gündemler. Başörtülülere saldırının ardı arkası kesilmiyor. Ne cürettir anlam verilmez sokak ortasında hakaret ve şiddete yeltenecek bir nefret kusma yöntemidir bu tavırlar.

 Metroda cübbesinden dolayı hakarete maruz kalanı mı anlatalım, yolun ortasında başörtülü diye saldırıya uğrayanı mı?

 Yaşanan bu çirkin olaylar 28 Şubat döneminde sahnelenen bazı kirli oyunları aklımıza getirmiyor değil. O kara günlere de alet edilmişti başörtü, sarık, cübbe… 

 Aynı havayı teneffüs ettiğimiz insanlarla sırf bu kirli oyunlar yüzünden düşman olduk. İnancı gereği örtünen insanlar ötelendi. Dahası bir öcüymüş gibi lanse edildi. Başını açan laik ilan edildi. Bu kirli oyunların yönetmenleri onları bağrına bastı. 

 Sakallı olan, cübbe giyen, sarık takan, çarşaf giyen, şalvar giyen tam bir vatan haini ilan edildi. Kamusal alanda temizlenmesi gereken bir kirmiş gibi görüldü. Bu da yetmezmiş gibi öğrencilerin eğitim hakkı elinden alındı.

 Hepsi geçti, gitti derken Kara Şubat’ın kara izlerini tekrar hatırlatır oldu bu yaşananlar. Dine bu denli düşmanlık besleyerek kinini bu şekilde ortaya koyanlar hadsizliğin ve densizliğin zirve yaptığı noktanın ötesine geçmişlerdir. 

 Bu ülkede Hristiyan’dan Yahudi’ye kim ne inanca sahipse rahatça dinini yaşıyorsa İslam’ın yaşanmasından duyulan bu rahatsızlık nedir diye hiç düşündünüz mü? Bizi birbirimize düşürmek, değerlerimizi değersizleştirmek kimin ekmeğine bal kaymak oluyorsa onlar rahatsız oluyor İslam’dan ve onun getirdiği güzelliklerden. 

 Son günlerde ahlaktan yoksun sergilenen bu tavırlar da oyun mu diye düşünmeden edemiyoruz. Çünkü bizlerde sokağa çıkıyoruz, toplu taşıma araçlarını kullanıyoruz. Böyle bir alçak tavırla karşılaşmadık. Gerçi bu sadece bir varsayım. Olayın ayrıntılarını araştırılması gerekmektedir. Her gün bir yenisi neden çıkıyor? Bu konu üzerinde ayrıntılı incelmelerde bulunulması gerekmektedir. 

 Din düşmanlığı mı yoksa dini itibarsızlaştırma mı? Gerçi her iki soru da kaynağını aynı denizin suyundan almaktadır. Bu öyle bir kaynak ve sızıntı ki besin olmanın dışında içinde faklı amaçlar barındıran bir kaynak. Dini emir ve yasakları yerine getirme konusunda nesli farklı yönlere çekerek batı kültürünü cazip gösteren bu kaynak emeline ulaşma konusunda oldukça başarı sağladı.

 Dini yaşamın tüm alanlarından soyutlayarak kalbin içine hapsettiler.  Dün 28 Şubat’ın açtığı tahribatlardan biri de bu olsa gerek. Bugün okullar, vakıflar, dernekler, STK’lar “Değerler Eğitimi’ne” duyulan ihtiyaçtan söz ediyor. Batı kültürü enjekte edilerek sararmış vaziyette yeşeren bir neslin varlığı hepimizi tedirgin ve huzursuz ettiği kaçınılmaz bir durumdur. Bu durum karşında ne yapabiliriz, nasıl önlemler almalıyız? Arayışımız bu olmalı. 

 Başımızdaki örtüyle uğraşanlara yaptıklarının çirkinliğini ve bu durumdan dolayı düştükleri basitliği anlatırken kanunlarla haddini bildirir cezalar vermeliyiz. Kimse kimseyi inancından ötürü aşağılama ve hareket etme yetkisine sahip değildir.  Bunları söylemek yeterli mi? Tabi ki de değil. Çünkü kuru kuruya nefret söylemlerinin fayda vermediğini açıkça görüyoruz değerli dostlar. İnancımıza sahip çıkmanın yolu sloganla değil yaşama aktarımla mümkündür. Taşın ucuna dahi getirmekten çekindiğimiz elimizi taşın altına koyma yürekliliğini sergilemediğimiz müddetçe inancımız üzerinden oynanan oyunların ardı arkası kesilmeyecektir. Bu bilinçle hareket etmemiz duasıyla Allah’a emanet olunuz.
 

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
05Ara
27Kas

Oyun mu kara iz mi?

20Kas

Mutsuz ol yeter

13Kas

Yürek engeli

06Kas

Bağırsam belki duyan olur