Sıranı kimseye verme - Mehmet Zeki Dinçarslan

Sıranı kimseye verme


Sıra bekleyen insan davranışları toplumun geneli ile ilgili ipucu verecek olan sosyal ortamlardan en gözlemlemeye değecek olanlarından biridir. Bugün sıra beklenilen herhangi bir yere giderseniz, katı bir ahlakçılığın, en disiplinli bir kuralcılığın hâkim olduğunu göreceksiniz. Burası bir hastane olabilir, burası bir eczane olabilir, burası bir marketteki bir ödeme kuyruğu olabilir. Örnekleri siz kafanızda çoğaltın lütfen. 

Katı ahlakçılığın hâkimiyeti altındaki bu kuyrukta bekleyen insanların beyin hücrelerinde dönüp dolaşan tek bir fikir vardır: "Sıramı kaptırmamalıyım". Bu fikir, savunulması uğruna gerekirse kan bile dökülebilecek kadar kıymetli ve kutsaldır. Sırada bekleyenler diğer insanların özelliklerinin ne olduğu bu fikri değiştirebilecek bir etmen değildir. Bir ihtiyar, bir engelli, bir hamile ya da herhangi birisi sıranın düzenini bozarsa, sırasını kaptırmamaya bir dinmiş gibi bağlanan bu insan hemen harekete geçer. Ona öğretilmiş olanı uygulamaya koyulur. "Benim sıramı alamazsın", "bana ne kardeşim, herkes sırasını bekleyecek", "hak neyse o", bu tür cümleleri çoğaltma işini de siz değerli okuyuculara bırakıyorum. 

Bu katı ahlakçılık sizi de zehirlemişse elimden bir şey gelmez. Bununla zehirlenenler için de elden bir şey gelmiyor zaten. Bu sıra kaptırmama dinine kökten bağlı kimselerin olay esnasında yanlarına yaklaşırsanız sizi ısırabilirler. Haklarını çiğnetmemek bir vatan vazifesinden, bir namus vazifesinden daha kutsal bir hal almıştır. Çocukluğundan itibaren dış dünyada yaşayan insanları düşman belleyen; paylaşımcılığı, diğerkâmlığı, empatiyi, nezaketi, saygıyı aptallık olarak gören; kuru bir hak anlayışına sıkı sıkıya bağlanan bu insandan başka bir şey bekleyemezsiniz zaten. 

Kuru hak arama güdüsünün bir sonraki aşamada alacağı şekil başkalarının hakkına tecavüzdür. Öyle ya, hakkını bu kadar yücelten bir anlayışın başkalarının hakkını önemseyişinin ne seviyede olmasını beklersiniz ki? Hakkın çok önemli ve hatta kutsal olduğu önermesi karşıdakinin hakkının önemsiz olduğu sonucunu da içinde barındırmaktadır. “Hakkımı çiğnetmeyeyim”, “sıramı kaptırmayayım” diye başlayan düşünce silsilesi bir sonraki aşamada “onun hakkı o kadar önemli değil”, “onun sırasını alsam ne olacak” olarak evrimleşecektir. 

Son olarak, son zamanlarda salgın hastalık gibi yayılan bu hak anlayışının adaletten uzak bir anlayış olduğunu vurgulamak istiyorum. Bir sırada bekliyor olmayı bir kazanım olarak gören, başka birisinin öne geçmesini de hakkına tecavüz olarak gören kişi hadiseye adalet açısından bakabilse sırayı bozan kişinin belki yaşça beklemeye müsait olmayan birisi olduğunu ya da hasta olduğunu görebilecek. Sadece haklar açısından baktığı zaman sırasının bozulmasına aşırı tepkiler veren bu kişi zaman içerisinde hak dininin mensubu haline geliyor ve yükümlülükleri ikinci plana iterek sadece haklar için yaşamaya başlıyor. Bu durum da alışkanlık haline geldiği zaman günün toplumunda olduğu gibi adaletin tesisini yavaşlatarak daha bencil nesillerin yetişmesine sebep oluyor ve toplumsal barış beklentilerimiz hep sonraki zamanlara erteleniyor.  
 

YAZIYI PAYLAŞ!

Yazıyı Yorumla

Yorumlar / 4

  • Mehmet Zeki | 19 Kasım 2019 08:43

    Fatih Bey değerli düşünceleriniz için teşekkür ederim. Sanırım temelde aynı şeyleri düşünüyoruz. Benim dikkat çekmek istediğim husus sıra beklemek ya da beklememekten ziyade dünyanın merkezine kendisini yerleştirmiş yeni insan, yeni fıtrat. Selamlar.

  • Mehmet Zeki | 19 Kasım 2019 08:41

    Ali, Etiler civarında bir ATM'de beklemişsindir. Elbette herkes sırasını beklemeli.

  • Ali | 14 Kasım 2019 22:42

    Narsitlerdi sanırım belki de ünlüler. sıra bekleme alışkanlıklarının olmadığını sıradan halk tabakalarını bekleyemeceklerini okumuştum. Şahsen şahidim bir ünlünün ATM de arkamda biraz bekleyip oflayarak çekip gittiğini hatırlıyorum. O zamanlar Boğaziçi öğrencisiydik. Onlar da bekleyecekler efendim. Hey gidi günler. O günü hatırlattın Zeki saol.

  • Fatih | 14 Kasım 2019 16:31

    hukukta usül, esasa mukaddemdir diye bir söz vardır. esas, ne olursa olsun nerde, ne zaman, nasıl, kime dile getirileceği bir usüle bağlanmıştır. bir davada istediğiniz haklı olabilirsiniz, o davada usüle bağlanmış yükümlülüklerinizi yerine getirmezseniz anlattıklarınızın hiçbir önemi yoktur. dolayısı ile sıraya aradan girmek isteyen vatandaşın subjektif nedenler ile bir an önce sıraya dahil olmadan işini görüp gitmek istemesi sadece onun kendi düşüncesidir. kişilerin subjektif halleri sırayı bozmamalıdır. sıra, çok önemli olarak gözükmese de yazılı olmayan bir usüle bağlanmıştır. öne geçirdiğin vatandaş, sadece senin önüne değil belki arka sıralarda bekleyen hasta ama kendini dile getirmeyen başka bir vatandaşın da önüne geçmiş demektir. belki sıra gelene kadar su bitmiş, atm de para bitmiş yada saati geçmiş vs vs olacak olabilir. bu aşamada, sırada olmasına rağmen sırası elinden alınan kişinin yaşayabileceği ve bizim tahmin edemeyeceğimiz mağduriyeti ne olacaktır? bence aslolan; her vatandaşta "sıra ahlakının" oluşmasıdır. teşbihte hata olmaz, sıra için şu benzetme yapılabilir. sıra, mecburi dava arkadaşlığıdır ve tarafların tümünün muvafakati aranır, muvafakati olmayanın da davaya dahil edilmesi yine belli usüle bağlanmıştır. son söz yerine; herşeyin bir usulü olduğu gibi sıra istemenin de, sıra vermenin de bir usulü vardır. selamlar.

YAZARIN SON 5 YAZISI
11Ekm

Dijital hareketlilik

04Ekm

Gelecek bin yılın gündemi

27Eyl

Kültürel değişim

20Eyl

Göçün dönüştürücü etkisi

13Eyl

Göç Bakanlığı Kurulmalı