
Yapay Zekâ Bilim İnsanı
Mehmet Zeki Dinçarslan
Uygarlıkların bilim ve adalet gibi iki sağlam direğin üzerinde yükseldiklerini düşünürüm hep. Biri birinden ayırılamaz, biri olmadan diğeri tek başına var olamaz. Hem adalet olacak hem bilim. Ülkemizin-milletimizin geri kalmışlığının tarihine bakarsanız bu ikisinin yitirilmesiyle doğrudan bağlantılı olduğunu görürsünüz. Ne kadar az adalet, ne kadar az bilim, o kadar fazla geri kalmışlık. Adalette ve bilimde geriye gidişimiz sürüyor. Üniversitelerimiz bilim yuvası olma vasfına sahip yerler değil artık. Bilim insanı diyerek çokça saygı gösterdiğimiz üniversite hocalarının çoğu sadece vakit doldurup maaş bordrosu inceliyorlar. Birkaç parlak tipin haricinde yeni bir şeylerden bahseden yok. O parlak tipler de siyasi fikirlerine, mensubu bulundukları kabilelere göre değerlendirildikleri için çoğunlukla gündem olamıyorlar. Bazı İslami cemaatlere göre her yüz yılda bir müceddid gelerek dini yeniden ihya eder. Bizim akademimize bir müceddidin gelmesi zamanı geldi hatta geçti bile.
Şimdilerde yapay zekâ, zekâ gerektiren hemen her yerde kullanılmaya başlandı. Bilimsel bilgi üretiminde de bazı süper zekâlar yapay zekâdan destek almaya başladı bile. Nasıl olsa bilim dünyasında yeni bir şeyler keşfetmenin hiçbir esprisi yok. Daha önce yapılmış olan çalışmaları alıp, karıştırıp, yeni bir şeymiş gibi servis etmenin hiçbir sakıncası yok. Bu iş yapay zekâyla desteklendiği zaman daha mükemmel yayınlar ortaya çıkıyor. Bir tuşa basarak bir çocuk bile bilimsel yayın yapabilir. Yeter ki metodolojisini bilsin. İnterneti iyi kullanan bir ortaokul öğrencisi rahatlıkla doktora tezi hazırlayabilir. İnternetle arası iyi olmayan akademisyen adayları da eminim bu işten anlayan kişilerden yardım alıyorlardır.
Yapay zekâ işin içine girmeden önce çok mu iyiydi durum diye sorarsanız, akademik camianın içerisinde bulunduğu içler acısı hal daha açık bir şekilde ortaya çıkıyor. Yapılan yayınların çok önemli bir kısmı deneysel bilgiye dayanmıyor. Hele sosyal bilimlerde 'anket' diye bir metot var, evlere şenlik. Yayın yapanların tek amacı anket sonuçları ile daha önce yapılmış anket sonuçlarını istatistik programları vasıtasıyla karşılaştırıp birbirlerini doğrulatmak. Sonra da gelsin o yayınlarla ödemeler, unvanlar, övgüler. Biz de ne ürettiğini bilmeden 'hocam, hocam' diyerek bu tipleri taltif ediyoruz. Üzülerek söylüyorum ki ülkemizde dişe dokunacak bir bilimsel üretim yok. Amerikalı, Avrupalı bilim insanları müspet bilimlerde çıtayı arşa çıkarmış durumda. Elli yıl önce üniversiteleri bizim liselerimiz seviyesinde olan Çin bilimsel yayınlarda zirveleri zorluyor. Bizim yayınlarımız da sayı olarak çok ama nitelik açısından çok boş. Yapay zekâ desteğiyle sayı olarak belki tüm dünyayı geçeriz fakat bize getirse getirse 'sahtekârlık' Nobel’ini getirir bu.
Yapay zekâ ile yapılmış olan yayınları tespit etmek için yapay zekâ modelleri geliştirildi, bunun karşısına da yayının yapay zekâ ile üretilmemiş gibi görünmesini sağlayacak modeller geliştirildi. Dilenciye kıtlık olmayacağı gibi sahteciye de çıkmaz sokak olmaz. Daha önceki bir yazımda yapay zekânın dolandırıcılar için çok faydalı bir alet olacağından bahsetmiştim. Alın teri olmayan yayınlar yapmak da dolandırıcılık değil mi?
Her şeyin içinin boşaltıldığı dönemlerden geçiyoruz. Yapay zekâ, çoğu mesleğin yerini alabilir. Oyunculuk bitecek demiştim, yerlerini yapay zekâ alacak. Başkanlarımızın yerini de yapay zekâ alsa bir şey kaybetmeyeceğiz. Görünen o ki, üniversitelerimizdeki kadroların önemli bir kısmının yerini yapay zekâ ile doldurabiliriz. Nasıl olsa önemli bir kısmının yapmış olduğu bilimsel üretim bu modellere dayalı ya da bu modellerin daha iyi yapabileceği kadar basit.
"Yapay zekâ ile oluşturulmuştur"