TEVHİDİ UNUTMAK - Enes Tarım

TEVHİDİ UNUTMAK


24 Haziran seçimlerine bir hafta gibi az bir zaman kaldı.

Öyle olunca da genel gündem seçimler ve sonucunun nasıl olacağı…

İlimizde hangi topluluğun yanına varsak bu gündemle insanlar partisel kamplara bölünerek sürekli tartışıyorlar.

Özellikle eskinin mücahit kesimi o kadar siyasetin içine derinlemesine daldı ki, görseniz sanki büyük bir partisel cihat başlatmış gibiler.

O derece ki her ortamda, özellikle de sosyal medyada kendi partileri dışında herkesi tekfir edip duruyorlar.

Sonuçlara o kadar odaklanmış durumdalar ki, sanki iktidar değişikliği olasılığı gerçekleşirse, İslam orduları yenilecek ve kahpe Bizans, İslam topraklarını ele geçirerek tüm dünyada küfrün hâkimiyetini tesis edecek…

Oysa daha düne kadar çoğu değil bir partiyi desteklemek; sandığa gitmeyi bile şirk görüyordu.

İslamcılar uzun bir süredir dün ne dedilerse bugün tam aksini savunuyorlar.

Neden öyle oldu, nasıl bu duruma gelindi bilmiyorum.

Bu yeni konsept iyimi kötümü bilmemekle beraber, kısacıkta olsa bazı şeyleri hatırlamakta fayda var sanırım.

***  

Hz. Peygamber (sav) aslında yeni bir hareket başlatmamıştı.

O sadece atası İbrahim, kardeşleri Musa ve İsa (as)’dan devraldığı tevhit mücadelesini devam ettirmişti.

Ve Hz. Peygamber ile başlamayan bu mücadele onunla da bitmemiştir, bitmeyecektir.

Çünkü tevhidi mücadele bütün zaman ve mekânlar içindeki evrenselliğin ifadesidir.

Bu itibarla dün Allah (cc)’ın hâkimiyetini gökyüzünde tanıyıp yeryüzünde tanımayan Ebu Cehil’leri, Ebu Lehep’leri müşrik yapan ne ise günümüzdeki dini camiye hapsederek, sadece ruhani boyut ile ahlakî bir olgu olarak kabul ettirmeye çalışan zihniyet te odur.

Sorun Allah (c.c.)’ı gökyüzünde hâkim kabul edip yeryüzünde etmeme meselesidir.

 Rabbimiz şöyle der:
“O gökte de ilah yerde de ilah olan bir Allah’tır.” (Zuhruf: 84)
“Biz senden önce hiçbir peygamber göndermedik ki ona şöyle vahyetmiş olmayalım; gerçek şu ki benden başka ilah yoktur. O halde sadece bana İbadet edin.” (Enbiya: 25)

***
Kendilerini peygamberin varisleri gören kişiliksiz zihniyetlerin ne kadar peygamberin yolundan saptıkları tartışma götürmeyecek kadar açıktır.

İman ile küfür arasında bazen korku, bazen dünyevî makam ve menfaat, bazen de cehalet nedeni ile hakkı batıla karıştıranlar aslında sahte ve suni bir İslamcılığın bilerek ya da bilmeyerek temsilciliğini yapmakta.

Çünkü seküler kimliklerle uzlaşma vaazları verilen her yerde, mutlaka sömürgeci düşünce ile işbirlikçi uşaklar vardır.

İslâm dışındaki tüm sistemlere karşı fikri ve fiili olarak kesin açık ve net tavır alamayan hiçbir harekette hayır yoktur.

Batıcı seküler/laik sistemleri savunan sivil toplumcu İslamcı zihniyetler bilerek ya da bilmeyerek müstekbirlerin zulmüne katkıda bulunmaktadırlar.

İzzeti ve şerefi gayri İslami fikir ve düşüncelerde arayanlar Allah’ın kitabında yasakladığı fiilleri işlemektedirler.

Oysaki izzet ve şeref ancak Allah, Resulü ve müminlere aittir.

Rabbimiz şöyle buyurmakta:

“ Sakin zulmedenlere meyletmeyin, yoksa ateş size de dokunur. Sizin Allah'tan başka dostunuz yoktur; sonra, yardım da göremezsiniz” (Hud: 113)

***

Gerek Kur’an’da ve gerekse Resul’ün hayatında cahiliye sistemlerine ait bütün inanç ve yaşam biçimi tüm kurum ve kuruluşları ile açık olarak red edildiğine dair yüzlerce delil olduğu halde; hareketlerinin temellerini Kur’an ve Sünnetten çok, şartlara, menfaatlere ve çıkarcılığa ayarlayan, ulusçuluğu ve etnik faşist kimlikleri mutlak gösteren cemaatler, vakıflar ve tarikatlar gayri İslami sistemlere koltuk değneği olup onların Müslümanlar üzerindeki meşruiyetini kurumsallaştırmaktadırlar.

İslâm düşmanlarının sömürge ve zulümlerini sarsmayacak İslami anlayışları topluma kabul ettirmeye çalışmak Allah in dinine ihanettir.

Bu itibarla dini devletten ayıran, böylelikle Allah (cc) in hâkimiyetini yeryüzünde kabul etmeyen, hâkimiyeti insanlara veren tüm gayri islami sistemleri reddetmek her Müslüman için imanın gereğidir.

 Allah’ın dini ile cahiliye sistemleri arasında yol arayanlar imanlarında zaaf olanlardır.

Rab (cc) şöyle demekte:

 “Cahiliyye hükmünü mü istiyorlar? Kesin şekilde inanmış bir topluluk için Allah’ın hükmünden daha güzel hüküm mü vardır?” (Maîde: 50)

***

Resullullah (sav)’ın hayatı baştan sona kadar mücadele ile doludur.

Mekke toplumunda sadece iki sınıf insan vardı.

Biri Resulün getirdiği vahye dayalı tevhid inancını kabul edenler diğer tarafta onlara karşı fikri ve fiziki mücadelesini sürdürenler.

İki inanç arasında mekik dokuyan bir üçüncü gurup yoktur.

O halde dağların bir hallaç pamuğu gibi savrulacağı o kıyamet gününe dek müminlik iddiasında bulunacak olanların önünde sadece iki seçenek bulunmakta daha fazlası değil:

Ya Allah’ı hem gökyüzünde hem de yerde kabul edecekler; ya da gökte kabul edip yerde etmeyecekler...

 Selam ve dua ile…

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
18Ekm

Yeni muhafazakar islamcılık

11Ekm
04Ekm

Fıtrat

27Eyl

Hanif olmak

20Eyl

Allah’ım konuş benimle