Kitapları yakabilirsiniz fikirleri asla!


Bundan tam iki yıl önce yine burada yani Malatya Net Haberde bir Mustafa Öztürk yazısı yazmışız. 

“Mustafa Öztürk Olayı” başlıklı yazıda Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Tefsir Anabilim Dalı’nda öğretim üyesi olan Prof. Dr. Mustafa Öztürk’ e bazı çevrelerce medya üzerinden yapılan saldırılara değinmiş; İlahiyat alanında görev yapan bir Profesöre bunların reva görülmemesi, rahat çalışabilmesi ve fikir üretebilmesi için özgürce yazabilmesi gerektiği kanaatimizi belirterek rahat bırakın demiştik.

Geçtiğimiz gün hoca yine aynı gerekçelerle görev yaptığı üniversiteye emeklik dilekçesi vererek görevinden istifa etti. 

İstifa gerekçesi önceki sorunlarla benzer ve yine bir konuşmasından kısa bir bölüm sosyal medyada gündem olunca kendisinden farklı düşünen dindar çevrelerce linçe tabi tutulması, aleyhinde kampanyalar düzenlenmesi, sosyal medyada hakaret yağmuru ve beraberinde gelen ölüm tehditleri.

Tüm bu yaşananlar sonrasında Öztürk :“Kurumsal dine dair, dini tartışmalara dair zaten uzun süredir susuyordum artık temelli susacağım” diyerek akademik hayata veda etti.

Hocanın bu kararı aleyhinde kampanyalar düzenleyen çevrelerce sevinçle karşılandı.

Muhaliflerinin temel gerekçesi: “Kuran'ın vahiy olduğunu inkâr etmesi ve ilahiyat öğrencilerini tehlikeli fikirleri ile zehirlemesi” idi.

O, tepki toplayan ifadelerinin uzun bir zaman önce yaptığı detaylı bir konuşmadan “cımbızlandığını” söylüyor; konunun bilimsel zeminde doğruya ulaşma amaçlı tartışılmadığını aksine bir karalama kampanyasına malzeme olarak araçsallaştırıldığını ifade ediyordu:

“Türkiye’de son yıllarda yükseltilen bir hava var. Totalitarizmin toplumun tüm katmanlarınca sindirilmesi her kesimin kendisi gibi düşünmeyeni bastırmak için devletin kolluk kuvvetlerini, savcıları ve diğer kurumlarını müdahaleye çağırması… Bunu sosyal medyada organize linç kampanyalarıyla yapılması…” 

Atılsın, tutuklansın, susturulsun, yasaklansın...

***

Bir süredir bazı cemaatler tarikatlar dini yapılanmalar kendileri gibi düşünmeyen, dini tahrif ettiğine inandıkları ilahiyatçı, yazar ya da araştırmacılar için karalama kampanyaları düzenliyor, sosyal medyada taglar açıyor seslerini duyurabildikleri her alanda karşı organizasyonlar yapıyor.  

Eleştirirken de hakaretle, ölüm tehditleri ile ve tekfir ederek sistematik bir biçimde ahlaki bir ilkeye bağlı kalmaksızın saldırıyor, kitleleri organize ediyor, itibarsızlaştırma kampanyaları ile hedef düşmanların kellesini istiyorlar.

Uzun süredir M. Öztürk başta olmak üzere M. İslamoğlu, İhsan Eliaçık, EdipYüksel, Abdulaziz Bayındır gibi isimler tehditlerle hakaretlerle küfürlerle tekfirlerle organize kampanyalara maruz kalıyor.

İşin acı yönü bu isimler bazen kendilerini tekfir eden çevrelerle beraber aralarından birini onlarla beraber linç edebiliyor.

Mesela bu son Mustafa Öztürk olayında linçe Mustafa İslamoğlu’ da katılıyor; sonrasında belki çevresindeki birilerinin ikazı ile twetlerini silerek geri çekiliyordu.

Diyanet te keza bu uzunca yayınladığı açıklamalarla bu linç kampanyasına katılanlardan…

***

Mustafa Öztürk’ün üzerinde fırtınalar koparılan konuşması Kur’an vahyinin keyfiyeti hakkında. 

Ve konu aslında çok olmasa da bazı isimlerce tartışılan üzerinde söz söylenmiş bir konu. 

Zaten hoca da bu konudaki düşüncelerini 2016’da Ankara Okulu Yayınlarından çıkan “Kur’an, Vahiy, Nüzul” adlı kitabında detaylı bir biçimde anlatıyor.

