Dinde zorlama yoktur


Kur’an barış eksenlidir.

Tüm insanlığı özgürleştirmek ister.

Zor ve baskı ile dayatmayı kerih görür, yasaklar. 

Çünkü o insana ve hayata değer verir; iyi ya da kötünün seçimini insana bırakır. 

İmtihanın gayesi de budur. 

Özgür olmak, özgürce seçebilmek… 

Özgür olmayanlar seçemez ki zaten.

***

O başkasının malına ve canına tecavüz etmeyi insanlık suçu sayar ve bir insanı öldürmeyi bütün insanları öldürmekle eş tutar. 

Bir insanı yaşatmayı bütün insanları yaşatmaya eş tuttuğu gibi. (Maide 32)  

Öldürmeye değil, yaşatmaya çalışır. 

Bir mümini kasten öldüren kişi cehennem azabıyla tehdit edilir. (Nisa 93) 

Hoşgörü ve sevgi tüm Resullerin, nebilerin yoludur. 

Onlar şiddete şiddetle karşılık vermekten alabildiğince kaçınırlar. (İbrahim 12)  

Ve geçmiş tüm elçilerin çağlarının zalimlerinden tepki görmesinin nedeni, şiddet görmeleridir.

Nuh,  kavmi kendisini taşlamaya ve öldürmeye yeltendiği halde herhangi bir şiddet kullanmaya yeltenmemişti. 

Şuayb’ta keza... (Araf 88-89) 

Onlar kavimleri tarafından ölümle tehdit edildikleri halde yine de, güç kullanmaktan kaçınmışlardı.

Hud, kendisine ağır hakaretler ettikleri halde, kavmine karşı yumuşak ve nazik bir mukabelede bulunmuştu: “Ey halkım, bende beyinsizlik yok, ben alemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir elçiyim' dedi.” (Araf 67)

Musa'nın tavırlarında da aynı sünnetullah vardı. 

O da tehditler karşısında taşkınlık yapmadan sadece Rabbine sığınmıştı. (Mümin 27)  

Rabbimiz, yumuşak davranmasını öğütlemiş ve Firavunun yapacağı taşkınlıklara cevap vermemesini emretmişti… (Taha 43-46)

***

Nereden gelirse gelsin, baskının ve zorlamanın her çeşidi arınmaya engeldir. 

Rabbimiz insanları İslâm'a girmeleri için zorlamanın anlamsızlığını her vesile ile beyan eder. (Bakara 272)  

Elçilerin görevi sadece doğruyu göstermek (Kehf 29); hakkı insanlara eksiksiz olarak iletmektir. (Yasin 17)

Kuran, davetçilere savaşı ve ölümü çağrıştıran her eylemden kaçınmayı öğütler: “Sana lazım olan ancak apaçık tebliğdir.” (Nahl 82 ) 

İnsanların dünya görüşü, inanç ve yaşam biçimleri dünyaya ve hayata bakış açıları ne olursa olsun onlara baskı uygulamak inançlarından vazgeçirmeye çalışmak yasaklanmıştır. 

Savaşacak güç ve cesareti kendinde bulamadığından tarafsız kalmayı tercih eden insanları rahatsız etmek dahi yasaktır. (Nisa 90) 

Zulkarneyn, sahip olduğu muazzam güce rağmen düşmanları ile savaşıp tümünü kılıçtan geçirme yerine; onların saldırılarını kan dökmeden püskürtecek bir set inşa etme yolunu daha uygun bulmuştu. (Kehf 93-97) 

***

Tüm bu barış/kardeşlik mesajlarına rağmen anlattıklarımızdan zalimlerin her hal ve koşulda hoş görüldükleri, bağışladıkları anlamı da çıkmamalı. 

