Dost Mektupları


OKUMAK VE YAŞAMAK ARASINDA İKİ MÜSLÜMAN PROFİLİ

“Okumak” ve “Yaşamak” kelimelerini iki farklı mânâda kullanan biz günümüz Müslümanları, bu iki kelimeye bir tek mânâ verip okuduğunu fiiliyata döken sahabeyi anladığımızı düşünüyoruz. Sahabe okudu ve yaşadı. Biz ise okuduk, ardından yine okuduk… Hatta öyle okuduk ki yaşamaya bir türlü sıra gelmedi okumaktan.

Bugünkü Müslümanlar olarak bizler çok okuyor, çok araştırıyoruz. Okudukça ve araştırdıkça da şarj olmuş bir batarya misali yazarak ve konuşarak  deşarj oluyoruz. Sahabenin tamamının bilgisini toplayıp bir araya getirme imkânımız olsa bütün bu bilgiler, günümüzde okuyan ve araştıran bir tek Müslüman’ın dahi sahip olduğu bilgiye erişemez. Evet, kanaatim odur ki bugün araştırmacı yönü olan bir Müslüman’ın  sahip olduğu İslâmî bilgi, sahabenin tümünün bilgisinden daha fazladır. Lakin, bugünkü Müslümanların yaşam tarzını ve İslâmî duruşunu toplasak tek bir sahabi dahi etmez.

Peki, sahabeden daha çok okumamıza ve sahabeden çok daha fazla araştırmamıza rağmen niçin sahabe gibi olamıyoruz? Bu sorunun cevabı, yukarıda verildi aslında. “Okumak” ve “Yaşamak” kelimelerine sahabe gibi tek bir mânâ vermedikçe onlar gibi asla olamayacağız. Zira, sahabe için “okumak”, yaşamak içindi. Sahabeye göre, bir şey hayata aktarılmayacaksa niye okunsun, niye öğrenilsin ki?

Bu iki kelimeyi ayrı ayrı ele aldığımızdandır ki sahabeyle aramızda bir anlayış farkı ortaya çıkmaktadır. “Falanca sûre, filanca hastalığa şifadır. Falanca ayet, filanca derde devadır. Falanca sûre, kabir azabından korur.”  gibi birçok rivayet işitmişizdir. Müslümanların maalesef büyük çoğunluğu  bu rivayetlerin okunması  hâlinde  mevcut sıkıntımız neyse o sıkıntının bizden uzaklaşacağına inanır. Yani amelsiz salt bir okuma yapılır. Sahabeye baktığımızda ise onların yaptığı şey okumak ve yaşamak…  Sahabe sadece okumak ve bilgi edinmek için asla okumamıştır. Hele muhatabına üstünlük kurmak için hiç okumamış ve  araştırmamıştır.

İşte aramızdaki basit ama derin fark budur. Sahabe, bahsi geçen ayet yahut sûreyi anlayarak okuyor ve gereği üzere amel ediyordu. Hâl böyle olunca ne dünyanın maddî darlığı ne hastalığı ne başka bir şeyi sahabeyi pek de etkilemiyordu. Hayatı bu şuurla yaşayan biri, hâliyle kabir azabı da yaşamaz. Zira onlar, amel ettikleri ayetlerle Rablerine  sapasağlam bağlanmış yiğitlerdi. Böyle insanlara kabir azabı ne etsin, dünya derdi  neylesin?

Ya biz… Biz öyle miyiz? Amelden uzak salt bir okumayla neler bekliyoruz Rabb’imizden, neler? Oysa Rabb’imiz bizden amel bekliyor, amel…

Rasulullah(sav)’tan rivayet edilen ve çok hoşuma giden şu cümleyle muhabbetimize bir nokta koyalım:

 “KİM, BİLDİĞİYLE AMEL EDERSE, ALLAH ONA BİLMEDİĞİNİ ÖĞRETİR.”

Hayy ve Kayyum olan Allah, ayaklarımızı dini üzere sabit kılsın ve bizi Rasulullah’ın izinden giden ashabını takip edenlerden eylesin.

Vesselam…

hakanerturk4444@gmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

Yazıyı Yorumla

Yorumlar / 2

  • Hakan Ertürk | 07 Kasım 2020 17:33

    Amin????

  • Yunus özcan | 06 Kasım 2020 22:02

    Amin hocam

YAZARIN SON 5 YAZISI
18Haz

Dost Mektupları

11Haz

Derdi Olan Neylesin?

04Haz

Yavuz Selim Hân'a Nâzîre

28May
21May

Dost Mektupları