Kapalı kapılar


 Yasaklar, kısıtlamalar, sınırlamalar, esnek çalışmalar derken yine evlere kapanmanın zamanı geldi. Gerek ekonomik gerekse psikolojik olarak zor günler geçirmekteyiz. Bu zorlukların üstesinden gelebilmek için her zaman ihtiyaç duyduğumuz sabrın ve kanaatin daha fazlasına muhtacız.

 Sosyal mesafenin her gün biraz daha büyüdüğü şu günler, sevdiklerimizi bağrımıza basamamanın verdiği hüzünle karışık halde gelip geçiyor. Yalnızlığın gölgesinde dönüp dolaşan yelkovan günleri kovalıyor. Bu kovalamada payımıza düşen en kıymetli hazine zamandır. Yokluğuyla serzenişlere konu olan zaman. Şimdilerde biz insanoğluna sunulmuş en güzel nimet. 

 Evden kaçmak için bahane arayanların bahanesi tükendi. Sosyalleşmek uğruna başka kişiliklere bürünenlerin dışarıda kalacak yeri kalmadı. Aynalar misali evlerimiz bize ne olduğumuzu yansıtır oldu. Bir nevi kaçış bitti. Kendi kalbimizi, kendi ruhumuzu onarmanın vakti geldi çattı. 

 Kusuru hep karşıda arayan yanlarımızı sorgulayacak hâkimler doğmalı içimizden. Gerçekleri haykıran, yargısız infaz etmeyen, bencilliğin zincirlerini kıran hâkimler… 

 Ve bir de öğretmen gerek bizlere. Kalbimizi yeniden eğitecek olan. Kırdığında onarmasını bilen, merhamet ile örülü duvarları olan ve hepsinin ötesinde insana insan gözüyle bakabilen bir kalbi inşa eden. Hataları affeden, iyiliği metheden bir öğretmen.

 Fakat yok. Ne hâkim ne de öğretmen. Sadece biz varız. Hep haklı olan, her daim biricik kalması gereken kıymetli biz. İçimizdeki karanlığı koyulaştıran, zamanı müsvedde gibi kullanan, mutluluğu tek gaye bilen, hüzünden köşe bucak kaçan çok kıymetli biz. 

 İçsel yolcuğun kapılarını kilitleyen benlik kavgası yüzünden nelere hasret ki insanoğlu. Vahiyden kopuk geçen ömrün kalitesizliği mi dersiniz doymak bilmeyen egoların verdiği huzursuzluklar mı? Ne derseniz deyin o kapıları hazır eve kapanmışken aralamanın tam da zamanı değil mi? Hatta sonuna kadar açmayı da denesek ne kaybederiz ki? 

 Yaşamın gayesini, varoluşun amacını, ölüm gerçeğini düşünerek bu kapıların kilidini zorlayabiliriz. Netice olarak içsel dünyamıza yaptığımız yolculuk yeni bir dünyanın keşfi de olacaktır. Böylece gereksiz çekişmeleri bir kenara bırakarak zamanımızı en güzel şekilde değerlendirmiş olmakla birlikte yaşam kalitemizi de arttırmış olacağız. Buradaki yaşam kalitesiyle anlatmak istediğim kalbin ve ruhun kalitesidir. Bu kaliteyi pekiştirmek için de ihtiyacımız olan bir hâkim bir de öğretmen… Bu ihtiyaçlarımızı ne kadar gizlemeye çalışsak da gün geliyor karşımıza çıkmıyor değiller.

 İhtiyaç duyduğumuz hâkim de öğretmen de içimizde derin bir uykuda yatıyor değerli dostlar. Onları uyandırmak için daha neyi bekliyoruz? Bugün olmaz, yarın uymaz diyerek kaç takvim yaprağı savruldu ömrümüzden? İçsel yolcuğa çıkmadan kaç can göçtü bu dünyadan? Ömrümüzün üzerine kendi elimizle serdiğimiz ölü toprağından ölmeden evvel kurtulmak için bir an önce zamanın elinden tutmalı, iç dünyamızdaki kapıları açmak için onunla birlikte zorlamalıyız. Aksi halde zaman da ömür de bizden habersiz akmaya devam edecek. Yaşlanan ve yaşayan sadece bedenimiz olacaktır.

 Selâmetle…

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
09Haz

Dostlar Bizi Okulda Görsün

26May

Bilmediğini de bilmemek

12May

Kutlu Davamız Mescid-i Aksa

05May

‘Senin İçin Söylüyorum’

21Nis

Gün doğmadan umut doğar