Modern insanın esareti


Modern insan tutsak. Aldığı arabayla, aldığı yazlıkla mutlu olacağını zannediyor. Parayla alınabilecek şeylerle mutlu olacağına inandırılmış durumda. Mutlulukla ilgili kafasında oluşturulmuş bir imaj var. O imajın içini doldurmak için hayatını heba ediyor. Sonrası yok. Sonrası derin bir boşluk. 

Yapılacaklar listesine her geçen gün yeni bir satın alma ekliyor. Satın alınca mutlu olduğunu düşünüyor. Aniden geçen mutluluk yeni satın almalara itiyor onu. Yeniden satın alarak anlık mutluluklar ediniyor. Sonra onu yeniden kaybediyor. Böyle bir döngüyle sürdürüyor hayatını. Ekranlarda gördüğü tipler var. Hepsi satın aldıklarıyla aşırı mutlularmış gibi görünüyor gözüne. Kendisi de satın alınca mutlu olacağını düşünüyor. Bu kadar insan yanılıyor olamaz. 

Bu kadar insan yanılıyor. Ekranlarda görülen mutlu yüzler kaba birer maskeden ibaretler. Aslında mutlu değiller, anlık verecekleri o fotoğraf için yaşıyorlar çoğunlukla. O an o fotoğraf verilince yeni fotoğraflar için arayışa giriyorlar. Sonrasında yine kendisiyle başbaşalık. 

Çocukken bir çocuk dergisinde bir çizgi roman parçası okumuştum. Denizin ortasında mahsur kalan bir adam bir sürü kavanoz dolusu yiyecek buluyor. Kavanozların üzerinde "acıktırdıkça yedirir, yedikçe acıktırır" yazıyor. Modern insanın mutluluğu da böyle. Satın aldıkça seviniyor fakat yetinmesi mümkün değil zira yeni satın almaları gerektiriyor durumu. Uyuşturucu bağımlıları da böyle değil mi, her doz yetersiz geliyor ardından yeni dozlar, yeni vuruşlar. 

Saçma olanın kitleler tarafından kabul edilmesi kadar korkunç bir kâbus düşünemiyorum. Kitleler saçmalıkları kabul ediyor, kendileri gibi düşünmeyenleriyse çeşitli şekillerde cezalandırıyorlar. En basiti kınama oluyor bu cezaların. Yeni normlar yeni normaller getiriyor ve çoğunluğun kabul ettiği her normal kabul etmeyenleri anormal hale getiriyor. 

Satın alma davranışlarının saçmalığına bakar mısınız? İhtiyaç olmayan çok şey satın alma listelerinin en başlarına çıkmış durumda. Prestij verdiği düşünülen metalar, süs eşyaları, markalar... Bunlara kapılanların hayatlarındaysanız ve düşüncelerini onlardan daha fazla onaylamıyorsanız, anormalliğinizi tedaviye girişecekleri için kendinizi gizli tutmalısınız. Harcama münafıklığı diyebiliriz buna. Gerekli olmadığına inandığınız birçok şeyi başkalarına anlatamadığınız ve anlatmaya kalkışsanız sizi damgalayacakları için satın alıyorsunuz. Çoğunluk gibi olmadığınız halde çoğunluk gibi davranmak zorunda bırakılıyorsunuz zira ayrı olana kimsenin tahammülü yok. 

Moda diye bir şey uydurmuşlar. Ne çok gülüyorum buna. Birbirinin fotokopisi insanlar dolaşıyor ekranlarda ve sokaklarda. Hepsi de kendisinin farklı olduğuna inanıyor. Ne farkın var ki senin? Herkesle sen aynısın. Giydiğin o kıyafet, süslenme şeklin... Seni farklı hale getirmiyor ki? Dünyayı kasıp kavuran o maddeleşme rüzgârı sonunda herkesi tek tip yapma projesi değil mi? Aynı şekilde düşünen, aynı şeyleri yiyen, aynı şekilde giyinen milyarlarca insan. Formüle edilebilen insanlar istemiyor mu küresel ekonomi? Herkesin tercihini önceden tahmin ederek satın alacakları şeyleri önceden hazırlayarak zamandan ve hammaddeden tasarruf etmek isteyen bir sistem var. İnsanı "para harcayan canlı" olarak düşünmüş ve harcama davranışlarını tek tipleştirerek bundan faydalanmak isteyen bir sistem var. 

Bilimin yükselişi ile birlikte insanı formüle edebilme çalışmaları da hızlandı. 19. yüzyılda, devrimlere sebep olan büyük buluşlara bakanlar insanın da fizik-kimya formülleri gibi kontrol edilebileceğine inanmışlardı. Sosyoloji bilimi bu uğurda ortaya çıktı. Bugün aynı çalışma çok daha derinleşmiş bir şekilde devam ediyor. İnsanların ceplerindeki o aletler sürekli takipteler. Ortamlarda konuşmalar dinleniyor, gidilen yerler not alınıyor, alışverişler, internet aramaları kayıt altına alınıyor ve bu veriler tüm insanlığa uygulanarak büyük bir veri elde ediliyor. Harcama davranışları verisi. Hangi ürünler ne kadar satın alınacak, nelere daha çok para harcanacak verisi. İnsan artık gizemli bir canlı değil. Ne yapacağı çoğunlukla tahmin edilen bir canlı. Herkes robot gibi, bir fonksiyondaki değişken gibi biliniyor. İnsan gizemini çoktan yitirdi. 

Aldığı arabayla farklı olduğunu düşünen, çektiği fotoğrafı yayınlayarak mutluluğunu başkalarına ispatladığını zanneden o insan (sen ya da ben) aslında bir bağımlı. Satın alma bağımlısı. Çok meşhur o alışveriş sitesine girip akşama kadar o ürünlere bakan insan ne üretiyor ki farklı olsun? Sanat mı var üretiminin içinde felsefe mi var? Sadece bakarak tatmin oluyor, ara sıra da satın alarak tatmin seviyesini biraz daha artırıyor, ardından yine aç. Ekranlardaki yüzlere benzemek için ayna karşısında vakit geçiren ya? Fotoğraflarla mutluluk ispatı derdinde olan? Hepsi tahmin edilebilir robotlar sadece, kimse kendisini farklı sanmasın. Kimse kendisini özgür hissetmesin. 
 

YAZIYI PAYLAŞ!

Yazıyı Yorumla

Yorumlar / 2

  • Mehmet Zeki DİNÇARSLAN | 17 Haziran 2020 20:31

    Sinan Bey haklısınız, haz başka mutluluk başka.

  • Sinan Biçer | 16 Haziran 2020 12:31

    Çok güzel anlatmışsınız "modern insan" ın durumunu. Affınıza sığınarak yazınıza katkı yapmak isterim. Bugün insanlık tüm nesnel sahiplenmeyi mutluluk olarak anlıyor. Yıllardır hayalini kurduğu evi alınca ya da arabayı çok mutluyum diyor. Mutluluğu geçici haz veren duyguyla karıştırıyor. Böyle olunca da neye sahip olsa bir türlü mutlu olamayan insanlar oluyoruz. İlkçağ filozofları haz ve mutluluğu ayrı görüp üzerine kafa patlatırken biz eşanlamlı gibi görüyoruz. Önce bu kavramları ayırmakla başlasak...

YAZARIN SON 5 YAZISI
25Haz

Sanat, servetin tekelinde

22Haz

Yarım bırakılmış defterler

18Haz

Delilere selam olsun

15Haz

Modern insanın esareti

11Haz

Bilginin barajı matbaa