Eski Ahit Ve Şiddet Tanrısı Yehova -2 - Enes Tarım

Eski Ahit Ve Şiddet Tanrısı Yehova -2


Yahudiliğe göre insan, Tanrı tarafından kendi suretinde yaratılmıştır. 

Öyle ki Yehova, ordular kumandanı bir savaş Tanrısıdır. 

Yahudiler dışında hiç kimseye küçücük bir merhamet kırıntısı taşımayan bir klan Tanrısı... 

Belki bu tahrif edilmiş tanımın altında tarih boyunca Yahudilerin maruz kaldıkları şiddetin etkisi vardır ve yaşadıkları sıkıntılar onların Tanrı anlayışını etkilemiştir. 

Çünkü Yahudi tarihi bir anlamda kendileri dışındaki tüm kavimlerle savaşan, kavga eden, kovulan, uyum sağlayamayan bir sürgünler ve savaşlar tarihidir. 

Bu olgunun izleri Yahudi kutsal metinlerine sık sık yansımış, sadece kendilerini koruyup kollayan, savaş taktikleri veren bir tanrı tahayyülü oluşmuştur.

Bundan müteşekkil Kabala geleneğinde Yahudi olmayanların ruhunun Yahudilerin ruhundan daha alt seviyede olduğuna inanılır. 

Ve Eski Ahit’te Yahudi savaş hukukuyla ilgili olarak şu metinler dikkat çeker:

“Bir kente saldırmadan önce barış önerin. Kabul eder, kapılarını size açarlarsa, kentte yaşayanların tümü sizin için köleler gibi çalışacak, size hizmet edecekler. Ama barış önerinizi geri çevirir, sizinle savaşmak isterlerse, kenti kuşatın ve teslim alınca orada yaşayan bütün erkekleri kılıçtan geçirin. Kadınları, çocukları, hayvanları ve kentteki her şeyi yağmalayın. 

Tanrınız Rabbin size verdiği düşman malını kullanabilirsiniz. Yakınınızdaki kentlerin tümüne böyle davranacaksınız. Tanrınız Rabbin size miras olarak vereceği bu halkların kentlerinde nefes alan hiçbir canlıyı yaşatmayacaksınız tümüyle imha edeceksiniz.” (Tesniye, 20: 10-18)

Zaman zaman evcil hayvanların da yok edilmesine varan katliamlarda kadın, erkek, çocuk yetişkin, öküz, koyun, deve, eşek ayrımı dahi yapmaz:

“Böylece kenti ele geçirdiler. Kadın erkek, genç yaşlı, küçük ve büyükbaş hayvanlardan eşeklere dek, kentte ne kadar canlı varsa, hepsini kılıçtan geçirip yok ettiler.” (Yeşu, 6: 21)

Yehova Eski Ahit’te çoğunlukla savaşçı bir Tanrıdır ve Yahudi bilginler onu orduların komutanı olarak anlatır: 

“… Onlara şöyle yapacaksın: Mezbahalarını yıkacaksın ve dikili taşlarını parçalayacaksın ve onları balta ile keseceksin ve onların oyma putlarını ateşte yakacaksın… Ve Allah’ın Rabbin sana teslim edeceği bütün kavimleri bitireceksin, gözün onlara acımayacak...” (Tesniye, 7:16)

Yine Yehova, Yecüc Mecüc ile yapılacak dünyanın sonundaki savaşta sadece canlıları değil dağları ve taşları da hedef alır ve her şeyi yerle bir eder…

Hülasa Yahudiliğin kutsal metinlerinde şiddet yadırganmamış, Tanrı’nın emriyle meşrulaşmış ve bunun sonucunda İsrail oğulları tarihi kin öfke intikam ve savaş tarihi olmuştur.

Taşlayarak öldürme, yani recmetme, kılıç ve mızrak gibi kesici ve delici aletlerle parçalama, asma, boğma ve yakma gibi öldürme argümanları muharref Tevratta bolca kullanılır.

İsrail oğullarının Medyenlilere karşı giriştikleri savaş şu sahneleri içerir: 

“Rabbin Musa’ya verdiği buyruk uyarınca Medyenlilere savaş açıp bütün erkekleri öldürdüler. Medyenli kadınlarla çocuklarını esir alıp bütün hayvanlarını, sürülerini, mallarını yağmaladılar. Medyenliler’in yaşadığı bütün kentleri, obaları ateşe verdiler. İnsanları, hayvanları, yağmalanmış bütün malları yanlarına aldılar… Musa ordunun komutanlarına, savaştan dönen binbaşılara, yüzbaşılara öfkelendi. Onlara: “Bütün kadınları sağ mı bıraktınız?” diye çıkıştı.”(Sayılar, 31: 3-15)

