Dost Mektupları 15


BİR KAFDAĞI MASALI

Vaktiyle Kaf Dağı’nın eteklerinde kurulu bir diyar varmış. Bu diyarın sakinleri  yüzlerce yıl genel mânâda huzur içinde yaşayıp gitmişler. Bir gün ne olmuşsa olmuş, bu diyar hem içeriden hem dışarıdan düşmanlar tarafından kuşatılmış. Kısa bir süre sonra da bu diyarda yüzlerce yıldır hüküm süren düzen, düşmanlar tarafından değiştirilmiş. O günden sonra buranın sakinleri huzuru mumla da arayamaz olmuşlar zira mumla bile arayan olsa kendini ya darağacında ya da küflü ve karanlık zindanlarda bulurmuş. 

Nice yıllar bu zalimane yönetim, insanların tepelerinde adeta Demokles’in kılıcı gibi durmuş. Tabii, yıllar yıllar sonra Kaf Dağı’nın eteklerindeki bu diyarda müspet mânâda bir kıpırdanma olmuş. Senelerce baskının ve işkencenin hemen her türlüsüne şahitlik etmiş olan halk, artık “yeter”  demeye başlamış. “Yeter”  diyenlerin sayısı arttıkça o diyarın zalim yöneticisini ve onun avanesini bir telaş sarmış. Öte yandan bu durum, zulme uğrayan ve hakları senelerdir gasbedilen toplum için bir umut ışığı olmuş. Toplumun içinden birtakım kimseler öne atılmış ve “Bu zalim düzeni, adil bir düzenle değiştirmek için yola çıkıyoruz. Bedeli her ne olursa olsun, mazlumların hakları için yürüyeceğiz.” demişler. Toplum da “Bizi kurtarsa kurtarsa ancak bu insanlar kurtarır.”  diyerek onların ardından gitmiş. Aynı ideal uğruna aynı anda büyük bir kitle ayağa kalkarsa, bu kitlenin önünde duracak bir güç zor bulunur. Ve öyle de olmuş… Lakin halkın içinden çıkan ve toplumu heyecanlandıran vaatlerde bulunan bu kimseler, yönetimde iş başına gelince her ne olmuşsa sözlerini bir bir unutur olmuşlar. İçinden geldikleri topluma yabancılaşmaya başlamışlar.  Hele davaları, idealleri, inançları hususunda öyle tavizler vermişler ki aklı başında  olan hiç kimse bu duruma bir anlam verememiş. “Belki de bunlar taa başından beri samimi değillerdi de bizi kandırmışlar.” gibisinden yorumlar yapanlar bile olmuş. Halk, yönetimde bulunanları ilk fırsatta indirip onların yerine yine kendi içlerinden birilerini getirmiş. Kaf Dağı’nın eteklerindeki bu diyarın halkı, ülkelerini idare etmek üzere büyük umutlarla getirdikleri bu yeni kimselerin de bir süre sonra diğerleri gibi olduklarını görünce yine şaşkınlığa ve hüzne gark olmuşlar. Bu zalim sistemin nasıl bir çarkı varmış ki kendisine dişli olan herkesi emrine boyun eğdiriyormuş?

Kaf Dağı’nın eteklerindeki bu diyarın halkı, ekseriyetle Müslüman imiş. Kurtarıcı olarak seçtikleri kimselerde de İslam’ın güzelliklerini gördüklerinden olacak, kendilerine meylediyor ama her defasında aldatılıyorlarmış. Haddizatında İslam’da “aldatmak” haramdır. Gel gör ki Müslüman olan bu halk da İslam’ı işine geldiği biçimde yaşıyormuş. Bu nedenle seçtikleri yöneticiler de içinden geldikleri topluma benziyormuş haliyle. 

