Kabirden önce çıkar kibir yeleğini


Kış ömrü sarmadan yazın ve baharın tadına varmalı insan. Yaşıyorken kıymet bilmeli. Kaybetmeden değer vermeli. Ne giden zaman geri geliyor ne de insan. Ölüm denilen gerçek bizi bulmadan gözlerimiz de sözlerimiz de sevdiklerimizin diyarına varmalı. 

 Acısıyla tatlısıyla, hüznüyle sevinciyle gelip geçen hayatın elinden tutmalı insan. İnsan olduğunu hatırlamalı ve hatırlatmalı. Ayrışmaya ve parçalanmaya sebep olan fitneyi ortadan kaldırmalı. Kardeşlik bağlarına kadim düğümler atmalı.

 Yaşamı kibrin gölgesinde geçirmekten endişe duymalı insanoğlu. O öyle bir gölgedir ki insanı alır karanlıklara sürükler. Bu zifiri karanlıklara maruz kalan insan ise yolunu şaşırır. Kendini herkesten üstün görmeye başlar. Düştüğü karanlığın farkında değildir. İlk adımları hep karşıdan bekler. Affetmeyi zaten bilmez. Girdiği bu başkalaşım girdabında mutluluğu kibirde arar. Ara ara bulduğunu zanneder. Çünkü kibir nefsi okşayan bir duygudur. Fakat aynı zamanda kalbin birçok uzvuna zarar da verir. Gönül gözü duymaz olur. Yürek sağırlaşır. İyilik yapmak ve güler yüzlü olmak zorlaşır kibirle.

 Sonra zaman geçer, vakit gelir. Ve ölüm kapıyı çalar. Ardı arkası kesilmeyen pişmanlık duyguları kibrin önüne geçer. Yürek bağının gazelleri yanar durur alev alev. Artık sevmenin, özlemenin ve aramanın faydası yoktur. Ne toprağın soğuk yüzü ısıtır içimizi ne de maziyi anlatan resimler… 

 Kibrinle, kalıbınla kalırsın baş başa. Kalbin seni çoktan terk etmiştir. Onunla yaşamayı şiar edinmediğin için. Aynalar da anlar mı seni? O da meçhul. Üzerindeki kibir yeleğini yansıtan aynalar… Nerede sevdiğin canlar, nerede kendini onlardan üstün gördüğün insanlar? Bak onlar hayat yolunda kendi halinde yürüyorlar. Egosuz bir şekilde kibir yükünü sırtına yüklemeden naifçe, zarifçe bir ömür yaşamanın huzurundalar. Küçük şeylerle mutlu olmanın sırrına vakıf olmuşlar. Hayatın kendisini şükür bilerek yaşıyorlar. 

 Sen kibir yeleğinin düğmelerini iliklerken bir de bu diyardan göçenler var vakitli, vakitsiz dediğimiz. Yaşadığını öldükten sonra fark ettiklerimiz. Nasıl da göçtüler sessiz, sedasız ve vedasız ebediyet yurduna. Ağlayıp da sızlansan ne fayda ki. Giden gitmiştir. Ne gözlerin gözlerine değecek bir daha, ne de sözlerin yüreğine dokunacak.

 Kibir yeleğini kabre girmeden önce çıkarmayı denemeli insan. Sevdiklerine, yakınlarına yüreğinden bakmalı. Şeffaf bir pencere açmalı oradan bahar mevsimine uzanan. Çiçek tohumları saçmalı gönül bağlarına. Neye ihtiyacı var sormalı. Yanı başında kopan fırtınalara kulak vermeli. Gözlerinden anlamalı hüznünü. Yaralarına tuz basmaktan ziyade merhem olmalı. Ancak bu minvalde yürünen yol kabirden önce kibirden arındırır yüreği. Eşref-i mahlûkat olmanın en büyük önceliğidir kibir yeleğini çıkarmak. Onunla yürüdüğün yollar karanlığa gebedir. Kibirle ne sevmenin tadına varır insan ne de yaşamanın. Velhasıl, kabirden önce çıkar kibir yeleğini ki güneş gibi doğasın vardığın her yere…

 Selametle…

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
09Haz

Dostlar Bizi Okulda Görsün

26May

Bilmediğini de bilmemek

12May

Kutlu Davamız Mescid-i Aksa

05May

‘Senin İçin Söylüyorum’

21Nis

Gün doğmadan umut doğar