Fıtrat - Enes Tarım

Fıtrat


“Kendilerini kimin yarattığını sorsan “Allah” diyeceklerdir…” (Zuhruf 87) ayeti insanın kalbine Allah’ı bilme yetisinin yerleştirildiğinin bir ifadesi aslında. 

Kalbinde var olan Allah’ı birleme, kabul etme yeteneğinin…

O halde: “Ey âdemoğulları! Ben, sizlerden şeytana tapmayacağınıza dair ahit almadım mı?” (Yasin 61) ayetinde ifadesini bulan ahit, fıtrattır.

Yine Ali İmran suresinde (3/14) kadın çocuklar altın gümüş hayvanlar ve ekinin insana sevdirildiğinden bahsedilmesi de.

Sevgi de fıtrattandır. 

İnsanın hayra ve şerre meyilli yaratılması da…

Allah’ın insanı güzeli ve çirkini anlayabilecek bir özellikte yaratması…

Yine Beled suresinde geçen: “Biz insana doğru ve yanlış yolu gösterdik” (90/10) ayeti ve 

Rum suresi 30. ayet te aslında fıtratın insan nefsine kodlanışının bir özetidir: 

“Sen yüzünü hanif olarak dine, Allah insanları hangi fıtrat üzere yaratmış ise ona çevir. Allah'ın yaratışında değişme yoktur. İşte dosdoğru din budur, fakat insanların çoğu bilmezler…”

***

“Her doğan fıtrat üzere doğar. Sonra anne babası onu Hıristiyan Yahudi veya Mecusi yapar.” 

(Buhari, Ebu Davut) hadisi de kendi hâline bırakıldığında doğruyu ve iyiyi bulacak olan insanın yanlış ortamlarda bu özelliğini yitireceğini ifade eder.

O halde doğuştan özgür olan insan fıtratı bozulduğunda aklını kullanamaz ve içerisinde yaşadığı toplumun/çevrenin tahakkümüyle geleneklere, örf ve âdetlere mahkûm olur.

Bu ayarın bozulması insanın iyi ve kötü ayrımını yapamaması, temel kodlarının bozulması ve kötülüklere açık olması demektir.  

Haniflik te insan fıtratının bir parçasıdır; yani tevhit inancını kabul etme kabiliyetinin... 

Kuran Hz. İbrahim için: “İbrahim ne Yahudi ne de Hıristiyan idi; ancak o Hanif bir Müslümandı, müşriklerden de değildi” (Ali İmran 67) demekte. 

Istılah olarak Allah’ı bir tanıma manasında kullanılır ve Allah’ı birleyen ona inanan kimseye de Hanif denir. 

Adem yaratıldığında “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” sorusuna: “Evet sen bizim Rabbimizsin” diye verdiği cevap işte bu fıtratın sesidir. 

Yani hanifliğin sesi…

***

O halde yeryüzünde yaptığımız tüm iyi şeyler ve güzellikler, tüm bu iyiye yönelişimiz hamurumuzun hanifliğe ve fıtrata uygun olması yüzündendir.

Dünya evrensel insan hakları bildirgesinde yer alan hak ve özgürlük ifadeleri de aslında bir anlamda yeryüzünde bozulmamış o temiz fıtratın seslenişidir. 

Çoğu zaman insanoğlu bu sesi tevhide hamledemese de…

Toplumlar içlerinden gelen bu kulak veriyorlarsa o içlerinden gelen fıtratın sesini dinlediklerindendir.

Yok, iyiyi göz ardı ediyor kötülüğe pirim tanıyorlarsa işte o içlerindeki fıtratın iyiliği emreden sesini bastırdıkları ve görmezden gelerek kulaklarını tıkadıkları yüzündendir.

O halde herhangi bir dini ıstılahta fıtrata aykırı herhangi bir metin, söz ya da emir varsa ve o bize içimize sinmeyen bir şey fısıldıyorsa ya o metin uydurmadır ya da dinin yanlış yorumlanmış bir tefsiri, tevilidir.

Hülasa hayat bizi gerek aldığımız eğitim ve öğretimle gerek yaşadığımız çevredeki gelenek ve göreneklerin etkisi ile gerekse aklımızı kullanıp kullanmama tercihlerimizle ya tevhit/haniflik üzere bir yaşama sürükler ya da fıtratımızdan, yaratılış amacımızdan sapmaya… 

Bu sapmaları önlemek ve düzeltmek için Allah elçiler göndermiştir tarih boyu. 

Resullerin gelişi insanın özündeki iyiyi hatırlatma, kötüyü zemmetme ve bir aslî fıtrata dönme çağrısıdır; tekrar bir tedavüle sokma girişimidir. 

O halde din denilen şey insanları sapmış oldukları fıtratlarına bir geri döndürme faaliyetidir diyebiliriz.

Bir fırka bir ideoloji ya da bir din kötülüğü övüyorsa mutlak olarak o muharref, sapkın batıl ve uyduruk bir dindir. 

Ve şüphesiz batıl dinler fıtrattan uzaklaştırmayı meşrulaştırmak için varlar.

Kuran, insanlardan hanif yapısını bozup şirke düşen ve fıtratının aksi istikametinde davranmakta inat edenleri gökten düşen, yırtıcı bir kuşun kapıp parçaladığı ve rüzgârın ücra köşelere kaldırıp attığı anılmaz, bilinmez, kimliksiz birer ceset olarak tanımlıyor:

“Allah’a ortak koşmadan halis olarak O’nu birleyenler olun. Kim Allah’a ortak koşarsa sanki o, gökten düşmüş te onu bir kuş kapıvermiş veya rüzgâr onu ıssız bir yere sürükleyip atmış gibidir…” (Hac 31)

Selam ve dua ile…

YAZIYI PAYLAŞ!

Yazıyı Yorumla

Yorumlar / 1

  • Tekin | 04 Ekim 2021 11:58

    Emeğine sağlık

YAZARIN SON 5 YAZISI
18Ekm

Yeni muhafazakar islamcılık

11Ekm
04Ekm

Fıtrat

27Eyl

Hanif olmak

20Eyl

Allah’ım konuş benimle