Gücün yettiğince, dilin döndüğünce


 İyilik yapmanın ve iyi olmanın farklı görüldüğü bir çağın ortasında yaşamak ruhumuzu derinden sarsmaktadır. Dünyayı sen mi kurtaracaksın? Tüm iyilikler sana mı kaldı? Tarzında söylenen sözler bencilik kapsının aralanmasına sebep olmaktadır.

 Aralanan bu kapıdan adım adım ilerken birçok şeyi farkında olmadan kaybediyor insan. Vefa, samimiyet, merhamet, sevgi, saygı ve kısacası insanı insan yapan bütün olguları… Ardından ise “Elde var hayat!” diye kendini kandırmaya yelteniyor. Bir süre kendini oyaladıktan sonra huzursuzluğun verdiği ıstırapla etrafındaki insanlara zarar vermeye çalışıyor. 

 Benliğini kanıtlama sancısından ne dediğini, ne yaptığını bilmiyor. Tabiri caizse bilincini kaybediyor. Bencilikle örülü duvarların arasından sızmayan güneş ışınlarını almadığından karanlıklara saplanıyor. Kayboluyor. Ne aradığını da unutuyor. Avucunda bir yığın birikmiş olumsuz düşüncelere rağmen aydınlanabileceğini umut ediyor. Bu arada yanına kendi düşüncelerine ortak kişiler arıyor. Bu arayış esnasında iyiliği karalamayı da ihmal etmiyor. Dahası iyilerin adı saf oluyor, aptal oluyor. Bu derece ileri gitmeye cüret etmek cahilliğin tescillendiğinin açık göstergesidir.
 
Bu cahilliğin karşısında durmak kolay değil fakat mümkündür. Gücümüz yettiğince, dilimiz döndüğünce iyiliğe aralanan kapıları sonuna kadar açma gayretimizi soldurmayalım. Bu kapıların içerisinden geçmekten çekinmeyelim. Bırakın sizi bir şeyden anlamayan biri olarak görsünler. Daha da ötesi arkanızdan ne konuşurlarsa konuşsunlar. Umursamayın. Belki bütün dünyayı onarmak mümkün değildir. Çivisi her gün bir tane daha azalan dünyaya çivi yetiştirmek de kolay değil. Fakat çiviler azalıyor diye elimizi, kolumuzu iyilikten sıyarak, bencilliği övmeye devam edersek dünyada iyiliğe dair çivisi sökülmüş ne kadar tablo varsa kafamızda parçalanacaktır. Bunun sonucu ise hüsran, hüzün ve geri dönüşü olmayan yollar…

 Elinizi, kolunuzu uzatabildiğiniz kadar iyiliğe ve kardeşliğe uzatmak kayıp değil kazançtır. Yaptığımız işten tutunda, aile içinde sergilediğimiz tutum ve davranışlara kadar hepsinin özünde iyilik olmalı ki insan olduğumuz insanlığa yankılansın. 

 Bugün elimiz fiziki anlamda Afrika’da yoksul bir çocuğun eliyle kavuşamayabilir. Savaşta yaralanan kardeşlerimizin yaralarına ilaç olamayabiliriz. Bunlara yaptığımız maddi yardımlar gücümüz yettiği ölçüde onlara elimizi uzattığımızın göstergesidir. Duaya açılan ellerimizi gerçek anlamda iyiliğe uzatamıyorsak samimiyetten söz etmek faydasız olacaktır. 

 Kötülüğü, kini, kıskançlığı yaymak, beslemek ve büyütmek kolaydır. Zor olan her şartta ve durumda iyilikten vazgeçmeyerek onu övmektir. Ancak bu şekilde dünyanın sallantıda olan iyi tablolarına çiviler çakabiliriz. Anne baba isek evladımıza, öğretmensek öğrencimize, yönetici isek çalışanımıza kısacası bulunduğumuz çevrede hangi vasıfla anılıyorsak vasfımıza yakışan en asil duruş iyiliktir. Bunun adı farklı anılsa da kötülük övülse de bu değişmezdir.

 Baki kalan iyiliktir değerli dostlarım. Madem hayat boyu akılda yer eden kareler unutulmuyor, yaşamın bıraktığı izler silinmiyor, yıllar geçse dahi iyilik de kötülük de yüreğin bir köşesinde oturuyorsa insanlığımıza sahip çıkalım. Yaşamın her dakikasının bir deklanşöre teslim olduğunu varsayalım. İnsanız yanılır ve unuturuz. Buna itiraz yersiz. Fakat şiarımız şudur ki; gücümüz yettiğince, dilimiz döndüğünce, elimiz uzandığınca iyilikten yana saf tutmak. Kimde nasıl kareler bıraktığımıza dikkat ve rikkat etmek duasıyla Allah’a emanet olunuz…
 

YAZIYI PAYLAŞ!

Yazıyı Yorumla

Yorumlar / 2

  • Yeşim Bakır | 09 Ocak 2020 12:33

    Çok güzel ve anlamlı uygulayan bilenler için kaleminize sağlık

  • Eşref Bolukçu | 09 Ocak 2020 11:56

    Evet Nesibe hanım, sizin de ifadenizle "Şudur ki; gücümüz yettiğince, dilimiz döndüğünce, elimiz uzandığınca iyilikten yana saf tutmak." Tüm mesele bu...

YAZARIN SON 5 YAZISI
15Oca

Yaşamak Yolunda

09Oca
01Oca

Kalıbınla değil kalbinle

25Ara

Tuzu kuru yaşamak

18Ara

Gedik Tepesi