Semavi Dinlerde Yaratılış Serüveni -2


Havva adı İbrânîcede Havvâh olarak geçerken Yunanca tercümelerde Eva olarak isimlendirilir. Havvâ/Eva ismi, bütün yaşayanların annesi olduğu için “canlı, yaşayan” anlamında ona Adem tarafından verilmiştir (1).

Kuranda ise Havva adı geçmemekte, Adem’in zevcesi olarak bahsedilmektedir (2). Kuran Havvâ’nın yaratılışından bahsetmeden Adem ile birlikte cennete yerleştirilmelerini ve sonra oradan çıkarılışlarını anlatılmaktır(3). 

Kuranda Allah’ın emri mucibince meleklerin Âdem’e secde ettikleri bildirilmektedir. Nitekim Allah’ın Âdem’e bütün isimleri öğrettikten sonra bunları meleklere sorduğunda onlar bilemeyince Âdem’e: “Ey Âdem, onlara eşyanın isimlerini bildir!” dediği ve Âdem’in de isimleri onlara bildirdiği açıklanmıştır (Bakara 31-33). 

Tefsirlerde genellikle, bu isimlerin kavram bilgisi olduğu ve Âdemin ilimde meleklerden üstün nitelikte yaratıldığı belirtilmektedir.

Tevrat’ta ise meleklerle olan bu diyalog yer almaz. Tevrat’ın Tekvin babında Allah’ın dünyayı yedi günde yarattığı ifade edilirken insanı yarattıktan sonra Aden’de (Eden) bir bahçe hazırladığı ve Âdemi oraya koyduğu yer alır. 

Kuranı Kerîm’de Allah’ın Hz. Âdem ve Havvâ’ya cennete yerleşmelerini emrettiği belirtilirken (Bakara 35) bunun ahirette iyilerin kalacakları cennet olup olmadığı konusunda açık bir ifade bulunmamaktadır. 

***

İnsanın yasaklanan meyveden yediği için cezalandırılarak yeryüzüne gönderilmesi çoğu kutsal metinde karsımıza çıkmakta. Kitabı Mukaddes bu olayı ayrıntılı bir şekilde anlatır.

Kadının yaratılışı da Kuran’dakinden daha ayrıntılı bir şekilde izah edilir. Buna göre Allah, Âdem’in yalnız kalmaması için ona bir eş yaratmaya karar verir ve bunu da Adem’in kaburga kemiğinden bir parça alarak gerçekleştirir. 

Kuranda ise ilk insanın topraktan, balçıktan, çamurdan yaratıldığı (4) anlatılırken kadının yaratılışı hakkında yalnızca Âdemin ve esinin tek bir nefisten yaratıldığı (5) ifadesi yer alır.

Ayetlerin hiçbirinde Havva adı geçmez ve onun Âdem’in kaburgasından yaratıldığı Kuranda yer almaz. Ancak bazı tefsirler ve İslami kaynaklarda Tevrat’takine benzer bir anlatımın karşımıza çıkması israiliyyat hikâyeleri ve mitolojisinin ne kadar yoğun bir şekilde İslami kaynaklara sirayet ettiğinin bir delilidir.  

***

Kuranı Kerîm’de verilen bilgilere göre Âdem ile zevcesi cennete yerleşir. Orada bir ağacın meyvesi dışında her şeyden diledikleri gibi yiyecekleri, fakat o ağaca yaklaştıkları takdirde zalimlerden olacakları bildirilir. “Ebedilik ağacı” olarak adı geçen bu ağacın meyvesi hakkında bilgi verilmez. Kuran dışı rivayetlerde bu meyvenin elma, buğday, incir, zeytin, hurma gibi farklı türler olduğu anlatılırken Tevrat’ta ise yasaklanan “iyilik ve kötülüğü bilme ağacı”dır. Ve orada da bu ağacın meyvesinin ne olduğu hakkında bilgi verilmez.

Kuranda yasak meyveyi insana yemesi için vesvese verenin şeytan olduğu söylenir. O Adem ile Havva’ya onu yerlerse ebedilik kazanacaklarını söyleyerek kandırır. Meyvenin ilk defa kim tarafından yendiği bilgisi verilmez. Âdem ve eşi yasak meyveden tadınca çıplak oldukları ortaya çıkar ve onlar mahrem yerlerini yapraklarla örtmeye çalışırken (6) yoğun bir pişmanlık duygusu içerisinde Allah’ın affını dileyerek tövbe ederler.

