Dost Mektupları


BİR TERK EDİŞ, BİR AYRILIŞ

Muhterem Dost,

 Başlığı okuyup da “Bu neyin tanımı?” diye düşünüyor olabilirsin. İzah edeyim:

Başlık, “hicret”in tanımıdır. “Terk etmek, ayrılmak, ilgi kesmek”  gibi mânâlara gelen hicreti biz daha çok, Mekke’den Medine’ye gerçekleştirilen göç olarak anlıyoruz. Oysa hicret, sadece mekânsal bir yer değişikliği değildir.

Kur’an-ı Kerim’e baktığımızda da bunu görmekteyiz.

Hz. Yusuf:

“Doğrusu ben, Allah'a inanmayan ve ahireti inkâr eden bir milletin dinini bıraktım.”(Yusuf-37) derken, 

Hz. İbrahim: “Sizden de Allah’ın dışında taptığınız şeylerden de uzaklaşıyor ve Rabb’ime yöneliyorum.”(Meryem-48) diyordu ve ekliyordu: “Ben, Rabb’ime hicret ediyorum.”(Ankebut-26)

Yine Ashab-ı Kehf’in, içinde bulundukları şirk ve küfür bataklığından Allah’a sığındıklarını bizlere Kur’an haber veriyor.

Demek ki hicret, başka bir ifadeyle yüzünü haramdan helâle çevirmektir. 

Hicret, günahı bırakıp sevabı tercih etmektir.

Hicret, çirkin işlerden iğrenip ahlâk elbisesiyle örtünmektir.

Hicret, gayrıislamî bir hayattan İslamî bir hayata yönelmektir.

Hicret, evlerimizin dışında rahat yoksa, evlerimize çekilmektir.

Hicret, eğer içinde bulunduğumuz ortamlarda günah işleniyorsa o ortamı terk etmektir.

Hicret, nefsin şehvetli arzularıyla Allah’ın emirleri çatıştığında Allah’ın emirlerine rıza göstermektir.

Topluma dayatılan gayrıislamî bir düzende bedenî hicretten evvel, imanî bir hicret gerekir. Yani, inançsızlığın egemen olduğu bir toplumda inancımızı muhafaza edebilmek için cehdetmektir hicret. Bu açıdan bakıldığında hicret, bir bakıma safların netleşmesidir ki bu da insana bir duruş kazandırır.

Rasulullah(sav) ile birlikte Müslümanlar, Mekke’de evvela imanî bir hicreti gerçekleştirdiler. Yani ağızlarından çıkan sözlerle, ellerinin yaptığı işlerle, ayaklarının kendilerini götürdüğü yerlerle müşriklerden beri olduklarını gösterdiler.

Aynı şehirde yaşasalar bile, aynı hayatı yaşamadılar hemşehrileriyle… Azınlıktılar, zayıf ve aciz bırakılmışlardı. Bütün bu olumsuzluklara rağmen inançları onlara güç veriyordu. Ve onlar inançlarının gereğini yapıp her türlü çirkinlikten ve pislikten hicret ediyorlardı inançlarının sunduğu güzelliklere ve temizliğe…

Gün geldi, imanî hicretin devamı olarak Rableri bu defa da bedenî hicreti emretti. Onlar da bu emre icabet etti.

O gün Mekke sokaklarında gezinirken müşrik kim, mü’min kim çok net belliydi. Ya bugün? Bugünkü sokaklarımızda kim, kimdir belli mi? Müslümanlar da karşı takıma benzemedi mi?

Hicret, yüzlerce yıl evvel yaşanmış ve bitmiş tarihî bir vakıa değildir. Hicret, bugün de gerçekleştirmemiz gereken bir fiildir. Şunu da asla unutma: HİCRET, SALT BİR TERK EDİŞ, SALT BİR AYRILIŞ DEĞİLDİR. DAHA DA GÜÇLENİP TEKRAR GERİ DÖNMEK İÇİN HAREKETE GEÇİŞTİR.

Hülasa, evvela imanî hicretle çıkmalıyız yola. Rabb’im bu yolda sebat versin ayaklarımıza…

Vesselam…

hakanerturk4444@gmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

Yazıyı Yorumla

Yorumlar / 2

  • Hakan Ertürk | 06 Eylül 2020 20:55

    Rabb'im sizden de razı olsun. Allah'a emanet olun.

  • Abdulgaffar Altunöz | 04 Eylül 2020 22:42

    Rabbimiz razı olsun. İstifade ettik. Muhacirlere selam olsun

YAZARIN SON 5 YAZISI
25Eyl

Dost Mektupları

18Eyl

Dost Mektupları

11Eyl

Dost Mektupları

04Eyl

Dost Mektupları

28Ağs

Dost Mektupları