Din hatırlatmadır


“Hafızai beşer nisyan ile malüldür…”

Yani insan hafızası unutması ile ünlüdür.

Ve aslında tüm yaşanmış yıllar nebilerin, resullerin bu unutkanlığı onarma çabaları ile dolu.

Ruhlar aleminde vermiş olduğumuz Allah’ı tek Rab kabulleniş sözümüzü hep unutuyor; sonrasında gelen elçilerle tekrar hatırlıyor, sonra yine unutuyoruz...

***

İnsanın yeryüzünde hangi değerlere göre yaşaması ve hayatını nasıl tanzim etmesi gerektiği dinini belirler.

Hangi bilgi kaynaklarını kabul ettiği, yaşadığı hayatın kural ve kanunlarını kimin vaaz edeceği ve kabul ettiği bu otoriteye karşı yapması gereken sorumlulukların bilincinde olması da keza.

Hepimiz biliyoruz ki, Kur’an’a göre Allah, insanlara uymaları gereken temel değerleri Peygamberler vasıtasıyla yüzyıllar boyu bildirdi. Ve şu an yaşadığımız hal, bu bildirilere ne kadar uyup uymadığımızın bir neticesidir. Düşünüş şeklimiz, ibadetimiz, toplumsal ilişkilerimiz, aile yapımız velhasıl her şeyimiz.

Peygamberlerin görevi öyle fetih falan da değil; Allah’ın dinini tebliğ etmektir ve sonuçta her insan da buna uyup uymamakta serbesttir. 

Yani kendine Allah’ın dininin dışında başka bir din arayabilir.

İnsanın özgür iradeli olması zaten imtihanın bir gereğidir.

Neye inanıp inanmayacağını kendi belirlemesi, nasıl yaşayıp hangi kurallara göre hayatını tanzim edeceği gibi…

***

Peygamberler zorlayıcı değildir,

Onlar sadece tebliğcidir.

Anlatır, öğüt verir, çağırır, davet eder.

Kendilerini dinleyenlere Allah’ın en yüksek otorite olduğu ve hiçbir ortak kabul etmemelerini bildirirler. Çünkü tüm Kitapların ortak teması, ana fikri zaten budur.

Bu nedenle Kur’an da aynı diğer Kitaplar kadar insanoğlunun Allah’ın dışında veya yanında ikinci derece bir otorite kabullenmesini, şirk olarak nitelendirir.

“Yoksa ALLAH'ın izni olmadığı halde onlar için dini kurallar ve yasalar ortaya koyan ortakları mı var?...” 42/21

O, geçmiş tüm kitaplarda olduğu gibi Allah’ın dini dışında kalanların hepsini şirk dini olarak tanımlar.

Kur’an genelinde de yüzlerce ayette hükmün, otorite ve hükümdarlığın sadece Allah’a ait olduğu, itaat ve teslimiyetin yalnızca ona yapılması gerektiğini belirtirken bunun alternatifi tüm görüş ve düşüncelere en ufak bir meyli dahi tevhidi bozucu görür. Sadece bu dine tabi olanlar muvahhit olarak nitelendirilir.

Bu seçimde insan, serbest bırakılmıştır ve ödül ya da ceza yaptığı tercihe göre şekillenecektir. Ve bilmemiz gerekir ki eğer tercihimizi Allah’ın dininden yana yapmışsak, bu dinde en yüce, yüksek, mutlak hâkim, tek otorite, Allah’tır. 

O en yüksek otorite, mutlak hâkim, mutlak kanun koyucu, hüküm koyucu, mutlak yol gösterici, mutlak terbiye edici, mutlak huzur ve sükûn verici ve tek sığınılacak mercidir (21/22; 25/43; 9/31).

İtaat, kulluk ve tapınma yalnızca Allah’adır ve yalnızca Ona kulluk edilir. (36/60, 61; 9/31; 21/92, 93).

Bu, yüce yüksek otoriteden gelen değerler sistemini benimseyip yaşama aktaran insan topluluğu, müminler topluluğudur. Allah’tan gelen değerler sistemini benimsemiş olmayanlar ise ayrı bir toplum, ayrı bir millet, ayrı bir ümmettirler (10/104-106). 

İnsan ve toplum hayatının her alanının Allah’ın gönderdiği değer sistemine göre inşa edilmesi gerekir. Kuran’da “Hükmün Allah’a ait olmasından”, “Allah’ın indirdikleri ile hükmedilmesinden” kast edilen de zaten budur(12/40; 5/44-50; 2/85-86; 15/90-95).

İnsanoğlu yeryüzüne gönderilirken başıboş bırakılmamış, kurtuluş ve mutluluğu için fıtratına uygun bir şekilde nasıl yaşaması ve nasıl davranması gerektiği kendisine bildirilmiş ve yol gösterilmiştir. 

Hz. Adem’le başlayan Hz. Muhammed’le son bulan peygamberler silsilesinin görevi budur.

Dini, sadece Allah ile kul arasında namaz, oruç, hac, zekât, dua ve zikir olarak tanımlayıp ferdin kalbine, vicdanına, evine ya da mabedine hapsetmek farklı, yeni bir din inşa etmek demektir. Ve böyle bir din, Kuran’a göre batıl bir dindir(5/44-50; 3/118-120; 2/85-86, 7/3; 10/104-108; 12/40; 15/90-95).

Bu batıl dinde Allah’ın vahyi ya yoktur ya da parçalanmış olarak vardır. Ve insanın bütün ilgisi ve dikkati, yalnız ve yalnız bu dünyaya çevrilmiştir. 

Allah ve Ahiret hayatı ya unutulmuş ya da önemsiz bir hale gelmiş; günlük hayatta, sanatta, kültürde, eğitimde, dilde, bilimde, değerlerde, düşüncede, ekonomide, siyasette yönetimde ve devlet hayatında kısaca günlük hayatın hiçbir yerinde dine ve dini düşünceye yer verilmemiştir. Kur’an’ın tanımladığı ve Hz. Peygamberin hayata geçirdiği din parçalamış ve anlam alanı daraltılmıştır(6/159; 30/32).

Geçmiş ümmetlerin düştüğü hata da zaten budur ve bazı şeyleri unutmak, değerleri yıpratmak, unutmak, batıla dalıp gitmek insan karakterinin bir sonucu, imtihanın gereğidir.

Bir zamanlar çoğumuzun ezberlemeye çalıştığı, bugün unuttuğumuz bir ayeti hatırlatarak bitirelim: 

“Aralarında Allah’ın indirdiği ile de hükmet ve onların hevalarına uyma. Allah’ın sana indirdiklerinin bir kısmından seni şaşırtırlar diye onlardan sakın.”(5/44-50; 3/118-120, 2/ 85-86, 7/3)

Selam ve dua ile…

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
28Eyl

Demirci Kawa

21Eyl
14Eyl

Şahmaran

07Eyl
31Ağs