Tevrat’ta ise bu meyveyi yemeye teşvik eden yılandır ve ilk önce Havva’yı kandırır. Havva yasak meyveyi tadar, ardından yemesi için kocasına da verir. Bundan sonra ikisinin de gözleri açılır, birbirlerinin çıplak olduklarını görürler. Burada da utanç ve pişmanlığın etkisiyle kendilerine incir yapraklarından önlükler yaparlar. Ayrıca Tevrat’ta Allah’ın onları bu halde görmemesi için ağaç diplerine saklandıkları yazılıdır.

***

Kitabı Mukaddese göre dünyaya gelen her insan Âdem’in suçundan bir miktar taşımaktadır ve insanlık Âdemin günahının kefareti olarak çarmıhta can veren İsa sayesinde bu suçun kirinden arınmıştır.

Oysa Kur’an her fırsatta mükellefiyetin, dolayısıyla da suç ve cezanın bireyselliğine vurgu yapar. Ona göre “Hiçbir günahkâr başkasının günahını yüklenmez...” (Fâtır 18).

Bu itibarla Âdem’in cennetten çıkarılışını Allah’ın insanoğlunu bir imtihanı olarak anlayıp yorumlamak gerekir. Kuranda Âdem ve soyunun yeryüzünde Allah’a kulluk etmek için yaratıldığı çok açık bir biçimde ifade edilir: “Muhakkak ki ölümle ve açlıkla, dünya malı, can ve alın teri ürünlerin kaybı ile sınayacağız…” (Bakara 155).  

Adem’in dünyaya düştükten sonraki tüm çabası “Ey Rabbimiz! Kendimize yazık ettik. Eğer sen bizim hatamızı bağışlamaz ve bize acımazsan hiç kuşku yok ki kaybedenlerden olacağız.” (Araf 23) mealindeki nedametidir. 

Bu sebepten olsa gerek, dünya hayatı ve içerisindekiler ayetlerde yerilmekte; sık sık ahiretin çok daha hayırlı olduğu vurgulamaktadır… 

O halde bahsi geçen kıssada ortak nokta bir yasağın ihlal edilerek cennetteki hayatın sona ermesidir. Her şey mükemmelken, hiçbir şeye muhtaç değilken, hastalık, ölüm, korku, kötülük yokken tüm bunların kaybedilmesidir. 

Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak, yaşanan mükemmellik kaybolacak ve beraberinde yerini büyük bir pişmanlığa, utanca bırakarak anlık bir hatanın bedeli ağır ödenecektir.

Âdem’in hayatının yasak meyveyi yedikten ve cennetten çıkarıldıktan sonraki dönemi hakkında Kuranda fazla bir bilgi yoktur. Diğer İslâmî kaynaklardaki anlatılar ise genellikle İsrailiyattan aktarılmış bilgilerdir.

Âdem ile Havvâ’nın cennetten veya Aden bahçesinden çıkarıldıktan sonra nerede, ne kadar yaşadıkları konusunda Ehli kitap literatüründeki bilgiler, Kitâb-ı Mukaddes dışı kaynaklara dayanır. Âdem ile Havvânın Aden bahçesinden atıldıktan sonra aç kalması, cennette yediklerine benzer yiyecek bulamayıp pek çok güçlükle karşılaşıp bir dağın tepesinde buldukları bir mağarada saklandıkları anlatılır. 

Kuranda yer almasa ve İsrailiyatta olsa cennetten yeryüzüne inen Adem bazı rivayetlerde Hindistan’a, bazılarına göre Seylan adasına inerken eşi Havvâ da Cidde’ye inmiştir. 

Daha sonra onlar Müzdelife ve Arafat’ta buluşarak dünyadaki yaşamlarına adım attılar. 
Sonuçta şunu görmekteyiz ki yaratılış kıssası tüm kutsal kitaplarda benzer öğeler içermekte detaylarda farklılık olsa da. 

Ve tüm bunlar aslında vahyin tek kaynaktan beslendiği gerçeğini göstermesi açısından aynı zamanda Kuran’ın son vahiy olduğunun ve kendinden öncekileri doğrulayıcı/düzeltici kılındığının da bir delilidir… 

Selam ve dua ile…
 
Notlar:

(1) (Tekvin, 3/20)
(2) (Bakara 35)
(3) (Bakara 35-38)
(4) (Rahman 14, Ali imran 59, Hicr 26.)
(5) (Nisa 1)
(6) (Araf 22, Taha 121)
 

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
26Tem

Kültürel sömürgecilik

19Tem

Bektaş bilge bir kişidir 2

13Tem

Bektaş bilge bir kişidir 1

05Tem

Bilinç kaybımız

28Haz

Dinde zorlama yoktur