Yemekte ne var? - Enes Tarım

Yemekte ne var?


Adamın biri artık karısının eskisi kadar iyi duymadığından şikâyetle onun işitme cihazına ihtiyaç duyduğunu düşünüyormuş. Ve ona nasıl yaklaşması gerektiğinden emin değilmiş. 

Bu durumu konuşmak için aile doktorunu aramış; doktor adamın karısının ne kadar duyduğunu anlayabilmesi için basit bir yöntem önermiş.

“Yapacağın şey şu, karından kırk adım ileride dur, normal bir konuşma tonuyla bir şeyler söyle; eğer duymazsa otuz adım ilerisinde aynı şeyi tekrarla, sonra yirmi adım; cevap alana kadar aynı şeyi tekrarla”

O akşam karısı mutfakta akşam yemeğini hazırlarken adam işlemi uygulamaya koymuş.

Kırk adım uzaklıktan karısına normal bir konuşma tonuyla seslenmiş: “Hayatım bu akşam yemekte ne var?”

Cevap yok. Mutfağa biraz yaklaşmış. Mesafeyi otuz adıma indirmiş ve soruyu tekrarlamış: 

“Hayatım bu akşam yemekte ne var?”

Gene cevap yok. 

Mutfağa biraz daha yaklaşmış, mesafe yirmi adım ve tekrar sormuş: “Hayatım bu akşam yemekte ne var?” 

Hala cevap yok.

Adam mutfağın kapısına gelmiş artık mesafe iyice azalmış ve soruyu tekrarlamış:

“Hayatım bu akşam yemekte ne var?” 

Gene cevap alamamış. 

Bu sefer karısına iyice yaklaşmış ve aynı soruyu tekrar sormuş “Hayatım bu akşam yemekte ne var?”

“Hayatım beşinci kez söylüyorum, tavuk!”

***

Aslında belki toplum olarak sorunumuz her şeyi en iyi biliyor oluşumuz.

Ve beraberinde karşı muhatapların da hiçbir şey bilmiyor oluşu…

Nedense böyle bir iletişim modundayız hepimiz.

Algılarımız var ve değişmez nitelikte.

Her konuda haklı olduğumuz için asabi, mızmız, kibirli ve çekilmeziz çoğu zaman.

Fikirlerimizi ölümüne savunuyor, hiçbir yanılgı payı bırakmıyor, karşıdaki muhatabımızın da haklı olabileceğine ihtimal dahi vermiyoruz.

O yüzden kısır çekişmeler içerisinde didişerek yok olup gidiyoruz.

Siyasi çekişmeler içerisinde boğulduk.

Ömrümüz hep kavgalarla, siyasi linçlerle geçip durdu.

Alevi Sünni, Sağcı solcu, İslamcı laik…

Sıkıldık, bıktık artık…

Belki tüm bu mezhebi, etnik, siyasi kavgalardan arınabilmenin yolu muhataplarımıza, öteki gördüklerimize kırk ya da otuz adım değil; beş adım mesafesinde yaklaşarak seslenmeyi denemek.

Ve karşıdakilerin kulaklarında bir sorun olmanın ötesinde kendi kulaklarımızın da duyamayabileceğini düşünebilmek…

Selam ve dua ile…
 

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
25Ekm

Kargalar peynir sever

18Ekm

Yeni muhafazakar islamcılık

11Ekm
04Ekm

Fıtrat

27Eyl

Hanif olmak