Dost Mektupları


HANGİ BİRİNİ SAYAYIM???

“10 dakikalık bir filmin yılın en iyi kısa film unvanını kazandığı ve sinemada gösterime gireceği açıklandı. Filmi izlemeye gelen büyük bir kalabalık toplandı. Seyirciler salona girdi ve film oynamaya başladı ama bir gariplik vardı...

Film başlayalı 6 dakika olmasına rağmen ekranda aynı sahne vardı, kamera açısı sadece bir odanın tavanını gösteriyordu. 7. dakika da sahnede bir değişiklik olmadan geçince, seyirciler şikayet etmeye başladılar ve bazıları zamanını kaybettiğini söyleyerek salonu terk etmek istedi.

Aniden kamera açısı tavandan yere indi ve omurilik felci, tamamen engelli bir çocuk görüldü ve ekrana ‘Bu engelli çocuğun hayatının her saatinde gördüğü sahnenin sadece 8 dakikasını size sunduk ve siz bu 8 dakikaya bile katlanamadınız. Hayatınızın her saniyesinin değerini bilin ve şükredin.’ yazısı geldi.”

Alıntı yaptığım bu olay ne kadar da ibretlik değil mi? Farkına varamadığımız zenginliklerimizin farkına varmamızı sağlıyor.

●●●

Halit Ertuğrul’dan dinlemiştim. Bir öğrencisinin göz kapak kasları işlevini yapamadığından göz kapakları sürekli kapanıyormuş. Açık tutabilmek için de her daim kirpiklerini eliyle tutup göz kapaklarını yukarı doğru kaldırması gerekiyormuş. Üniversite öğrencisi olan bu genç, yolda yürüdüğünde gayrıihtiyarî insanlara çarpıyor ve bundan dolayı insanların azarlarına maruz kalıyormuş.

●●●

Yine Halit Ertuğrul’dan dinlemiştim. Türkiye’nin sayılı zenginlerinden birinin çocuğundan bahsetmişti. Bu gencin tükürük bezleri işlevini yitirdiğinden dolayı ağız içinde tükürük oluşmuyormuş. Halit Ertuğrul, kendisini hastanede ziyarete gitmiş. Çocuğun ağzına, dışarıdan makinelerle üretilen sunî tükürük yerleştiriliyormuş ki çocuk birazcık rahat edebilsin. Hani zaman zaman ağzımızın kuruduğu anlar olur ya… Tükürük bezlerimizin işlevini tamamen yitirmediği böyle zamanlarda bile ağzımızdaki kısmî kuruluk bizi ne kadar da rahatsız eder değil mi? Var ötesini sen düşün… Tükürükten bahsediyorum, tükürükten… Hani, tükürüp de geçtiğimiz tükürükten … Bu zengin iş adamı, ağlayarak Halit Ertuğrul’a içini dökmüş. “Hocam” demiş. “Trilyonluk servetimle çaresiz kaldım. Bana zengin diyorlar. BİR DAMLA TÜKÜRÜĞE GÜCÜ YETMEYEN BİRİ NASIL ZENGİN OLABİLİR?”

●●●

Sosyal medyada bir paylaşımda okumuştum. Muhabir, evine su taşıyan Afrikalı bir çocuğa “En büyük hayâlin ne?” diye soruyor. Çocuk cevaplıyor: “EN BÜYÜK HAYÂLİM, EVİMİZDE SU AKAN BİR MUSLUĞUMUZUN OLMASI.”

İşte böyle dost… Şükredeceğimiz milyarlarca nimet içinden alıp seninle paylaştığım bu dört misal, sanırım kâfi gelir meramımı arza... Hem, ibret alan kimse için bir tek misal yeterken kafasını kuma gömenlere ne kadar anlatırsan anlat, sadece havanda su dövmüş olursun…

Seni omurilik, göz kapağı kası, tükürük bezi ve musluk nimetleri ile baş başa bırakıyorum. Bu nimetleri sen çoğaltabilirsin. Rabb’im, sonsuz nimetlerine hakkıyla şükredebilmeyi, hakkıyla hamdedebilmeyi bizlere nasip etsin.

Vesselam…

hakanerturk4444@gmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
25Eyl

Dost Mektupları

18Eyl

Dost Mektupları

11Eyl

Dost Mektupları

04Eyl

Dost Mektupları

28Ağs

Dost Mektupları