İslam her şeydir


İslâm’ı hayattan koparan en büyük şey onu sadece ahlaki bir manzume formatına indirgemektir.

Çünkü İslam’ın ahlak içermeyen tek bir cüzü olmamakla birlikte o salt bir ahlâk dini değildir. 

İslâm’ı ahlâka indirgemek isteyenler, onun hayâtın her alanına karışmasından rahatsız olanlardır. 

İslâm’ı ahlâka indirgemek isteyenler dünyayı nefislerine uygun olarak düzenlemek, Allah’ı hayattan uzaklaştırmak isteyenlerdir.

Bugün her alanda yaşadığımız bu olsa gerek.

Dini sadece ritüellere indirgeyerek Allah’ı sadece gökte görmek isteyen zamanları yaşıyoruz. 

Oysa Allah buna müsade etmez ve Kuran hayatın her alanını düzenleyen bir kitaptır.

Çünkü o kulların yaşam alanlarını ve yaşam sınırlarını belirleyici olarak inmiştir.

 Çünkü o ritüellere/ahlaki hükümlere uyan kulların diğer alanlardaki yaşamlarını da düzenleme ve düzeltme içeren bir Kitaptır. 

Zaten Peygamber örnekliği de sadece ahlâk alanında değil, hayatın her alanı içindir.

O bölünme kabul etmez çünkü ahlâk da olsa onu bir şeye indirgemek, onu bölmek ve kısıtlamak demektir. 

İndirgenen şey o olmaktan çıkar ve başka bir şey olur. 

Zira etkinliği kaybolur gider. 

İslâm “yüzdeyüz İslâm” dır. 

O siyasettir, yasadır, ekonomidir, sosyal hayattır, eğitim-öğretimdir, ailedir, cemiyettir, devlettir…

Oysa Modern yani seküler/beşerî ideolojiler ve sistemler onu bu alanlardan dışlıyor. 

Kitabın bir kısmı bugüne hitap eder geri kalan alanı bugünü kapsamaz ve o alanı da biz düzenleyeceğiz diyor.

Müslümanlara da sadece namaz kılmak oruç tutmak hacca gitmek ve ahlâklı davranmak kalıyor. 

Bu ise İslam’ı ahlaka ve vicdana indirgemek anlamına geliyor. 

Müslümanlar her ne kadar kabul etse de, şüphesiz bu, Allah’ın asla kabul etmeyeceği bir şeydir.

Çünkü İslam’ı sadece ahlaka ve ritüellere indirgemek Mekke müşriklerinin işlerinden idi. 

Ve Allah bunu kabul etmeyerek hidayet rehberi olarak Muhammed (as) i gönderdi. 

Kitabın ahlâk ve ritüellerle ilgili hükümlerini kabullenerek geriye kalanını ciddiye almamak Allah’ın kabul etmeyeceği bir şey. 

Ahlâkı bir “vicdan işi” olarak görmek en büyük ahlaksızlıktır.

Zîra en büyük ahlaksızlık Allah karşısında haddini bilmemek ve Peygamber karşısında o’nun sözünün üstüne söz söylemektir. 

Selam ve dua ile…
 

YAZIYI PAYLAŞ!

