Müslüman erkeğin ve kadının toplumsal kimliği


Toplumsal cinsiyet eşitliğinin hararetle gündemde tutulduğu ve kavramların karıştırıldığı şu günlerde, öncelikle hem kadının hem de erkeğin kimliğinin konuşulması gerekir. Zira kimliği olmayan ne erkeğin ne de kadının bir değeri yoktur. 

Maslow’un ihtiyaçlar piramidinde insanın en önemli gereksinimleri sevmek sevilmek, değer vermek- verilmek, önem vermek - verilmek, toplumda kabul görmek, güvenilir olmak, kendini gerçekleştirmektir.

Bu duygular da en büyük etken elbette annedir. En önemli algı ve yaşam merkezi bilinçaltı da annelerin elinde şekillenmektedir.

İnsanın bilgileriyle düşünür lakin duygularıyla yaşar. Küçük yaşlarda oluşan duyguların temellerini de anne atar.

Hasılı toplumu oluşturanların kadındır. Kadının ihmal edildiği, mutlu olmadığı toplumun mutlu, sağlıklı, başarılı bir toplum değildir.

Peki; cinsiyet eşitliğinin düşünüldüğü ortamda kadının da erkeğin de değeri olur mu? 

Erkeğin değerini bulmadığı toplumda kadın değerli olur mu?

Değerleri belirleyen insanoğlu olursa tam değerini verebilir mi? 

Hele de, toplumsal cinsiyet eşitliğinin konuşulduğu ortamdan Müslümanın kimliği olur mu?

Şu hakikat gönüllerde yer etmelidir. İslam, Allah katında tamamlanmış tek hak dindir ve Allah’ın dinidir. Onun ne eksiği ne de kusuru vardır. 

Müslüman yani bu dine inandığını dile getiren ise, Allah’a güvenen ve bu güvenle teslim olması beklenendir. Kusuru ve eksiği bitmeyen, uyması gereken kurallara uymadığında da başı dertten kurtulmadığını bilendir.  

Ben neyim ve bu hal neyin nesi diye sorgulayandır. 

Kafasındaki bütün nedenleri, niçinleri sorup kişiliğini oluşturma derdinde olan, kendisinin belirli bir kimse olmasını sağlayacak koşulları oluşturan, kişiliğine ilişkin özelliklerinin farkında olandır. 

Toplum; bir arada yaşayan bireylerin tarihsel gelişme içinde, aynı toprak parçası üzerinde birlikte yaşayarak ortak uygarlık oluşturduğu, yaşamlarını sürdürmek ve birçok çıkarlarını gerçekleştirmek için işbirliği yapan insanların tümüdür. 

Sağlıklı bir bireyi insanı din ve içinde yaşadığı toplum oluşturur. Hayatını da bu kültür ile devam ettirir. Algılar, alışkanlıklar bu bilgiler üzerine oluşur. İnsanı etkilen bu algıları ve alışkanlıkları değiştirmek din değiştirmekten de zordur. 

Şu gerçek asla unutulmamalıdır. Tarihin hiçbir aşamasında aile bir kenara bırakılarak olgun kişilik elde edilemez. Zira aile, bir bireyin yetişmesinde en büyük etkendir. 

Müslüman kadının ve erkeğin toplumsal kimliğinin oluşmasını istiyorsak, öncelikle aileyi imar etmekle işe başlamalıyız. İnsanın huzur ve dinlenme yeri olması gereken evler, şu an ateş hattı ise bunun sebebi de elbette kurala uymayan Müslümanın ta kendisidir. 

Öncelikle toplumu doğuran annenin mağdur edilmemesi, haklarının elinden alınmaması, itilip, eziklik hissetmemesi, aşağılanmaması gerekir. Aksi takdirde bu annenin yetiştireceği evlatlar, kadın olsun erkek olsun mecliste bile bulunsalar adalet dağıtmaktan aciz olacaktır.

Hasıl-ı Kelam; daha yaşanılır bir dünya için, kadının ve erkeğin toplumsal değerini batıdan değil Haktan almalı, kurallara uymalı, sınırları bilmeli, sorumluluklarının farkında olarak Mü’min olma gayreti içine girmelidir.

Ves-Selam
www.ailedanismani.de
info@asiyeturkan.com

info@asiyeturkan.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
28Tem
21Tem

Biri bizi gözetliyor!

14Tem

Başka dünya yok!

07Tem

“An” ın kıymetini bilmek!

30Haz

Kendimizi mi kandırıyoruz?