Ne güzelmiş meğer


Sosyal bir varlık olan insan, diğer insanlarla iletişimi azaltınca ne fena bir hale büründü. Adeta bir uzvumuz eksik gibi. Sokaklar, caddeler bomboş. İnsanlar birbirlerinden olabildiği kadar uzak durmaya çalışıyor. Meğer ne değerli bir şeymiş sosyal etkileşim. Meğer ne kıymetliymiş bir arada olmak. Hele ki Ramazan günlerinde bireysel yalnızlıklar daha bir hasretle hatırlatıyor birliktelikleri. 

“Ağlarım aklıma geldikçe gülüştüklerimiz” demiş bir şair. Şimdi biz de ağlıyoruz aklımıza geldikçe birlikteliklerimiz. Ne güzelmiş aile efradının hep bir arada olması. Geniş aileler ne kadar kıymetliymiş. Şimdi tıkılmış kalmış olduğumuz bu çekirdek aile yalnızlıklarında ne kadar da belli oluyor geniş aile ilişkilerinin yokluğu. Annelerimiz, babalarımız, evlatlarımız bir telefon kadar yakınımızda ama bir kıta kadar uzaktalar fiziken. 

Ya eş, dost, ahbap, yâran. Sohbet, muhabbet, fikir teatisiyle geçen vakitler nerede şimdi? Oturup memleket yıkıp yeniden kuran insanlar. Dostluklar, paylaşımlar nereye kayboldu şimdi. Hepsini kişiliksiz ekranlara hapsettik, kuru ekmek su veriyoruz günlük. Anlamsız anlamsız sosyal medya paylaşımları, mesajlaşmalarla dostlukları diri tutmaya çalışıyoruz. O dostluklar sürdürülebilir mi ekranlar vasıtasıyla. Karşıdakinin gözlerinin ta içine bakıp da neler hissettiğini anlamadan dostluk sürdürülebilir mi? Çok zor. Biraz daha uzarsa bu karantinalar, işte biz o gün tükeneceğiz. 

Ramazan günlerindeki bu yalnızlıklara ne demeli. Bu caddeler, sokaklar böyle boş mu olurdu bu mübarek günlerde? Bu şehrin Ramazanlarını kışta da teneffüs ettik sonbaharda da yazda da. Gündüzleri telaşlı bir kalabalık olurdu caddelerde. Bazıları barut fıçısı gibi, bazıları açlıktan susuzluktan süzülmüş. Nereye kayboldu tüm bu insanlar şimdi? Güneşe göç var da kalanlar şu gördüğüm üç beş kişi mi? Günün neredeyse her anı iftar saatindeki o bekleyişte olduğu gibi sessiz ve tenha. İftarlar da öyle değil mi?

İftar sofralarımız oluyordu. Ne tatlı sofralarmış onlar. Bazen bir çay ocağında bazen bir lokantada üç beş dost bira araya gelir iftarımızı açardık. Günlerimizi sıraya koymuştuk, şu gün şu arkadaşı davet edecektik şu gün şuraya gidecektik. Şimdi her gün evdeyiz. Günün sıradanlığını kırmak için kendi kendimize masallar uyduruyoruz. 

İftardan sonraları kendilerini dışarıya atan o kalabalıklar şimdi yok. İftardan sonra yalnızlık daha da artıyor. Teravih namazları için ne hesaplar yapardık. Cüze mi gitsek, sekiz rekât kılsak kaçsak mı, namazdan sonra bir çay ocağında otursak sohbete mi dalsak yoksa hiç namaza gitmeden direk sohbete mi dâhil olsak. Meğer ne kadar da kıymetli şeylermiş bu basit gördüğümüz birliktelikler. Bu bize zor gelen ibadetler, ezan okununca vakit namazına gidebilmek ne kadar da değerliymiş. Bir arada olmanın verdiği o duygu olmayınca insan nasıl da yalnız hissediyormuş kendini. Ruhsal bütünlük toplumsal hayat olmayınca nasıl da bozuluyor, sakat kalıyormuş. 

Bir virüsün Ramazan’a isabetiyle aklımdan geçenler bunlar oldu. Kıymetinin ağırlığını tam olarak veznedemediğimiz bir şeymiş birlikteliklerimiz. Aile birliktelikleri, dostluklar kadar tanımadığımız insanlarla aynı sokaklarda yürümek ya da aynı kıbleye dönmek de çok değerliymiş. Kıymetini tam olarak bilememişiz. Allah bizi bu musibetten halas eder de bir dahaki Ramazanları eda etmek yeniden nasip olursa, sanki biraz daha fazla kıymet vereceğiz gözden kaçırdıklarımıza. 

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
28May

Krizden kurtuluş reçetesi

21May

Önce kendi kapını süpür

14May

Yalanlar ve virüsler

07May

Ne güzelmiş meğer

30Nis

Gâvura gâvur demek