Yazıyı Yorumla

Yorumlar / 1

  • Erol TOSUN | 02 Mart 2020 14:05

    Din denilen şey nesnel bir şeydir ve onu hayata dair konuşturan insanlardır, insanların yorumlarıdır. Din denilen şey tamamıyla insani yorumdan ibarettir. Dinin hayatın her safhasına karışması da bir yorumdur. Karıştığında söyleyeceği, belirleyeceği şeylerde yorumdur. Yani dinin hayatın her safhası için belirleyeceği kurallar, mezhebe meşrebe anlayışa algıya göre değişir. Soru şu hangi din ? Tasavvufçuların dini mi ? Hadisçilerin dini mi ? Kurancıların dini mi ? Nurcuların dini mi hayatın her safhasını belirleyecek ? Herbirinin dini farklıdır. Hatta her insanın dini farklıdır. Din denilen şey aslında din anlayışıdır. Kimin dininin hayata karışacağı problemi netice de toplumları kaosa ve kargaşaya götürür. Sonuçta da hangi dini grup güçlü ise onun dini geçerli olur. Bu da baskı ve diktatörlüğe götürür mutlak olarak. İnsanlık bu açmazdan laiklik ile kurtulmuştur. Laiklik insanlığın tecrübe ile ulaştığı sonuçtur. Tecrübevi bilgidir. Bu nedenle bütün inançların önündedir. Herkes din anlayışını vicdanında yaşar, Kimse kimsenin dinine karışmaz. Doğru budur. Kaldı ki Kurandaki şeriat hükümleri o günün araplarınca veya diğer insanlarca kullanılan kurallar idi. Allah sıfır kilometre hiç kullanılmamış bir hukuk-yaşam sistemi getirmedi. Hırsızın elinin kesilmesinden kısasa kadar getirilen bütün hükümler insanlar arasında cari hükümlerdi. Yani şeriat hükümleri öncesinde yaşayan ve/veya o günün insanları tarafından konulan/uygulanan hükümlerdi, Allah yerden aldığı hükümleri, yine yere indirdi. Kurandaki bütün hükümleri, algıyı, anlayışı, dili, yöntemi ne varsa her şeyi o günkü yer/tarih/ihtiyaç/şartlar/durum/kültür/kabul/algı belirledi. Örnekler : - İki kadın şahitliğinde : O günün kadınının ticaretten anlamaması ayetin metnini belirledi. - Kısas : Hamurabi kanunlarından beri vardı ve insanlar arasında cari idi, kurana da girdi. - Çok eşlilik : O günün orta doğusunda cari idi kurana da girdi. - Kölelik cariyelik : O günün dünyasında yaygın bir uygulama idi ve Kurana girdi. - Nisa 25’nci ayette köle ile evlenebileceği ayeti indi, ama o da zorda kalanlar için denildi. Neden şartsız bir şekilde kölelerle evlenin emri verilip de kölelik kaldırılmadı biliyor musunuz çünkü o toplumda köleden doğan köle olur kuralı vardı bu kural aşılamadı. Kuralı yer/tarih/şartlar belirledi. - Arap toplumu erkek egemen toplum olduğu için miras paylaşımında erkeğe pozitif ayrımcılık dine girdi. - Savaşlarda kadın ve çocukların köle olarak alınması o günün dünyasında vardı Nisa 24 ile dine girdi. - O günün toplumunda bütün yük erkeklerde olduğu ve erkek egemen toplum olduğu için kadınların dövülebileceği ayeti indi. - O günün gereği olarak Nisa 59 ayeti ile Ulu’l-Emre Tanrısal yetki verildi. Bu o zamanların toplumlarında var olan bir anlayış idi. Ama insanlık zamanla güçler ayrılığına ve yöneticiyi seçimle belirlemeye ve demokrasinin kurallarına ulaştı. - Hırsızın elinin kesilmesi araplar arasında islamdan önce de var olan bir ceza idi. - Kurandaki hükümleri o günün yerinin ihtiyacı belirledi, İfk hadisesinden dolayı zinanın ceza muhakeme usulü yani kaç şahitle belirleneceği ayeti indi ama adam öldürmenin muhakeme usülü hakkında bir hüküm indirilmedi. Yine belirleyici olan yerin ihtiyacı oldu. - Nur suresinde kölelerden isteyenlerden hayırlı olanlara mükatebe yapın, yani onları serbest bırakın deniliyor, neden hepsi değil de hayırlı yani uygun olanlar ? Çünkü o günün dünyasında köleliği kaldırmak mümkün değildi ve öyle de oldu. Yer yine baskın geldi. - Nur suresi 33’ncü ayette cariyelerinizden istemeyenleri fuhşa zorlamayın, ya isteyenleri ? Ayet neden şart edatı ile gelmiş hiç düşündünüz mü sayın yazar… Çünkü bu ayette bu işi yapan kişi medinenin varlıklı ve sözü geçen birisi ve o sıralarda Mekkelilerde hendek için adam topluyor, medinede de hendek kazılıyor, yani şartlar o adamla papaz olunmamasını gerektirdiği için o ayet öyle iniyor. Ayetin metnini yer belirliyor yer iyi bakın sayın yazar. - Sadece hükümler değil, batlamyusun teorisi olan yedi evren kurana yedi gök olarak girdi. Bunlar bu yazıyı yazarken aklıma gelenler, kapsamlı şekilde sayfalarca yazarım ama yeter bu kadar. O günün şartlarının belirlediği kurallar vs. bugünün toplumu için nasıl belirleyici olabilir ki ? Bireyi ahlaklı yapamayan bir din topluma ne sunabilir ki ? Toplumsal kurallar yaşanarak, tecrübe ile tekamül eder. Demokrasi, güçler ayrılığı, laiklik, insan hakları, eşit vatandaşlık, bağımsız yargı vb. insanlığın yaşayarak edindiği tecrübevi sonuçlardır ve insanlık tarihi boyunca da tekamülüne devam edecektir. Fanatizm bilgi değil kör bağlılıktır yazdığınız yazı tam taassub örneğidir. Hakaret yok küfür yok yayınlayın yazımı bakalım. Erol TOSUN

YAZARIN SON 5 YAZISI
06Nis

Otoriter Dindarlık

30Mar
25Mar

Virüsler ıslah edici midir?

16Mar

Corona virisü içimizde

09Mar

Yaz hadi