Yeni bir yıl ve 2021


Birçok sıkıntıları içinde barındıran, gelecek günlerde devamını beklediğimiz yoğun pandemi depremi ve artçılarının akabinde, arkada bıraktığımız bir senenin sonunda avuçlarımın içine, gözlerimin kenarlarına baktım. Biraz kendimi dinledim yılın ilk günlerinde. Günler, aylar hiç yaşanmamış gibi geçen onca yıllar... 

Büyüdüğüm yuvadan ayrılışım, annemi babamı bırakıp ne dilini ne de kültürünü bilmediğim, havası kadar içindeki insanların da soğuk olduğu topraklara, tanımadığım insanların arasına yüreği ile beni ısıtan bir beyin ve bir ailenin yanına gelişim, güzel dostlar edinişim, evlatlarımın arka arkaya oluşu, birden büyümeleri, bir bir evden ayrılışları, evlerine misafir olarak gelişleri, torun sevinci ile tanışmam ve yarım asırlık çınar misali yaşımın elliye dayanması...

Ömür dediğin neydi ki?

Bir varız bir de yok. İki günlük dünya ve yaşadığımız an. Ya mutluluğumuzun tadını çıkarıp mutlu ederiz ya da mutsuzluğumuza sebep olanlara kahredip, çaresizliğimiz içinde kavrulup mazlumları oynarız.

Sultan Süleyman’a kalmayan dünya kime kalabilirdi ki? 

Ölüm ya şuan ya da yarın. Önemli olan vaktimizi kiminle ve nasıl geçirdiğimiz. Ya sevdiklerimizin yanında olup ellerini bırakmayız ya da sırt çevirip geleceğe kahredip, gelecek kaygısıyla günümüzü mahvederiz. Olmayana takılır, olanın kıymetini bilmeyiz. Keşkelerin ardına sığınıp an’ın tadını çıkarmayız.

Elbette bizler güzel olan ne varsa buna layığız. Her ne yaşarsak yaşayalım bizi kötülükten korumak içindir. Rahman, her şer görünenin ardında hayır var demektedir. Lakin şer gördüklerimizde hataları yapan yani eylemin asıl faili olmak elbette bize daha büyük acı verir. Zira içimizden gelen sesimiz bizi pek rahat bırakmaz.

Engeller elbette aşmak içindir. Başarılmayacak hiçbir engel yoktur. Yeter ki kazanmaya azmedelim. Hiç kimse taştan değildir. Taşa yapılan yatırım bile sanat eseri olarak geri dönüşüm yapıyorsa, her birimiz sanatkar olmak için emek vermeliyiz. Zira zorlukların arkasındaki kolaylıklar olacağını vaat eden Vedûd olan Rahman’a güvenmeliyiz.

Karanlığa kızıp karalara bürünmek, küskünleri oynayıp kabuğumuza çekilmek, kimseyi görmeyi istemeyip kapımızı kapatmak, eşimize dostumuza kızıp gönlümüzün dışına atmak kolaydır. Gözlerimizi güzelliklere kapatıp görmeyebiliriz. Kulaklarımızı af dilemelere tıkayıp duymayabiliriz. Dilimizi, yaptıklarımız için özür dilemeden tutup dudaklarımızı kapatabiliriz. 

Peki böyle hareket etmekle kime zarar vermiş oluruz?

Gelin sizde yılın ilk günlerinde avuçlarınızın içine, gözlerinizin kenarına bakın. Biraz kendinizi dinleyin. Geçmişe kızarak değil tamir ederek, geleceğin telaşıyla değil heyecanıyla, gününü en güzel geçirme isteği ile yaşayın. 

Size yakın olup da terk edemediklerinize sevdiğinizi ve onu asla bırakmayacağını söyleyin. Kalplerde olanı bilen sizin de sevmediğiniz halde terk edemediğinizin de kalbinde olanı bilir. 

Dua edin Rahman’a. Hayatta sevgiden daha büyük bir ilaç mı vardır?

Hayat sevince sevilince daha da bir güzeldir. İnanın siz güvenilmeye, sevilmeye, saygı duyulmaya, değer verilmeye, fedakarlık yapılmaya, takdir edilmeye layıksınız. Layık olduğunuz şekilde hareket edin. Zira karşıya yaptıklarınız sizin beklentilerinizin eylem halidir. 

Birilerinin sizi anlamasını, size hak vermesini, sizi mutlu etmesini de beklemeyin artık!

Mutlu ettiğiniz müddetçe mutlu olacağınızı, mutlu oldukça daha mutlu edeceğinizi bilin. Öncelikle size en yakın olanları af edin. Af etmek, af edemedikleriniz için değil, kendiniz için önemlidir. Siz af edilmeye değersiniz. 

Bugün yapmazsanız yarın da yapamayacaksınız! 

Ves-Selam

info@asiyeturkan.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI