Derdi Olan Neylesin? - Hakan Ertürk

Derdi Olan Neylesin?


-Dost Mektupları-
DERDİ OLAN NEYLESİN?

Enîs-i ruhum,

Yavuz Sultan Selim Han, Mısır’ı fethettikten sonra bir süre daha orada kalır. Bu süre zarfında da bir kadın, cihan padişahının çadırını temizler ve gündelik işlerini yapar. 

Bir gün bu kadın bir şekilde  Yavuz Sultan Selim'i görür ve ona âşık olur. Malumundur, aşk habersiz gelir.

Geçen her gün, kadının yüreğindeki aşk ormanı daha bir yeşillenir ve hemen ardından yangın yerine döner. Yandıkça yanar kadın ama neylesin, elden ne gelir? Bir yerde okumuştum. Diyordu ki: “En çok da kuşa âşık olmuş balığa acıyorum.”  İşte bizim gönlü mahzun hizmetli kadının hâli de bu misaldeki gibiymiş.

Kadın daha fazla dayanamaz ve hâlini padişaha arz etmeye karar verir. Gel gör ki padişahtan da korkmaktadır.

Velhasıl, bir çözüm bulur. Padişah otağının ortasındaki direğe "Derdi olan neylesin?" diye yazar, padişahın görebileceği şekilde.

Cihan padişahı, çadırına girdiğinde yazıyı görür. Anlar tabii kimin yazdığını ama o her ne kadar “yavuz” yönüyle bilinse de haddizatında o, içinde su yatağı olan bir kayadır. Hâlden anlar ve rikkat ehlidir. Kadının sözünün altına şu ifadeleri yazar: "Derdi neyse söylesin."

Sabah padişah çıktıktan sonra temizlik için çadıra giren kadın, heyecanla padişahın notunu okur. Ardından da altına "Korkuyorsa neylesin?" yazar.

Aynı günün akşamında Yavuz Sultan Selim, kadının notunu okur. Padişah da altına cevaben "Hiç korkmasın söylesin." yazar. Şöyle bir dörtlük çıkar ortaya:

Derdi olan neylesin?
Derdi neyse söylesin.
Korkuyorsa neylesin?
Hiç korkmasın söylesin.

Ertesi gün heyecanlı âşığımız bütün cesaretini toplayarak padişahla konuşmaya karar verir. Gündelik işlerini bitirdikten sonra padişah gelene kadar çadırda bekler. Padişah, çadırına döndüğünde hizmetli kadının kendisini beklediğini görür. Kadın, elleri önünde saygıyla bağlı, gözleri ayak hizasına mıh gibi çakılı vaziyette beklemektedir. Yavuz Sultan Selim, kadına yönelerek "Buyrun, sizi dinliyorum." der. Kadının o ana kadar yerinden fırlamaması için zor zaptettiği kalbi, göğüs kafesine öyle bir vurur, öyle bir vurur ki kafesten kurtulup özgürlüğe uçmak isteyen bir kuşun kendini kafesin tellerine vura vura parçalaması gibi o zayıf ve mahzun kalp de parçalanıp durur. "Efendim..." der lakin cümlesine devam edemez ve olduğu yere yığılır. 

Padişah bakar, kadın teslim etmiştir emaneti. Yürek sızısı bitmiş, gönlü sükûn bulmuştur. Cihan padişahı öyle müteessir olur ki zavallı âşığının seng-i mezarına şu şiirini nakşettirdiği rivayet olunur:

Merdüm-i dîdeme bilmem ne füsûn etti felek.
Giryemi kıldı hûn, eşkimi füzûn etti felek.
Şirler pençe-i kahrımda olurken lerzân.
Beni bir gözleri âhûya zebûn etti felek.

(Bilmem gözlerime felek nasıl bir büyü yaptı ki
Gözyaşımı kan eyledi, aşkımı arttırdı.
Aslanlar benim pençemin(gücümün) korkusundan titrerken
Felek beni bir ceylan gözlüye esir etti.)

Sevgili dost, bu hikâye hakîkat midir bilmem lakin insan olana hissettirdiği ortak duygu bir hakîkattir. Acı verse de… Elhak acı verse de…

Vesselam…

 

hakanerturk4444@gmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
17Eyl
10Eyl

Kör olan kim?

03Eyl

Ruhunu teslim etme! Yoksa…

27Ağs

Dost Mektupları

20Ağs

Dost Mektupları