Hayatın İçinden


Dışarıdan seyrediyoruz hayatı. Ve çoğu zaman dışında yaşıyoruz zamanın. Kayıp giden zamanların gittiğinden habersiz nefes alıp veriyoruz.

Ömrünün tükenmezliğine inan insan, dünyadaki misafirliğini kabul etmek de oldukça zorlanıyor. Bu nedenle ömrünü tüketirken oldukça bilinçsiz davranıyor. Bu bilinçsizlikle en yakınını göremez hale geliyor. Hayatın dışında kalan bakışları, Rabbinin ona ihsan eylediği nimetleri görmekte zorlanıyor. 

Bir çiçeğin rengindeki tonlarını, bulutların maviyle dansını, ağaçların avuç dolusu uzattığı meyveleri, toprakta filiz filiz büyüyen sebzelerin olgunluğunu, şelalelerden akan suyun çıkardığı sesi, her yeni güne yeniden doğan güneşin asaletini, yıldızların göz kamaştıran parlaklığını, ayın hilalden dolunaya olan gizemli yolcuğunu kısacası kâinatın muhteşem uyumu hayatın dışında kalanların kadrajına sığmıyor.

Biraz daha kazanayım, daha çok birikim yapayım, bu işi de yapayım, şu diplomayı da alayım, bu ev olmadı o evi alayım derken geçen dakikalar bizden habersiz bir vedanın içinde akıp gidiyor. Onların gidişiyle yüzümüzde oluşan çizgiler, saçımıza düşen aklar, taşımakta zorlandığımız bir beden geliyor hayatımıza. Fakat hayatımıza sessiz sessiz dâhil olan bu misafirleri de göremiyoruz ya da görüp görmemezlikten geliyoruz. Çünkü hayatın dışında yaşıyoruz. Öyle ki seksen yıllık ömründe hayatın içine bir kez dahi karışmadan ölenlerimiz var. Köstebek misali biriktirdiklerini yiyemeyen, yüreği hediyeleşmenin verdiği mutluluğu hissedemeyen, yardıma ihtiyacı olana el uzatmayan, nasır bağlayan kalbiyle sevdiklerini kolayca harcayan, benliğini yaşatmak adına yanı başındaki insanların hislerini duymayan, kendinden başka kimseyi görmeyen...

Hayatın dışında kalmakta ısrar edenler, kar edeyim derken zararın en büyüğüne uğrarlar. Bu dünyanın güzelliklerini göremez, duyamaz ve hissedemezler. Daha iyi insan olmanın gayesinde uzakta oldukları için "insan insana olan ilişkileri" idrak edemezler. Bu nedenle mutluluğu madde ile kazanacaklarına inanırlar. İnsan biriktirmek yerine mal mülk biriktirmeyi tercih ederler. Öyle ki yoldaşları olan "hırs" yüreklerini kör eden bir kordur. Onunla başlayıp biten yolculuk insanı hayatın dışında kalmaya mahkûm eder. Bu dışarı özgürlüğü değil tutsaklığı temsil eder. Demir parmakların ardında geçen bir ömür... Rabbine, sevgiye, muhabbete, insana, tefekküre, teşekküre, özüne ve ruhuna hasret geçen bir hayat. 

Şimdi sor kendi içine; bu hayatta yaşadım dediğin kaç dakika var içine sinen? Kaç saat kaldın hayatın içinde? Kaç gün ayrı kalabildin ruhunu kemiren hırstan? Kaç saniye hüzünle bakan gözlerde kaldı özün? Hangi kitabın hangi cümlesi hayatına yansıdı? Hangi şiirin hangi mısrasında kucakladın kalbini? Bu dünyadan göçmeden bir yetimin başını okşadın mı? Sorular sordun mu kendine yiğitçe, cevabını bilip de bilmezden geldiğin? Şimdi düşün hayatın içinden kaç kez geçtin? 

Sorular yığıldı, sonu nokta ile biten bir cümleyle yetişir meczup;

"Bedeniyle ruhunu ölmeden önce ayırabilenler insan olduğunu bilirler ve hayatın içinde yaşarlar." 

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
21Tem

Kurban Olmak

30Haz

Kırılan dallar, kuruyan ağaçlar

23Haz

Hayatın İçinden

09Haz

Dostlar Bizi Okulda Görsün

26May

Bilmediğini de bilmemek