Dost Mektupları


HAK KAVRAMINA HAKKINI VERMEK

Yine ben, yine sen… Muhabbetteyiz yeniden. Bilirsin, “muhabbet”  sevmekten gelir. Kökü sevgiye dayanan bir kelimeyi fiiliyata dökmek de ancak sevilenle güzeldir.

Bu mektubumda “Hak” kavramı üzerinde durmak istiyorum. “Hak” kavramı için “İnsanla birlikte varlık sahnesine çıkmış, insanoğlunun ilk imtihanının da çıkış noktasını teşkil etmiş bir kavramdır.” diyebiliriz.

Şeytanın, insanoğluyla imtihanında bu kavramı görüyoruz. Şeytan, Hz. Adem(as)’e secde etmemeyi bir hak olarak görüyordu. Kendisiyle onu kıyasladığında, kendini ondan üstün görüyor ve ona secde etmemeyi kendi hakkı bilip savunuyordu.

Bir başka misalde Kabil, kardeşi Habil ile kendini kıyaslıyor ve aslında Allah’ın, Habil’inkini değil, kendi sunduğu şeyi kabul etmesi gerektiği düşüncesine kapılıyordu. Bu durum, onu katil olmaya doğru sürüklüyordu.

Bunlar, insanlık tarihinden sadece iki örnek... Aslında, insanlık tarihinin neresine gidersek gidelim sonuç hiç değişmiyor. Her zaman için insan, bazı şeylerin kendi hakkı olduğunu düşünüyor ve hakkı olduğuna inandığı şeyin peşinden gücü nispetinde koşuyor. “Gücü nispetinde”  diyorum çünkü güçlü olan, hakkı olarak bildiği şeyi gücünü kullanarak kolayca elde ederken; zayıflar çoğu zaman, hakkı olarak bildiği şey(ler)in sadece hayâlini kuruyor.

Aslına bakarsak Yüce Allah her kuluna hakkı olanı vermiştir. Ancak insan, hakkı olanla yetinmesini bilmeyince  doyumsuz bir “hak” anlayışına sahip oluyor. Bu durum onu, başkalarının hakkı olanı gaspetmeye sürüklüyor.

Allah’ın “hak” kavramına yüklediği mânâ ile kulların “hak”tan anladığı şey çeliştiği andan itibaren kul, kendine zulmetmeye başlar. Hatta kendiyle birlikte başkalarına da zulmeder.

Günümüzde çokça konuşulan, hatta dillerde sakız olan “İnsan Hakları”nı bir düşünsene… Bu kavramın, “Allah’ın hakkı”nın dâhi üstünde tutulduğunu görmekte hiç de zorluk çekmiyoruz. Tabii, insan haklarını savunduğunu iddia edenlerin, zulme uğrayan insanların haklarını ne derece savundukları da akleden her ferdin malumudur. Bununla birlikte asla unutulmaması gereken husus, bütün hakların, Allah’ın hakkı ekseninde değerlendirilmesi gerektiğidir. Evet, insanın hakkı varsa Allah’ın da hakkı vardır. İnsan hakları savunucuları, hayvan hakları savunucuları ve diğer hak savunucular Allah’ın hakkını hiç gündemlerine alıyorlar mı? Ya da Allah’a inananlar, tüm bu hakları Allah’ın hakkı ekseninde hiç ele alıyorlar mı?

Evet, kanaatimce bütün mesele burada… İnsan haklarını savunurken de hayvan haklarını, çocuk haklarını, anne-baba hakkını, eşlerin birbirlerine karşı haklarını, eğitim ve sağlık haklarını, kadın haklarını vs. aklımıza gelebilecek ne kadar “hak” kavramıyla ilgili mevzu varsa hepsini “Allah’ın hakkı” minvalinde ele almak durumunda ve zorundayız diye düşünüyorum. Zira biz Müslüman’ız. Bunu gerçekleştirdiğimiz takdirde, diğer bütün haklar yerli yerine oturacak ve şairin dediği gibi  “Dünya, gül bahçesine dönecektir.”

Bu anlayışı içselleştirdiğimiz ve pratiğe döktüğümüz andan itibaren, toplumu çökerten adaletsizliğe ve bu adaletsizlikle gelen zulme engel olmuş oluruz.

Madem “Hak” konusuna değindik, o halde adaleti emreden şu ayetle muhabbetimize geçici bir nokta koyalım. “Geçici” diyorum zira her noktanın yeni bir cümleye gebe olduğunu biliyorsun.

“Ey iman edenler! Âdil şahidler olarak, Allah için hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletten alıkoymasın. Adaleti gözetin. O, takvaya daha yakındır. Allah'tan korkup sakının. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızdan haberi olandır.” (Maide-8)

Vesselam…

hakanerturk4444@gmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

Yazıyı Yorumla

Yorumlar / 2

  • Hakan Ertürk | 21 Mart 2021 16:39

    TEŞEKKÜR EDERİM.

  • Gökhan | 21 Mart 2021 09:15

    Cuk oturmuş yine????

YAZARIN SON 5 YAZISI
30Tem

Dost Mektupları

16Tem

Dost Mektupları

09Tem
02Tem

Dost Mektupları

25Haz

Dost Mektupları