Dost mektupları


HAKİKATE TALİP OLMAK

Kadim Dostum,

Bu mektubumda sana bir hususu izah etmeyi elzem görüyorum. Sen de bilirsin ki “hakîkat” ağır bir kelimedir ve herkesin rahatlıkla taşıyabileceği bir yük değildir. “Hakîkat”i taşıyabilmek için Beydağı gibi bir inanca ve güçlü bir iradeye ihtiyaç vardır.

Laf kalabalığı yaparak uzun uzun izahatlarla seni usandırmak, sözün gücünü zayıflatmak ve meselenin ehemmiyetinin tesirini kırmak istemiyorum. Bundan dolayı da bu hususla ilgili sadece bir tek anekdot paylaşmak istiyorum. İnanıyorum ki bu anekdot, nice uzun ve cafcaflı cümlelerden daha bir tesirli olacaktır.

Bu anekdotun Arthur Schopenhauer tarafından kaleme alındığı söyleniyor. En doğrusunu Allah bilir diyerek anekdotu paylaşayım:

“Biri papaz, biri hâkim, biri de fizikçi olan üç kişi giyotinle idama mahkum olur.

İdam sehpasına ilk olarak papaz çıkarılır.

– Son sözün nedir?

Der ki:

– Ben Allah’a inanıyorum. O beni kurtaracaktır. 

Allah... Allah... Allah… diye bağırır.

Giyotini indirdiklerinde, boynuna birkaç santim kala giyotin durur. Halk şaşırır ve hep bir ağızdan bağırır:

– Onu serbest bırakın. Allah, sözünü söylemiş ve onu korumuştur. 

Böylece papaz idam edilmekten kurtulur.

 Sıra hâkime gelir. Ona da sorarlar:

– Demek istediğin en son söz nedir?

– Ben papaz gibi Allah’a inanmıyorum ama adalete güveniyorum. 

Adalet... Adalet... Adalet... diye bağırır.

Giyotini indirirler. Giyotin, hâkimin de boynuna birkaç santim kala durur.

Bunun üzerine insanlar tekrar şaşırır ve bağırırlar:

– Adalet, sözünü söyledi. Onu serbest bırakın.

Böylece hâkim de boynunun kesilmesinden kurtulur.

 Sıra fizikçiye gelir. Ona da 

– Son sözünü söyle derler.

– Ben ne Allah’a inanan bir papazım, ne de adalete güvenen bir hâkim… 

Bildiğim tek şey şudur: 

Giyotinin ipinde bir düğüm var ve o düğüm giyotinin tam inmesine engel oluyor.

 Görevliler giyotini kontrol edince gerçekten de bir düğüm olduğunu görürler. Düğümü açıp tekrar bırakırlar. Böylece fizikçinin başı bedeninden ayrılır.

Toplumdaki "düğümler" ve sorunlara işaret edip gerçekleri söylemenin acı sonuçları olabilir. HAKÎKATE TALİP OLANLAR, BEDEL ÖDEMEYİ GÖZE ALMALIDIRLAR.”

İşte böyle kıymetli dost. Hakîkatin bedeli ağırdır, tıpkı kendisi gibi… Zira, kendisi ağır olan şeyin bedeli de ağır olur…

Fevri bazı çıkışlar yaparken, sonuçlarını hesaba katmadan konuşurken bundan gayrı aklında bu anekdotun sonuç bölümü mutlaka kalsın. Yukarıdaki paylaşımın ana fikri bakış açını genişletsin.

Sana demiyorum ki elini koynuna bağla ve otur.Bu mektubumdan “İnandığın değerler uğruna mücadele etmekten vazgeç ve sen de herkes gibi ol.” türünden bir mânâ da çıkarma ne olursun.

Ben sadece, mücadele verirken karşılaşabileceğin ağır imtihanların olabileceğini hatırlatmak istedim. Şayet inandığın dava için her türlü bedeli(sürgün, zindan, işkence, ekonomik ambargo, mahalle baskısı, ölüm, vb.) ödemeyi göze almışsan dilediğini konuş, dilediğin gibi amel et. Sana engel olacak değilim. Allah, kendi yolunda mücadele edenleri görür ve gözetir. Sadi Şirazî der ki: “Bir kimse ölmeyi göze almışsa, ağzına geleni söyler ve içinden geldiği gibi hareket eder.”

Lakin, söz ve fiillerinde bu saydığım bedellerle karşılaşma ihtimalini gündemine almadan hareket ediyorsan o vakit sana nasihatim sloganik Müslümanlığı, beylik lafları bırak ve  ferde taalluk eden amellerini yerine getirmeye çalış.

Rabb’im, bizi söz ve fiillerimizin altında kalıp da mahcup olmaktan muhafaza eylesin.

Vesselam…

hakanerturk4444@gmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

Yazıyı Yorumla

Yorumlar / 2

  • Hakan Ertürk | 23 Mayıs 2020 01:55

    Teşekkür ederim. Rabb'im, sorumluluklarımızın altında kalmaktan muhafaza eylesin.

  • Haydar Şahin | 22 Mayıs 2020 12:18

    Bu güzel ve özlü yazınızdan dolayı sizlere teşekkür ediyorum.Bazen yazdığınız yazılar insana sorumluluk yüklerken bazen de sorumluluğumuzu hatırlatmaktadır.

YAZARIN SON 5 YAZISI
02Ekm

Dost Mektupları

25Eyl

Dost Mektupları

18Eyl

Dost Mektupları

11Eyl

Dost Mektupları

04Eyl

Dost Mektupları