Nesibe Aldemir

Dünyayı sen mi kurtaracaksın?

Nesibe Aldemir

Renklerin birbirine karıştığı şu koca dünyada karmaşık bir hayatın içinde soluk soluğa yaşıyor çağın insanı. Bir durup düşünmeye fırsatı yok ya da fırsat vereni. Aslında düşündükçe duruluyor, duruldukça g/özündeki sis perdeleri kalkıyordu. Ve başlıyordu fazlalıklarından kurtulmaya...

Nice unutur insan, ölümü ve bu hayatın geçiciliğini. Uzun vadeli planlar yapar ve g/özü kapanır da hayatın güzelliklerini göremeden yaşar. Her ne kadar adına yaşamak denilirse. Yanı başındaki insanın sesine kör olur, hallerini bilmez, derdiyle dertlenmez. Dünyayı içine tıka basa doldurduğundan kendinden başka kimsenin açlığını bilmez. Dahası dahası uğruna verdiği mücadeleyi kutsar. Bir başkası için kolunu oynatmayı eziyet bilir. Tatmadığı nice duyguları yine tatmadan yaşar.

Yolu, dünyanın geniş görünümlü dar sokaklarından geçenleriz biz. İçimizi saran bu yokluk o dar sokaklardan ferahlık beklemektendir. O sokaklardan sıyrılan canlar, kâinatın içinde varoluşlarının gayesine ermişlerdir. O yüzden yollarını bu minvalde yürürler, yıllarını bu uğurda harcarlar. Islah etmeye çalıştıkları nefislerini bu bilinçle terbiye ederler.  Durup sıkça düşünürler, insana ve insanlığa ne kadar faydalıyım diye? Sıyrıldıkça egolarından daha naif bakarlar etrafa. Ve bir yaprağın göklerden gelen emirle yere süzülüşünü seyrederler. İnsanın acıyla dertlenir, sevinciyle neşe dolarlar. Ve gayet iyi bilirler ki kimsenin mutluluğu kimseye zarar vermez. Kimsenin acısı kimseden kimseyi daha üstün kılmaz veya alta düşürmez. İçimizi saran sis perdeleri kalbimizi kör eylemiş. Dilimiz keskin kılıç misali kırıp dökmeye çekinmiyor. Bataklığa düşeni, öleni öldüreni kahve eşliğinde keyifle izlemek normal seyrimiz oldu. Tesirinde kalmadığımız acılardan sıyrılmakta hiç de zorlanmıyoruz. Bu çıkmaz ve dar sokakların içinde zikzak çizerek yaşamak rutinimiz haline gelmiş.

Fani ömrün fani anlarında yaptıkları iyilikleri sayıp dökmeyenler, özüne ebediyet ruhu işleyenlerdir. Bu asil ve ince düşünceli insanlara toplum tarafından sık yönetilen bir soru vardır; "Dünyayı sen mi kurtaracaksın kardeşim?" diye. Mutfağa iki kere gitmeye üşenen, bir sayfa kitabı çevirmeyen, yerinden kalkmayı iş bilen bu mübarek tayfa, yapılan insanlığı ve insanın kurtuluşu adına verilen bu mücadeleyi sürekli değersizleştirir. İyiliğin, merhametin, sevginin ve hepsinin çıkış kapısı olan insanlığın büyümesine balta vuran bu söylemler insanı meta olarak görmektedir. Duygu ve hislerinden arınmış, bir başka kalpte olmanın güzelliğini bilmeyen insan tipi kapitalist sistemin hedef kitlesidir. Bu kitleye balıklama giriş yapanlarımız hem kendini hem de yanındaki insanları bir eşya olarak görmektedir. Birbirini anlamayan insan yığınlarına dönüşmemiz hep bu yanılgılarımızdan ve nasıl yaşamamız gerektiğini sorgulamamızdandır.

Derdimizi sıkıntımızı paylaşacak bir yakınımız, dostumuz kalmamış kıymetli dostlar. Boyumuzu aşan egolarımız “İnsan insanın yurdudur” sözünü “İnsan insanın kurdudur ”sözüne çevirmiştir. Bize anlatılan derdi kederi koz olarak kullanmak süratiyle raflara kaldırınca kalbimiz anlamsız şeylerle doluyor. Ve buna bağlı olarak günbegün köreliyor. Bu körlükten mi bilinmez yüreğini ebedî hayata dayayanları görünce tuhafımıza giderek soruyoruz; Dünyayı sen mi kurtaracaksın kardeşim? diye. Sahi dünyayı kim ve ney kurtaracak? Sözde modern insanın kendini öven halleriyle ortaya saçtığı yapmacık ve tesirsiz davranışları mı? Yüreğiyle yürüdüğü yolda elinin kolunun dediği yere iyilik, güzellik ve samimiyet götürenlerin gayreti mi? Kaldı ki dünyayı ve dünyanın içindekileri Yaratan, insanın kurtuluşunu kendi çabasına bağlı kılmış. Bu nedenle insan, tüm gayretiyle insanlığını sergilerse dünyayı kurtaramazsa dahi kendi dünyasını kurtarır vesselam.

Yazarın Diğer Yazıları