Enaniyet yağmuru


Bazı yağmurlar var ki insanın kalbini ıslatır. Yüreğini sıkar ve nefes aldırmaz. Soluk bir renge bürür etrafı. Islattığı kalbi çöle çevirir.

Bu öyle bir yağmurdur ki düştüğü yeri kurutur. Verimsiz bir araziye çevirir. Meyveleri, bitkileri yok eder. Beraberinde kıtlığı ve yokluğu getirir.

Önce anlamaz insanoğlu, nasıl bir tehlikeyle karşı karşıya olduğunu. Sonra düşen yağmur damlalarıyla yüreği coşacakmış hissine kapılır. Çünkü damlalar düşmeden önce gerçek suretini göstermezler kalbin aynalarına. Lezzet verirler ilk başta, sonra geçici bir serinlik…

Bu yağmura yardakçılık eden şimşekler bir senfoni orkestrasını taklit edercesine kulağa hoş tınılar yayar. Müzik ziyafetiyle kendinden geçen insanoğlu, bu yağmuru tüm damarlarından geçirerek kalbinin derinliklerine kadar indirir.

 Nasıl bir yağmura kapıldığını ise ya hayat boyu anlamaz ya da anladığında yüreği çoktan çöle dönmüştür zaten. Çölde hayat şartlarının zorluğuyla arayışı ve istekleri bitmek tükenmez bilmez insanın. Sevgiye açlık bir yandan saygıya susuzluk bir yandan onulmaz dertlere sürükler hayat.

Ne yapacağını, ne istediğini kendisi de çözemeyen insanoğlu enaniyet yağmuruyla kalbinde açılan yaraları saramaz. Sızlanır durur. Derman aramayı da akıl edemez derdine.

Bu can ağrısıyla etrafını da yaralar çoğu kez. Bir yüreğe girip çıkmanın adabından yoksundur. Konuşunca küçük dağları yaratmış edası takınır.

Yaşamasını tüm insanlığa lütuf görür. Egosu doymaz. Bu nedenle bir dünya insan, onun nazını çekmek zorundadır. Öyle ya etrafındaki insanlar nefes alırken ondan izin alsalar bu durum çölleşen o kalbin neşe kaynağı olur.

Karanlık bir çıkmazın içinde dolaşan yüreği ışığı ve huzuru bulamaz. Enaniyet yağmurlarında çöle dönüşen kalbi sevmeyi unutmuştur. Kendi eliyle ördüğü duvarlar zindanı olmuştur. 

Mevsimlere yabancılaşan enaniyet yağmurunun kuruttuğu yürek, dünyayı kendisinin olunca mutlu olacağını düşler. Ne kadar da çaresiz olduğunu gizlediği sırada burnu havada yaşamayı tercih eder. Selamsız, sabahsız olmayı imaj beller. 

Kâinatı kendinden ibaret sanar. Yaratanı unuttuğu gibi O'nun yarattığı varlıkları da unutur. Oysa neler sunar karşısına Âlemleri yoktan var eden Allah(C.C). Bir yaprağın toprağa düşerken sahnelediği perdeden tutunda gündüzün gece ile yer değiştirmesine kadar... 
Mevsimler, yağmurlar, gök gürültüsü, sonbaharın unutulmaz türküsü... Gazel olan yaprakların hışırtısı...

Aç şemsiyeni enaniyet yağmurları ıslatmadan seni. Bırak da insanlık rüzgârı hatırlatsın sana inci saklı bir yüreğin sesini. Küçük bir tebessüm ol masum gözlerde. Ve sonra hatırla ki ben de insanım sen gibi. Unutmadan söyleyeyim böyle giderse bedenin toprak olur da enaniyetin miras kalır ebediyete...

Selâmetle...

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
13Oca

Sisli bir yolculuk

06Oca

Başka düşmana ne gerek

30Ara

Nesneler, Etiketler

23Ara

İşine nasıl gelirse

09Ara

Yeni bir yaşam ve biz