Nitekim Kuran inananları öldürmeye çalışan saldırganların öldürülmelerini emreder. (Bakara 191) 

Müminlerin, kendileriyle savaşmayan ve onları yurtlarından çıkarmayan inkârcılarla iyi geçinmeleri ve onlara karşı adil olmaları tavsiye edilirken; kendileriyle savaşan ve onları aynı gerekçeyle yurtlarından çıkaranları dost edinmeleri de yasaklanmıştır. (Mümtehine 9) 
Risalet’in ilk on üç yılında bütün baskılara ve tahriklere rağmen Müslümanlar savunma pozisyonunda kalmış; şiddete cevap vermemişti. 

Müşriklerin eziyetlerine karşı sabrı tükenen sahabe, Nebiden karşı koymak için izin istediklerinde bu istekleri reddedilmişti. 

Gelip: “Ey Allah'ın Elçisi, biz müşrik iken hiç kimseye boyun eğmezdik, fakat Müslüman olduktan sonra boynumuz büküldü.” diye sıkıntılarını dile getirdiklerinde Nebi: “Ben affetmekle emrolundum, kimseyle savaşmayın.” buyurmuştu. 

Yine Sümeyye ve eşi Yasir şehid edilmesine rağmen müşriklere şiddet içeren bir karşılık verilmemişti... 

***

O halde davet esnasında zorluk, işkence ve toplumdan dışlanmak sünnetullah gereğidir. 

Ve elçilerin savaşları savunmaya yönelik olup özgür bir düşünce/inanç ortamı oluşmasına matuftur: “Sizinle çarpışmaya girenlerle Allah yolunda siz de çarpışın. Ama haksız yere saldırmayın. Çünkü Allah, saldırganları sevmez.” (Bakara 190)

Bu ayet, Müslümanların sadece kendilerini savunmak amacıyla savaşabileceklerini ortaya koymaktadır.

Savaşa ancak inanç hürriyetini savunmak ve zulmü ortadan kaldırıp özgür bir toplum oluşturmak için başvurulabilir: “Fitne kalmayıncaya ve din yalnız Allah'ın oluncaya kadar onlarla çarpışın. Eğer çarpışmaktan vazgeçerlerse artık zulme sapanlardan başkasına düşmanlık edilmez.” (Bakara, 193)

İnsanları zorla dine sokmak için savaş emredilmediği gibi böyle davranmak “Dinde zorlama yoktur.” (Bakara 256) benzeri ayetlerle menedilmiştir.

Nitekim savaştan el çekenlerle savaşılmayacağı da kesin emirdir. 

Bu da müşrik de olsalar barış isteyen insanlarla yapılan savaşa son vermenin gereğine işaret etmektedir.

Sıkıntılara sabretmek, şiddetten kaçınmak tüm davetçilerin takip ettikleri tek yöntemdir.

Elçiler şiddet ve baskıya başvurmaz; onların mücadeleleri iknaya dayalıdır. 

Onların misyonu toplumları ifsat etmek değil, ıslah ederek erdemli topluluklar inşa etmektir. 

O halde; herkes inancını açıklama hakkına sahiptir ve inanıp inanmamakta özgürdür. 

Dinde zorlama yoktur, isteyen iman eder, isteyen de küfrü tercih eder. 

Kimse düşüncelerinden ötürü zorlanamaz. (Kehf 29) 

Kişi baskı ya da zorlama olmadan doğru ya da yanlışı seçmekte özgürdür. (Yunus 99) 

Bir insan Kuran'da batıl olarak tarif edilen bir inanca sahip olsa dahi, İslam topraklarında huzur ve barış içinde yaşayabilir, ibadetlerini özgürce yapabilir. (Kafirun 2-6) 

İslam, herkesin özgürce ibadet edebildiği, inançlarının gereklerini yerine getirebildiği bir toplum modeli öngörür. (Hac 40) 

Ve Kuran’ın muhaliflere tanıdığı düşünce özgürlüğü ortamına, yaşadığımız yüzyılda dahi hiçbir siyasal rejim ulaşılamamış; o özgürlük iklimini teneffüs edememiştir…  

Selam ve dua ile…

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
02Ağs

Çöküş

26Tem

Kültürel sömürgecilik

19Tem

Bektaş bilge bir kişidir 2

13Tem

Bektaş bilge bir kişidir 1

05Tem

Bilinç kaybımız