Hıdırellez


Hızır’la ilgili anlatılan çoğu şey halk arasında anlatılagelen masalımsı hikâyelerdir.
Hızır ve İlyas sözcükleri birleşerek halk ağzında hıdrellez şeklini almıştır.
Hıdrellez, Hızır ve İlyas Peygamber’in yeryüzünde buluştukları gün iddiası ile Mayısın ilk haftası kutlanmakta. 
Yaygın inanca göre Hızır, hayat suyu içerek ölümsüzlüğe ulaşmış ve özellikle bahar aylarında yeryüzünde dolaşarak zor durumda olanlara gezerek yardım eden, bereket dağıtan ermiş bir kişidir. 
Hızır’ın yaşadığı yer ve zaman belli değildir. 
Ve o, baharın, yani baharla vücut bulan taze hayatın sembolüdür.
***
Hıdrellez gününden önce evler baştanbaşa temizlenir. 
Çünkü temiz olmayan evlere girmez, uğramaz.
Yapılan duaların ve isteklerin kabul olması için o gün sadaka verilir, oruç tutulur ve kurban kesilir. 
Hıdrellez kutlamaları daima yeşillik alanlarda, su kenarlarında ve bir türbe ya da yatır yanında yapılır. 
Kırlardan çiçek veya ot toplayıp kaynattıktan sonra suyu içilirse bütün hastalıklara iyi geleceğine inanılır.
İnsanlar istedikleri şeyin küçük bir modelini yaparak suya bırakırlarsa yıl içerisinde Hızır’ın kendilerine bunlara sahip olmaları için yardım edeceğine inanırlar.
Kısmetlerinin açılmasını isteyen genç kızlarda yeşillik bir alanda veya bir su kenarında toplanırlarsa kısmetlerinin açılacağına inanırlar. 
***
Tüm bu anlattıklarımız bir ritüel olarak asırlardır kutlanan bir bayramın ne anlama geldiği idi. 
İşin aslına yani Kuran’a bakacak olursak:
“…Bir gün Hz. Musa’ya senden daha bilgili birisi var mıdır, diye sorulmuş, o da belki biraz nefsini ululayarak: “Yoktur” diye cevap vermişti. Bir peygamber için bu kadarı dahi muhtemelen bir hata sayılmış ve Allah ona iki denizin kavuştuğu yerde kendisinden daha âlim bir ‘kulunun’ bulunduğunu söyledi.
Hz. Musa Allah’tan kendisini o kuluna ulaştırmasını istedi. Allah da ona, bohçasına bir balık koyup yola çıkmasını, balığın kaybolacağı yerde o adamı bulacağını bildirdi. Yanına genç bir yardımcı alıp yola çıktı. Kuran bu gencin kim olduğu söylenmez. Musa’nın hizmetçisi, uşağı ya da sadece yoldaşı diyen müfessirler var. 
Sahil boyunca yolculukları esnasında uyudukları bir yerde balık canlanır, denize dalıp gider. Yollarına devam ederler, genç bunu ancak bir süre sonra hatırlayıp Musa’ya söyler. Musa da, işte hedefimiz tam da orasıydı deyip izleri üzere o noktaya geri dönerler ve o kulu orada bulurlar. 
Musa, Allah’ın ona öğrettiği bilgilerden kendisine de öğretmesini rica eder. Müteakip ayetler bu yolculuğunun ana başlıklarını verir ve Musa’nın Hızır’dan gördüklerine tahammül edemeyip ondan ayrıldığını anlatır. Kuranda ismi verilmeyen o kulun, yani Hızır’ın bir peygamber mi, bir veli mi, bir melek mi olduğu yüzyıllardır tartışıladurur. 
Kimi onun görevli bir melek olduğunu, kimi bir peygamber olduğunu, tasavvuf ehli ise veli olduğunu söyler. 
Kıssa ilmin Allah’ın bir vergisi olduğuna, O’nun dilediğine verebileceğine, bu sebeple insanın kendi ilmiyle gururlanmaması gerektiğine işaret eder. 
Hızır’la ilgili anlatılan hikâyelerin kahir ekseriyeti İsrailiyat kaynaklıdır.
Bu hikâyelerin etkisinde kalan bazıları Hızır’ın halen yaşamakta olduğunu, insanların imdadına yetiştiğini, senenin bir gününde İlyas peygamber ile buluştuğunu söylese de tüm bunların dini bir delili yoktur. 
O halde kesin olan şey, onun Allah’ın katından ilim verdiği bir kul olduğu, Musa’ya dahi öğretilmeyen bir ilme Allah katından sahip bulunduğu ve Hz. Musa gibi bir peygamberin ondan bilgi almak için yola çıktığıdır. 
Gerisi gaybdır ve mahiyetini ancak Allah bilir…
Selam ve dua ile…
 

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
16Haz

Mezhepçilik

09Haz

Hıdırellez

26May

Evet yaz geldi

05May

ALLAH’IN RAZI OLMASI

29Nis

Ce Ha Pe ve YUMRUK SİYASETİ