Dost Mektupları - Hakan Ertürk

Dost Mektupları


FARKINDA OLMAK YA DA OLMAMAK…

        Enîs-i ruhum,

“Her şeyin farkındayım ve bu beni öldürecek.” diyor Dostoyevski…

Farkındalık, insan ilişkilerinde sence de mühim bir mahiyet arz etmiyor mu? İnsanların kimine yakın, kimine uzak durmamız farkındalık düzeyimizle ilgili değil midir?

Kimi insanlara yüreğini fark ettirebilmen için kırk dereden su getirirsin de yine fark ettiremezsin. Kimineyse bir bakışın yeter. Konuşmaya ne hâcet… Gözden yüreğe bir yol vardır, yürümeyi bilene… Sen bakışınla yolu açarsın ve yürümeyi bilen gelir yürür, yürek şehrine…

İnsanoğlunun meydana getirdiği topluluk öyle çetrefilli bir topluluktur ki içinde aşırı farkındalık sahibi kimseler de var; farkındalığı zayıf, duyarsız kimseler de var.

Aşırı farkındalık, sahibine yüktür. Farkındalığı yüksek kimseler, muhataplarının açıkça konuşmalarına gerek kalmadan onların neye ihtiyaçları olduğunu anlarlar. Anlar anlamaz da bazen cebinden çıkarıp verdiği bir miktar parayla, bazen de yüreğinden çıkarıp verdiği hoş bir kelamla yardımcı olma telaşına kapılırlar. Çünkü muhatabın sıkıntılı hâli, farkındalığı yüksek kişiyi üzer.

Bazen de muhatabının ahvalinin farkında olduğu halde, yüksek farkındalık hissine sahip kişinin ne elinden ne de yüreğinden bir şey gelir. Bu durum da yine üzer onu.

Cebinde yahut yüreğinde muhatabına verecek bir şeyin yoksa ve karşındaki kişinin ızdırabının farkındaysan bu hâl sana da ızdırap verir.

Öyle ya da böyle, her hâlukârda “farkındalık” yüktür omuzlarda ve üzülür insan, farkındalığı arttıkça…

Franz Kafka “Yardım et bana! Söyleyebildiklerimden daha fazlasını anla.” derken, farkındalığı zayıf birine denk gelmenin ızdırabını yaşıyordu.

Bazen de Özdemir Asaf gibi farkındalık testine tâbi tutarız hem kendimizi hem çevremizi... Diyor ki Özdemir Asaf: “Sonra çekildim bir kenara, seyrettim olup biteni. Baktım, kimde ben ne kadarım, kim bende ne kadar kalmış diye.” 

Farkında olmak her ne kadar yüreğe yük olsa da aynı zamanda zarif bir yüreğe de sahip olmanın göstergesidir aslında. Bir gün Nurullah Genç gibi anlarsak “eşitten farkını farkın”, işte o gün farklı olmanın, herkes gibi olmamanın süruruna ereriz.

Hülasa, farkında olmalı insan… Farkın da farkında olmalı… İyilikle kötülüğün, merhametle zulmün, sevgiyle nefretin, beklemekle yaşamanın, özlemekle bıkmanın farkını fark etmeli… Etmeli ki insan kalabilsin, insanca yaşayabilsin, insanca yaklaşabilsin…

Vesselam…

hakanerturk4444@gmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
14Oca

Dost Mektupları

07Oca

Dost Mektupları

31Ara

Dost Mektupları

24Ara

Dost Mektupları

17Ara

Dost Mektupları