Hz Musa’nın Dilindeki Ukde


Peygamberlerin kendilerine has bazı sıfatları vardır. 

Bunlar genel olarak ismet, emanet, sıdk, fetanet ve tebliğ diye sıralanır.

Buna ek olarak elçilerin kusurlu ve arızalı hallerden korunmuş olmaları gerekir.

Veya ebeveynlerinin ahlâken düşük kimselerden olması, katı ve kaba tavırlar ve şahsiyeti küçük düşürücü davranışlar gibi… 

O halde kekemelik nasıl olur da Musa gibi bir ululazm peygambere isnat edilebilir? Onun dilinin kekeme olduğu, iyi konuşamadığı, bu yüzden Harun’u kendisine yardımcı olarak istediği nasıl savunulabilir?

***

Aslında Hz. Musa'nın dilinde kekemelik bulunduğuna dair ne Kuran'da ne de hadiste muteber bir delil yok. Bu konudaki anlatımlar genelde İsrailiyyat kaynaklıdır. 

Kuranda yer alan konu ile ilgili ayetler çoğu müfessirler tarafından kekemelik olarak tevil edilmekte. 

Allah Teâlâ Musa'dan Fira¬vuna varıp tebliğde bulunmasını isteyince o: "Firavun ve çevresindekilerin sözümü iyice anlamaları için Rabbim yüreğime genişlik ver işimi kolaylaştır ve dilimden şu bağı (ukdeyi) çöz."(Taha 25) demişti. 

Ayetin devamında onun bir isteğine daha yer verilir: "(Allah'ım) bir de bana ailemden olan kardeşim Harun'u yardımcı ver." (Taha 29,30)

Kasas Suresindeki başka bir ayette de Musa: "Kardeşim Harun benden daha fasihtir. Onu da, yanımda beni doğrulayan bir yardımcı olarak gönder, zira bana yalancılık ithamında bulunmalarından endişe ederim." (Kasas 34) demişti. 

***

Burada dikkat çekmek istediğimiz şey Hz Musa'ya ayette atfedilen dilindeki ukdenin psikolojik ruh hâletinden kaynaklanan bir tutukluluk olması ihtimalidir.

Ukde sözlükte öncelikli olarak düğüm ve bağ gibi anlamlara gelir. Yanı sıra dilin tutukluluk hâlinde olması gibi bir mana için de kullanılır. 

Hz. Musa Firavunun sarayında büyümüş olmanın psikolojik ruh haletinden kaynaklanan bir sıkıntı yaşamaktadır. Ancak bu sıkıntı onun tehditlerinden korkması anlamında bir sıkıntı değil anlatacağı şeylerin Firavun tarafından dinlenilmeden reddedilme endişesi ve sıkıntısıdır. Nitekim o: "Zira bana yalancılık ithamında bulunmalarından endişe ederim…" ifadesiyle bu hususu dile getirmiştir. 

Bu endişesinde haklı olduğu Firavunun konuşma esnasında geçen şu sözleri ile vücut bulur: “Dedi ki Seni çocukken himayemize alıp biz büyütmedik mi? Ömrünün seneleri bulan kısmını aramızda geçirmedin mi? Sonunda yapacağını da yaptın. Sen nankörün tekisin!” (Şuara 18,19)

İşte bu türden bir endişe sebebiyledir ki Musa: “Rabbim, yüreğime genişlik ver ve işimi kolaylaştır.”(Taha 25) duasını eder. 

***

Hz. Musa'nın kardeşi Harun'u kendisine yardımcı olması için istemesi de Harun’un dilini kendisine göre daha fasih bulmasıdır. Zira Harun Hz. Musa'dan daha rahat bir konumdaydı. Hz. Musa Firavun sarayında, onun ve çevresinde büyümüş olduğundan psikolojik bir ruh haleti olacağı malumdur. Nitekim kendisine yapılan tebliğe karşılık firavunun Musa’yı sarayda büyümesi ve üzerindeki emeklere karşılık nankörlükle suçlaması beraberinde kavmine Hz. Musa'nın güçsüzlüğünü ve fakirliğini hatırlatarak: “Yoksa ben şu zavallı ve ne demek istediğini (bile) tam anlatamayan durumda bulunan şu adamdan daha üstün değil miyim.” (Zuhruf 52) demesi bu ruh halini yansıtır.

Firavun burada Hz. Musa'nın saraydaki halini hatırlatmış olmaktadır. Bu da bizi şu neticeye götürmektedir ki o da Hz. Musa’nın Firavuna gönderilme emri aldığındaki sıkıntısı kendisinin saraydaki geçmiş yaşantısı için Firavunun onu nankörlükle suçlayacağını bilmesi ve geçmişte saraydaki yaşantıda firavunun otoriter ve baskıcı tavrıdır. 

Bunu düşünmenin onun gerek göğsünde gerekse dilinde ne denli bir daralma ve tutukluk meydana getireceği aşikârdır… 

***

Aslında Firavun gibi zorba bir adamın karşısına çıkacak bir peygamberin :”Rabbim! Gönlüme inşirah, yüreğime genişlik ver; işimi kolaylaştır. Dilimden şu ukdeyi çöz ki sözümü anlasınlar.” şeklinde duada bulunması gayet tabidir. Nitekim yüzyıllardır dilinde kekemelik bulunmadığı halde binlerce vaiz ve hatip kürsüde veya minberde sözlerine başlarken de aynı duayı tekrar etmekte; bundan da konuşmalarının muhataplarınca daha iyi anlamaları niyazında bulunmaktadırlar.

Tefsirlerde Musa'nın dilindeki ukdenin kekemelik olduğu ön kabulünden hareketle: “Ey Musa istediğin şey sana verilmiştir.” şeklindeki ayet genellikle O'nun dilindeki kekemeliğin kaldırılması için yapmış olduğu duanın karşılığı olarak düşünülmüştür. 

Hâlbuki bu cümle Hz. Musa'nın üç talebinin birden kabul edilmişliğini bildiren bir cevaptır. Bunlar daralan yüreğinin rahatlatılması, psikolojik ruh hâletinden kaynaklanan rahat konuşamama tutukluğunun giderilmesi ve kardeşi Harun'un kendisine yardımcı olarak verilmesidir. 

O halde Hz. Musa'ya kekemelik atfedilmesi isabetli bir yaklaşım değildir. Zira peygamberliğe ait vasıflardan biri de her türlü kusurlu görüntü ve ayıptan korunmuş olmaktır. 

Peygamberlerin hepsi iffetli, günahsız, doğruyu konuşan ve emin insanlar oldukları gibi, fizikî yönden kusur addedilebilecek arızalı hâllerden de beri kılınmışlardır. 

Onlar tavır ve davranışlarında olduğu gibi sözlerindeki berraklık ve akıcılıkla muhataplarını etkileyen seçkin kullardır…

Selam ve dua ile… 

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
10May

Kudüs hep yalnız

03May

Hz Musa’nın Dilindeki Ukde

26Nis

Ahvalimiz

19Nis

İlahi Aşka Dair

12Nis