Yani yeni bir olay değil. 

O halde Mustafa Öztürk yıllar önce hakkında kitap yazdığı, makaleler yazdığı, youtube de bu konuda yığınlarca videosu olduğu halde neden şimdi birden piyasaya sürülen bir kısa video ile linç edilmek isteniyor.

Tüm bunlar bunun organize ve sistemli bir saldırı mı?

Dini alanda, ilahiyat alanında cemaatlerin, tarikatların böyle polemikleri, ayak oyunları, iktidar mücadeleleri yakışıyor mu? 

Aslında bu konuda yazılacak çok şey varken Karar Gazetesinde Yıldıray Oğur’ un “Türkiye Çöl Olmasın” isimli yazısında Mısırlı akademisyen “Nasr Hamid Ebu Zeyd” hakkında yazdığı makaleyi okuyunca İslam toplumlarındaki linç kültürünü ne yazarsak yazalım onun kadar güzel anlatamayacağımdan onun Mısır özelinde yazdığı son makalesinden kısa bir kesit vermek istiyorum:

“…Türkiye, Diyanet ve İlahiyat Fakülteleri’yle entelektüel tartışma kültürünü uzun süre korudu. 

Özellikle AK Parti iktidarı yıllarında bu alandaki özgüven ve özgürlükler arttı.

Ama son yıllarda, geleneksel görüşün dışındaki her farklı dini tartışmayı parmakla gösteren, ihbar eden, tekfirci bir bakış özellikle İlahiyat Fakültelerindeki bu akademik ortamı zehirliyor, sabote ediyor. 

Siyasette ve medyadaki “ya bizden ya onlardan”, “ya yerli ve millisin ya değilsin” anlayışı ilahiyat alanında da konuşulması haram olanlar/ helal olanlar biçiminde yapılıyor. 

Ana akım Sünni görüşler dışındaki fikirler üzerinde konuşulmaması günah haline geliyor.

Binlerce yıllık tarihi olan tartışmaların entelektüel bağlamından habersiz olan genel kitlenin önüne kesilmiş videolar atılıyor ve “dini tahrif” adı altında ana akım dışındaki her fikir tekfir ediliyor. 

İslami çevrelerde kalabalıklar yeterli sayıya ulaşıp, iktidar bütün kurumlarıyla kontrol edilince başka insanlara dini tebliğ etmek, bunun için örnek olmak gibi hasletler unutuluverdi.

Maaşını alıp, herkesin söylediklerini söyleyerek itibarlı ve rahat bir hayat yaşamak yerine, camiden çıkan bir kişiyi daha kapıdan çevirmeye çalışan Prof. Öztürk’ün, ne dediğinden bağımsız olarak bu kaygısı bile başına belalar açma pahasına yaptıklarını değerli yapıyor.  

Bin yıllık El Ezher siyasi bir propaganda makinesine döndü.  

Mısır iyice çölleşti. 

Türkiye henüz bir Mısır değil. Ama hızla fikri hayatı gibi dini düşünce hayatı da çölleşiyor. Her türlü farklı yorum, yaklaşım artık üniversitelerde bile var olamıyor.

Erozyonun o meşhur sloganını tekrarlamak gerekir: Türkiye çöl olmasın!”

***

Evet Türkiye çöl olmasın…

Yıllar önce yapılan 1,5 saatlik bir konuşmadan 1,5 dakika kopartıp yıllar sonra onun üzerinden saldırmak iyi niyet değildir. 

Varsa bir ilminiz konu hakkında araştırma yapar konferanslar verir, sosyal medyada cevap yayınlarsınız.

Rivayet odur ki İbn Rüşt, kitapları cayır cayır yakılırken gözyaşlarını tutamayan bir öğrencisine döner ve şöyle der: 

“Şayet bu Müslümanların durumuna ağlıyorsan, emin ol ki tüm denizler akıttığın gözyaşına yetmez. 

Yok, eğer yakılan kitaplara ağlıyorsan bil ki bu fikirler kanatlıdır; o kanatlarla uçup sahiplerine ulaşır… “ 

Kitapları yakabilirsiniz ama fikirleri asla!

Selam ve dua ile…

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
02Ağs

Çöküş

26Tem

Kültürel sömürgecilik

19Tem

Bektaş bilge bir kişidir 2

13Tem

Bektaş bilge bir kişidir 1

05Tem

Bilinç kaybımız