KORKU KÖLELİKTİR… - Enes Tarım

KORKU KÖLELİKTİR…


“Korkunun kucağında yaşayanlar asla özgür değillerdir.” Horatius

Korku ihtişamlı bir imparatorluktur.

Muhtevası, biraz gizem, biraz heyecan, bir tutam tedirginlik, biraz da vehimdir...

İmparatorluğunu, ilmik ilmik önce şuuraltında, sonra vücudun tüm sinir uçlarının kıvrımlarında üslendirir.

Kimi âşıkların cesaret sınısı,  kimi bedbahtlarınsa yürek yorgunluğudur.

Ona boyun eğenler zilletin temsilcisi, iblis ordusunun yakut taçlı köleleridir.

O, kimi zaman bir dinin ruhbanı, kimi zaman bir isyanın alemdarı, kimi zamansa, kan banyosunda duş alan insan taciridir.

O, öğretilmiş acizlik, en büyük baskı unsurudur.

***

Tarihin en büyük korku imparatorluklarından biri Moğol İmparatorluğu idi.

150 yıllık görkemli egemenliği boyunca dünyanın dörtte birine hâkimiyet kurmuş, ele geçirdikleri ülkeleri yakıp yıkmış, erkekleri öldürüp, kadınlarına tecavüz etmiş, çocukların da dillerini kesmişlerdi.

Tüm bu katliamları yaparken, mağdurların içinden bir kesime dokunmaz,  korkutarak vücutlarında kalıcı işkence izleri de yaparak serbest bırakırlardı.

Özgür kalan yaralı esirler, diğer beldelere doğru can havliyle kaçar, geçtikleri yerlerde Moğolların zulmünü anlatır, kesik kulakları ve kolları, oyulmuş gözleri ve vücutlarındaki diğer işkence izleri ile de dehşet saçarak bir korku imparatorluğu olan Moğol İmparatorluğunu güçlendirir, tesis ederlerdi.

Sonrasında, bu korku dolu efsaneler, yolları üzerindeki tüm engelleri siler süpürür, yüzlerce kilometre ötelerden kaleler, beyaz teslim bayraklarıyla donanırdı…

***

Büyük imparatorluklar adaletle veya korku ile tesis edilir ve hiçbir güç kendiliğinden değildir.

Günümüz egemenleri de geçmiştekiler gibi korku gücünü çok iyi kullanıyorlar.

Onlarda da Moğollar gibi, insanları işkencelerle katlederek, kadınların ırzlarına geçerek, çocukları boylarından büyük bombalarla parçalayarak egemenlik alanlarını genişletiyorlar. Tüm zamanların en öldürücü ve azap edici silahı olan kimyasal silahları kullanmaktan dahi çekinmiyorlar.

Tüm dünyanın gözü içine baka baka nesilleri yok ediyor, kibirle ve sitayişle yeryüzünde salınıyor, tüm insanlık üzerinde egemenlik ilan ediyor, krallıklarını perçinliyorlar.

Yöntemleri ise hep aynı:

”Korkuyu kalplere yayarak tüm halkları köleleştirmek”...

Görüyoruz ki, Moğollar gibi stratejik bir davranış sergiliyorlar ve bunu bilinçli yapıyorlar.

Her savaşı bilinçli planlıyor, dünyaya izletiyor, sistematik katliamlarla ilerlerken insanların kalplerine korku ve dehşet salıyorlar...

***

Peki, geçmişin korku hikâyeleri nasıl sonlanmıştı acaba? Korku engellenebilir mi?

Kişisel gelişim uzmanları, korkunun beynin yarattığı bir illizyon olduğunu ve kaynağı bilinirse engellenebileceğini savunuyorlar.

”Farkındalık”a dikkat çekerek, korku kaynağına karşı bilinçlenme ve motivasyonla, mücadelede başarılı olunabileceği düşüncesindeler.

***

Tarih, abartılı korku hikayeleri ile dolu olduğu kadar, ona boyun eğmeyi reddeden muhabbet aşıklarının destanlaşmış hikayeleri ile de doludur.

Moğolların zulümlerle dolu ilerleyişini durdurarak belki de tarihin akışını değiştiren “Memluk Sultanı Kutuz”, bir proje ve başarı hikayesidir.

İbni Haldun, ”Sultan Kutuz” un işe, öncelikli olarak Moğol saldırılarından kaçan korku gruplarının Memluk Şehirlerine girişini yasaklayarak, halkın anlatılacak işkence ve ölüm hikâyelerinden etkilenmemesini sağlamakla başladığını anlatır.

O, Emirlere fermanlar göndererek, askerlerin tören meydanlarında halkın karşısında, cenk ve cirit oyunları oynatmış, camilerde verilen vaaz ve hutbelerde, Müslümanların haçlılara karşı yaptıkları savaşlardaki kahramanlık hikâyelerinin anlatılmasını sağlamıştı.

Bazı din adamlarının, daha fazla fitne olmaması, kan dökülmemesi ve Moğollara teslimiyet çağrılarına karşı; cihat anlayışının güçlenmesi ve şehadet kavramının gündeme oturtulması için çalışmış, aleyhteki moral kırıcı motivasyonların azaltılması yönünde gayret göstermişti.

Sonuçta Moğolların yenilmezlik efsanesini yıkmış, İslam dünyasını tekrar dirilerek, Moğolların saldırılarının yaraları sarılmaya başlanmıştır.

***

Bizlerde şüphesiz aynı geçmişteki Moğol orduları karşısında korku nöbetine girerek titreme seansları geçiren o eski nesiller gibiyiz. 

Topraklarımızı baştan sona gasp ederek kadın, çocuk ve erlerimizi yenmiş ekinler misali başsız koyuşlarını arsız bakışlarla izliyor; sahte mezhepçi softalıklarla didişiyoruz. Sömürgeci kolonyalist egemenleri güçlü ve ulaşılamaz görerek her alanda taklit etmeye çalışıyor, özeniyor, ideal ediniyoruz.

Yaşadığımız yüzyılda celladına aşık bir Müslüman profili İslam dünyasının her yanına yayıldı.

Efendimiz(sav),”vehn”i, dünyayı sevmek ve ölümden korkmak olarak tanımlıyor bir hadisinde…

Bizler maalesef 28 Şubatın kasvetli ve soğuk günlerinde korkunun o soğuk ve meşum yüzünü ruhumuzun derinliklerinde hissedip yenilgiyi kabullenerek gayri İslami sistemlerin payandası olarak tarih sahnesinden silinmeye razı olduk.

Tevhidi düşünceden uzaklaşıp Allah’ın dininin yardımcıları olma sözünü bozarak gayri İslami sistemlere yamandık ve ömrümüzü tamamladık.

Rabbimiz kitabında Meariç Suresi 40-41. ayetlerde: “…Doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim ki, şüphesiz onların yerine daha iyilerini getirmeye bizim gücümüz yeter ve kimse bizim önümüze geçemez.” derken; artık o yeni nesli beklemekteyiz.

Gücü elinde bulunduran dünyevi saltanat sistemlerinin özendirici cazibesine meyletmeyen, mustazaf halklara aciz olmadıklarını gösterebilecek, mücadele azmi ve ruhu aşılayabilecek, önderlik yapabilecek o yeni nesli…

***

Korku ordularına karşı özgüvenli ve moral değerlerin yüksekliği gerekir.

Onların gücü biz kölelerin omuzlarında yükseliyor…

Selam ve dua ile…

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
25Ekm

Kargalar peynir sever

18Ekm

Yeni muhafazakar islamcılık

11Ekm
04Ekm

Fıtrat

27Eyl

Hanif olmak