Algıda seçicilik - Enes Tarım

Algıda seçicilik


Kötülük artık her yerde ve kainat kötülerin hükmettiği bir yer. 

Kalleş bir yüzyıldayız ve maalesef iyi öldü. 

Muktedirlerin iktidarı elde tutabilmek için her şeyi mubah gördüğü zamanları yaşıyoruz.

İletişimin artması, internetin yaygınlaşması ve habere çabuk ulaşmak iyiliği değil kötülüğü güçlendirdi. 

Zihnimiz kitle iletişim ve sosyal medya araçları tarafından ele geçirildi.

Kafamız net değil ve yaşananlara dair en ufak bir fikrimiz yok. 

Bir bilgi bombardıman sağanağı altındayız.

Bu bombardıman bazen bir kitap, bazen bir mecmua ya da gazete veya TV de bir açık oturum, izlediğimiz bir dizi ya da çizgi film veyahut takip ettiğimiz bir sosyal medya fenomeni yahut ta sapkın bir vaiz olabilmekte.

Savunmasız, korunmasız, güvenlik açıkları ile dolu bir zihnimiz var. 

Algı yönetimleri ile direnme bir yana, kıpırdayamıyor; beynimiz, kalbimiz ve daha ötesi ruhumuzun esir edilerek ele geçirilmesine müdahale edemiyoruz. 

Bilgi kaynaklarına yüksek düzeyde erişiyor oluşumuz bir yana, üstatların beyin fırtınaları dolu eserleri, cüzler dolusu okuduğumuz Kuranlar, mealler, tefsirler bizi bilinçlendireceğine; tam aksi aciz bırakıp; zihnimizdeki prangaları her geçen gün ağırlaştırarak hareket edemez, yürüyemez, düşünemez bir hale getiriyor ve biz tüm bunların farkında dahi değiliz…

***

Hedef alınan kişi veya kitlenin, düşünce, tutum ve tavırlarını değiştirmeye, ikna etmeye yönelik tüm iletişim çalışmaları “algı” olarak tanımlanır. 

Yani telkine açık hale getirilen toplulukları, istenen yöne doğru bir yönlendirme çabası. 

Bu işlem halk arasında “beyin yıkama” diye bilinse de, günümüzün en etkili savaş silahlarından biri.
Kökü eskilere, Man kurtlara, Haşhaşilere uzanmakta.

Nazilerin propaganda bakanı Goebbels, Hitler’i büyük yalanlar söylemek ve bunları sıkça tekrar etmenin Nazi devriminin en önemli aracı olduğuna ikna etmişti ve Naziler bu yöntemi yıllarca başarı ile kullandı. 

Onlar sloganların uzun metinlerden daha etkili olduğunu keşfetmişti. Zira bir fikrin en etkili hali, sıkıştırılmış, rafine hale getirilmiş halidir. Ve her slogan bir fikrin, bir düşüncenin özetidir. 

O yüzden bilinçaltına hitap eden reklamlar bir algı oluşumuna hizmet etmek üzere kurgulanırlar. 

Ve aslında bizim eğlence olarak izlediğimiz masum çizgi filmler, diziler, sinema filmleri birtakım art niyetli fikirlerin beyinlerimize çok daha hızlı zerk edilmesini sağlayan birer katalizörlerden ibarettir. 

***

Algı Yönetimi, olayların zihnimizde olduğu gibi değil, istendiği gibi oluşmasının sağlanmasıdır.

Bunu yaparken uzun süre kitlelerin gündemine sokulup toplum hedefe alıştırılır. Bu bir süre sonra kabul etme etkisi yapmakta, zihinler sorgulamayı ortadan kaldırmaktadır.

Yanı sıra, konuşulması istenmeyen konular da unutturulmaya çalışılır. Bellek bir süre sonra olayı zihinden siler.  

Ertesi gün başka olaylar gündemdedir ve belleğimiz olayı unutmuştur.

Ve bunu sağlayan günümüzde en büyük unsur algıdır.

O yüzden günümüz devletleri, siyaset adamları, ekonomi devleri artık en büyük yatırımı reklam ve anket şirketlerine, halkla ilişkilere ve lobi şirketlerine harcamakta.

Kitlelerin, toplumların algıları üzerinde oynayarak onların hangi olayı nasıl görmelerini istiyorlarsa o alanda uzun ve masraflı çalışmalar yapmaktalar. 

***

Birey ya da toplum unuttuğunda kandırılmaya açık hale gelir. 

Toplum olarak ortak zaafımız; unutkan ve duygusal olmamız.  

Geçmişe dair bir belleğimiz yok ve geçmiş yaşananları göz ardı ettiğimizden aynı hataları tekrarlayarak aynı sonuçlara gebe kalıp aynı şeyleri yeniden yaşıyoruz.

Toplumlar tefekkür zaafına uğradığında akli melekelerini kullanmaktan vazgeçip duygularının hâkimiyeti altına girer. 

İçinde bulunulan durumu fark etmek ve düşünerek direnmek mümkünken bunu gerçekleştiremiyor oluşumuz aslında tüm yaşadıklarımızın nedeni olsa gerek.

Çok uzun bir süredir zihinsel savaşlarla, algı operasyonları ile zayıflatılıp güçsüzleştirilerek terbiye edilmeye çalışılıyoruz.

Ekonomik yaptırımlarla, tarımsal politikalarla, bazen aç bırakılıp, bazen sopa gösterilerek, bazen sevip bazen kızarak ıslah etmeye, değişime tabi tutulmaya çalışılıyoruz.

Bu terbiye ediş bizleri kimi zaman yoklukla, kimi zaman darbe ve hapis tehditleri ile kimi zaman da etnik çatışmalar şeklinde gerçekleşiyor.

Bu saldırılarla yaralanıyor, zayıflıyor, güçsüz düşüp, bitme noktasına geliyoruz. 

Onlarsa bu hengâmede tüm varlıklarımızı gasp edip nesillerimizi helak ederek kendi uluslarını inşa ediyor.

Ve maalesef bizler artık hayatı onların değer yargıları ile okuyor, onlar gibi düşünüp, dünyayı onlar kadar ölesiye seviyoruz.

İslam’ın bir yönetim biçimi olduğunu kabullenmiyor, egemenliği Allah’a vermiyor, O’nun yeryüzünde hükmetmesini istemiyor, dini sadece ahiret hayatına taalluk eden değerler silsilesi olarak görmek istiyoruz. 

Sadece birtakım ritüellerden ibaret bir İslam anlayışını dinin temeline inşa ediyor, böğüren buzağı heykellerini şehirlerimizin meydanlarına dikerek, dini ritüellerden ibaret görme arzumuzu her geçen gün şiddetle haykırıyoruz.

Artık egemenliği Allah’a vermeyen bir dine inanıyoruz. 

Ve bu algı operasyonlarına, bu manipülatif sekülerleşme saldırılarına karşı koyamayıp kaybedecek olursak; belki de İslam’ın tüm yeryüzünde yok oluşuna tanıklık eden bir kavim olarak lanetlenmiş olacağız…

Selam ve dua ile…

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
13Eyl

Otizmli Çocuk

06Eyl

Sıffinden Bugüne Haricilik

30Ağs
23Ağs

Afgan Cihadı ve Taliban

16Ağs

Linç kültürü