Günlerden bir gün yine yanlış tercih yaptığını fark eden halk “Bu durumdan nasıl kurtuluruz?” diye derin derin düşünürken, içlerinden yeni birilerinin kurtarıcı olarak öne atıldıklarına şahit olmuş. Bu durumu defalarca tecrübe etmelerine rağmen "Umut, fakirin ekmeğidir." sözü mucibince halkın içindeki umut çiçeği yeniden açmaya yüz tutmuş. Daha evvelinde olduğu gibi, ortaya çıkan yeni harekete doğru meylediyorlarmış ki içlerinden gün görmüş, ilim-irfan sahibi, basiretli bir zat seslenmiş: “Siz, ‘Semerci’ hikâyesini bilir misiniz?”  Halk merak içinde bu zata dönmüş ve derin bir sessizliğe gömülerek pürdikkat onu dinlemeye koyulmuş. Bilge zat başlamış konuşmaya: “Vaktiyle bir köyde insanlar ve bu insanların hizmetinde olan eşekler varmış. Eşeklerin sırtları yükten dolayı zarar görmesin diye de bir semerci her daim semer yaparmış. Eşekler, yük taşımaktan bîzâr düştükleri için kendi aralarında yaptıkları konuşmalarda semercinin ölmesi için dua ederlermiş. Zira onlara göre suçlu semerciymiş. Eğer semerci olmasa kimse semer yapamaz ve hâl böyle olunca da yük taşımaktan kurtulurlarmış. Gel zaman, git zaman duaları hayat bulmuş ve semerci ölmüş. Bütün eşekler köy meydanında sevinçlerinden tepinip durmuş. Bunların hâlini kenardan acı bir tebessümle izleyen bir eşek, arkadaşlarının tepinmesi bitip de sakinleştiklerinde onlara hitaben: “Boşuna sevinip durmayın. Kimsenin yükü yerde kalmaz ve efendi, kölesine acımaz. Üzülün hâlinize. Zira bir semerci gider, bir diğeri gelir. İyisi mi siz, eşeklikten kurtulmaya bakın. Çünkü siz eşek oldukça sırtınıza semer vuran çok olur.” demiş.” Hikâyeyi bitiren bilge zat, konuşmasına şöyle devam etmiş: “Ey Kaf Dağı’nın halkı! Ey Müslüman olduğunu iddia edenler! Dünya ve ahiret saadetiniz için indirilmiş olan Kur’an-ı Kerim’e karşı samimi olmadıkça, ezelî ve ebedî önderiniz Hz. Muhammed(sav)’in duruşu gibi bir duruşu ilke edinmedikçe ve onun prensiplerine göre hareket etmedikçe bir yönetici gider, diğeri gelir ama değişen pek bir şey olmaz. Birisi size iltifatlar ederek vurur sırtınıza  semeri; diğeri hakaretler yağdırarak... Her hâlukârda netice değişmez. Neticeyi değiştirecek olan sizsiniz. Muhtaç olduğunuz kudret, iman ettiğiniz kitapta mevcuttur. Ah bunu bir bilseniz…”

Bilmem anlatabildim mi kıymetli dost?

Vesselam… 
 

hakanerturk4444@gmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

Yazıyı Yorumla

Yorumlar / 4

  • Recep Kuru | 21 Aralık 2019 11:46

    Teşbihlerin ve tespitlerin muntazam. inşallah muhtaç olduğumuz kudretin kalpteki imanda olduğunu bilen ve bu cihette hareket edenlerden oluruz

  • Fatih karahan | 20 Aralık 2019 19:56

    Hocam bulunduğumuz ıslam coğrafya'sında , en muzdarip olduğumuz konu, allah bizlere hakkı hak , batılı batıl göstersin. .

  • gökhan koç | 20 Aralık 2019 18:50

    ÜLKEMİZİN ANLIK DURUMU ANCAK BU KADAR GÜZEL ANLATILABİLİRDİ...

  • Yunus özcan | 20 Aralık 2019 11:46

    Ağzınıza yüreğinize sağlık sayın hocam eğer gerçekten iman ettiysek kitapta şüphesiz açık bi yol var saygılar

YAZARIN SON 5 YAZISI
17Oca

Dost Mektupları 19

13Oca
03Oca

Dost Mektupları 17

27Ara

Dost Mektupları 16

20Ara

Dost Mektupları 15