Başka bir diyalogda Musa altın buzağıya tapanların durumuyla ilgili olarak Tanrı’dan aldığı emirlerin yerine getirilmesini isterken şu ifadeleri kullanır: “…Musa şöyle dedi: “İsrail’in Tanrısı Rab diyor ki herkes kılıcını kuşansın. Ordugâhta kapı kapı dolaşarak kardeşini, komşusunu, yakınını öldürsün…” Levililer Musa’nın buyruğunu yerine getirdiler. O gün halktan üç bine yakın adam öldürüldü. Musa: “Bugün kendinizi Rabbe adamış oldunuz. Herkes öz oğluna, öz kardeşine düşman kesildiği için bugün Rab sizi kutsadı.” dedi.( Çıkış, 32: 27-29)

Musa’dan sonra gelen ve İsrail oğullarını kutsal topraklara ulaştıran Yeşu hakkında ise şu anlatılara yer verilir: “Kadın erkek, genç yaşlı, küçük ve büyükbaş hayvanlardan eşeklere dek, kentte ne kadar canlı varsa, hepsini kılıçtan geçirip yok ettiler.” (Yeşu, 6: 21)

Yine Peygamber Samuel İsrail Kralı olarak atadığı Saul’a şöyle demektedir: “Şimdi git Amaleklilere saldır. Onlara ait her şeyi tamamen yok et, hiçbir şeyi esirgeme. Erkek, kadın, çoluk çocuk, öküz, koyun, deve, eşek hepsini öldür.” (Samuel, 15: 2-3)

Yine kutsal metinlere göre Yahudiliğin önemli figürlerinden Kral Davud bir bölgeye 
saldırdığında erkek, kadın demez, kimseyi sağ bırakmazdı… 

***

O halde tüm bu metinleri okuduktan sonra şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki; kutsal kitaplarında kendileri dışında tüm ötekilerin yok edilmesi gereken birer düşman addedilmesi İsrail oğullarının güçlü oldukları her yüzyılda şiddeti bir araç olarak kullanmalarına yol açtı. 

Ve Eski Ahitte şiddete dair pasajların çoğunlukta olması Yehova’nın bir ölüm tanrısı olduğu iddiasını güçlendirmekte. 

İşin garibi de bu metinlerin Yeni Ahit müntesipleri olan Hıristiyanlık tarafından garipsenmemesi, Eski Ahit’in kutsal kitap olarak sahiplenilmesidir. Dünyanın sonunu getirmek için şiddeti meşru bir kullanım hakkı olarak gören Siyonizmin tezlerini bugün bir kötülük olarak görmemekte, desteklemektedirler.

Sonuç olarak; insanlık tarihine baktığımızda tüm insanlığı savaştan nehyederek barış ve kardeşliği emrederek insanlığı sükûnete ve huzura çağırması gereken dinler elçilerin ölümünü müteakip genelde tahrif edilerek etnik çıkar ve menfaatler doğrultusunda birer kavga ve şiddeti emreden metinlere dönüştürülmüştür. 

Yani tahrif edilerek değiştirilerek orijinalinden saparak…

Bu yapılarken hem de tanrı adına onun emirleri imiş gibi…

Bu da sonuçta mutlak olarak orijinal metinlerde bir barış kitabı olan Eski Ahit’i ve onun tanrısı Yehova’yı, kitabın tahrifinden sonra bir canavara dönüştürerek onu bir “ordular tanrısı”, “şiddet tanrısı”, “bir kavmin, bir ırkın kendi tanrısı” haline getirmiştir.

İsrail oğullarının tarihinin sürgünler tarihi olması beraberinde düşmanlardan korunma güdüsü, dışlanmışlık, kovulmuşluk gibi septomların Eski Ahite yansıyışı onu bir “nefret kitabı”, tanrısını da kendileri dışında herkesi yok etmeyi emreden bir “öç tanrısı” siluetine büründürmüştür.

Dolayısıyla, Eski Ahitte bazen “düşmanlarınızı sevin” derken, kimi zaman da “düşmanların kılıçtan geçirilmesini” emreden çelişkili metinlerin sorgulanmadan iman edilişinin altında onların kutsal metin addedilmesi,  kesin iman gerektirmesi ve sorgulanamaz olması vardır. 

Bunun sonucunda da kutsal metinlerdeki sevgi söylemleri ile pratikteki gerçek yaşanan hayat birbirine uymamakta; sevgi, barış, ölçülülük, yardımseverlik, cömertlik ve sadık olmayı emreden dindarlık figürü, az ileride kavmi ile övünen ötekine düşmanca saldıran, kavga eden ve her an nefret kusan birer dindar figüre dönüşmektedir.

Belki muharref dinlerin tümünün asıl sorunu da bu galiba…

Selam ve dua ile…

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
17Oca
10Oca

CHP ve Dindarlık

03Oca

Vasatilik

27Ara

Seven Sisters

20Ara